Aylardan beri Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları devam ederken, bu defa da Putin kısmi seferberlik ilan etti. Bu ilan biraz da dünya için sürpriz oldu. Çünkü Ukrayna’ya saldıran, savaşı başlatan kendisi idi. Ancak, bir haftada istediği hedeflere varabileceğini sanan Rusya bu hesabının yanlış çıktığını görünce, bir başka ifadeyle beklemediği bir direnişle karşılaşınca kısmi seferberlik ilan etti. Bunu yaparken de gerekçe olarak toprak bütünlüğünü korumak olarak ilan etti. Kısacası Putin, “Toprak bütünlüğümüz tehdit edilirse Rusya mevcut tüm yolları kullanacak, bu bir blöf değil” diyerek adeta meydan okudu. Kime meydan okudu sorusunun cevabı sanıyorum sadece Ukrayna değildir. Bu arada Putin’in seferberlik ilan etmesinin ardından ABD Başkanı Biden’in yaptığı açıklama da dikkat çekiciydi. Biden, “Rusya BM sözleşmesinin ilkelerini utanmadan ihlal etmiştir. Kimse Rusya’yı tehdit etmiyor” diyerek kafalarda çeşitli soruların canlanmasına zemin hazırladı.

Hemen belirteyim ki, gerek Putin, gerek Biden’in açıklamaları aslında kendi tutarsızlıklarını, samimiyetsizliklerin ortaya koymuştur. Çünkü Putin toprak bütünlüğünün tehdit edildiğini ileri sürerek seferberlik ilan ederken geçmişte Afganistan’ı hangi gerekçeyle işgal ettiklerini izah etmesi gerekiyor. Aynı durum Biden için de geçerli. Çünkü Rusya’nın ardından bu defa Afganistan’ı ABD işgal etmiş, bununla da kalmayarak aslı astarı olmayan gerekçelerle Irak işgal edilmiş binlerce Müslüman katledilmiştir. Kısacası, ABD ve Rusya’nın söylediklerine, özellikle ülkelerin bağımsızlığına saygı duyduklarına dair açıklamalarının inanılacak bir yanı yoktur. Çünkü bir ülke yöneticisi kendi ülkesinin bütünlüğünü korumak adına nükleer silah kullanabileceklerini ima ediyorsa o zaman kendilerinin geçmişte yaptıklarının hesabını vermeleri gerekir. Bunun da ötesinde İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünyanın Rusya ve ABD tarafından paylaşıldığını, her iki sömürgecinin kendi paylarına düşen alanların işgal ve elde tutulmasında birbirilerine destek verdiklerini unutmamak gerekiyor. Böyle olunca da dünya üzerinde adalete dayalı barışın temini hususunda ABD ve Rusya’nın söylediklerine inanılmayacağını unutmamak gerekiyor.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, sömürgecilere güvenerek yola çıkanlar çok geçmeden yolda kalacaklarını bilmelidir. Ne var ki bu gerçeğe rağmen insanlar ideolojik bir takım saplantılar sebebiyle yandaşı oldukları sömürgeci gücün işgaline bile gerekçe bulmaya çalışırlar. Yıllar önce Sovyetler Birliği, Afganistan’ı işgal ettiğinde Rusya yanlısı bir gazeteci arkadaşa, Afganistan’ın özgürleştirmek adına işgal etmeyi nasıl izah edeceksin diye sorduğumda arkadaş, “Rusya işgalci değil” karşılığını vermişti. ABD 6. Filo’sunun Türkiye’ye gelmesini bağımsızlığımıza zarar olarak görenler bazı ülkelerin işgalini, o ülkelerin özgürleştirilmesi olarak sunabilmişlerdi. Aradan geçen bunca zamana rağmen sömürgecilerin olaylara bakışı ve takdimi değişmedi. Belki sadece gerekçeleri değişti. Söz gelimi Irak’ı nükleer silah bulundurduğu bahanesi ile işgal eden ABD, şimdilerde ülkeleri terörle mücadele adı altında sömürüyor, işgal ediyor. Bu bakımdan dünya üzerindeki gelişmeleri ve olayları sömürgecilerin diliyle değerlendirmek insanlığı gerçeklerden uzaklaştırıyor ve sömürgecilerin yalanları gerçekmiş gibi sunuluyor.

Bunun yanında Türkiye’yi yaklaşık 60 yıldır AB kapısında bekletenler, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan ülkeleri hiçbir şart ileri sürmeden aralarına aldılar da Türkiye’ye verdikleri ev ödevleri bir türlü bitmedi. Olaylara bir bütün olarak bakıldığında sömürgecilerin Haçlı zihniyetinin hiç değişmediğini görmek ve ona göre yeni bir dünya düzeninin kurulması için harekete geçmek gerekiyor.