Özel televizyonların hayatımıza girdiği ilk günden beri, yapımcıların, koordinatörlerin ve televizyonların kuşaklarını biçimleyen genel müdürlerin önünde eğildikleri tek kavram vardır; reyting. Bir program televizyonlarda yayınlandığında hepsinin elinde izlenme oranlarını ortaya koyan reyting raporları vardır. Hatta bu yapımcıların programın yayınlandığı dakikalarda bile reytinglerin düşmesi, kalkmasıyla ilgili farklı aktivasyonlar yaptığı ve izlenme oranlarının artırılması yönünde programcıları uyardıkları ifade edilir. Reyting hazretleri onların dünyalarını biçimleyen en önemli unsurdur. 

Tabii ki, bu oranların belirlenmesini sağlayan izleyicilerin de bu kirli ve paslı çark içinde çok önemli bir yeri vardır. Muhabirler ellerine mikrofonu almış sokak röportajları yapıyorlar: “Ne izliyorsunuz televizyonda?” diye soruyorlar. Vatandaşların birçoğu, “Belgesel izliyorum, yarışma programı izliyorum, tartışma programı izliyorum” diye cevap veriyorlar. Peki, kardeşim sizler belgesel izliyorsanız, Acun’un yabancı formattan apardığıSurvivor’u kim seyrediyor? Hiçbir albenisi olmayan, birbirinin kopyası, ahlak ve maneviyata savaş açmış olan dizileri kim seyrediyor? 

Her zaman söylüyoruz, televizyon ekranlarında yayınlanan Türk dizileri maneviyatı yok etmek için kurgulanmış birer sosyal bombadır. Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı,  birlikte yaşamanın mubah görüldüğü, Avrupa’nın kültürünü bizlere dayatmaya çalışan, ahlak kavramını dejenere etmek ve törpülemek üzere kurgulanan bu diziler, aile yapımızın dibine dinamit koymak için özellikle üretilen yapımlardır. Aşk kavramını sulandıran, sadakat kavramını yok eden, Rabbimizin, “Yaklaşmayın” buyurduğu zinayı türlü kılıflarla gözümüzün içine sokan bu dizilerin sosyal ve ailevi hayatımızda yaptığı tahribatı ortadan kaldırabilme imkânı da maalesef yavaş yavaş yok oluyor. 

Türkiye’de magazini haber kuşaklarına sokan ilk isim, Show TV’de anchourmanlik yaptığı dönemde Reha Muhtar olmuştu. Diğer haber kuşakları da onu taklit ettiği için,  o dönemde sulu, cıvık bir magazin anlayışıyla hazırlanan tüm programlar hayatımızı bir zehirli sarmaşık gibi kuşatmıştı. 

Acun Ilıcalı muhabir kimliğiyle o dönemde bu televizyon kanalında Acun Firarda diye bir program hazırlıyordu. Ecnebi memleketlere gidip, oralarda elinde mikrofon, ecnebilerle röportajlar yapıyordu. Zaman içinde reytinge ve magazine dayalı bu süreç, O’nu magazin zirve noktası haline getirdi. Şimdi televizyon sahibi oldu. Bir muhabirin koskoca bir televizyon kanalını satın alabilmesi ve kendisini o noktaya getiren magazini tüm boyutlarıyla devam ettirebilmesi bu anlayışı topluma hâkim kılmak isteyen iktidar zihniyetiyle de çok yakından ilgilidir. 

Magazin… Magazin… Magazin… O ne yapmış? Bu ne yapmış? O evlenmiş mi? Bu boşanmış mı? Sanatçıların peşinde kamerayla koşturan anlayışı ortadan kaldırmak için değil, desteklemek için özellikle yol veriyorlar. 

Mesela, evlilik programları da televizyon ekranlarımızı kuşatmış, kirli bir magazin anlayışının ürünü olan, aile kavramını rencide etmek ve insan ilişkilerini cıvıklaştırmak, sulandırmak için özel olarak kurgulanmış yapımlardır. 

Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti… Bu kirli magazinel anlayışı bitirmek için hiç kimsenin küçük bir adım bile atmaması, yöneticilerin özellikle bu bataklıkta insanlarımızın boğulmasına seyirci kalması,  Türkiye’de aileden sorumlu bakanlığın eften püften şeylerle uğraştığının açık bir göstergesidir. 

Toplumları ayakta tutan, dinç tutan, maneviyattır, ahlaktır… Ahlak çürümeye başlamışsa o toplumun iflah olmasının imkânı da yok olmuştur.