Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başbakan olduğu Refahyol hükümetinde, Hocamızın ekonomi başdanışmanı olan Prof. Dr. Osman Altuğ, zaman zaman yaşadığımız ekonomik krizlerle ilgili olarak şu tespitte bulunur: “Bu krizler üretim ekonomisinin tüketim ekonomisinden aldığı intikamdır”... Bir ülkenin ekonomisinin güçlü olmasının temelinde “üretim faktörü” yatmaktadır. Ne kadar çok üretirseniz o kadar güçlü sayılırsınız. Türkiye’nin ekonomisi de sözde yüzde 5 büyüyor, ama ithal ikamesiyle büyüyor, yan sanayi ürünlerini yabancı ülkelerden ithal edip burada montaj yapmak suretiyle büyüyor.
Dikkatimizi çeken en önemli ayrıntılardan birisi de rantiyer sistem, almış başını gidiyor. Bayramın yaklaştığı bugünlerde televizyon ekranlarında dönen reklamların başında “Bayram kredileri ve kredi kartları” geliyor. “İki bayram arası ödeme yapmayan kredi”, “Aldığınızda 6 ay sonra ödemeye başlayacağınız kredi”...Kredim şu bankada… Bu bankada...
Öylesine cazip, öylesine “albenili” reklamlar ki, üç kuruşu olmayan Ahmet Amca, Salih Dayı, Mehmet Dede, Ramazan’ı cebinde para ile geçirmek için bu kredilerin üzerine atlamaya hazır bekliyor.
Kredi kartları ise bir başka âlem… Bonus veren… Hediye üzerine hediye veren… Para biriktirip sizlere hediye aktaran… Onu yapan, bunu yapan kredi kartları… Türkiye’de kredi kartı kullananların sayısı yaklaşık 45 milyonu bulmuş durumda. Bu kredi kartlarının insanları zorladığı tüketim kültürü dolayısıyla, her ay kredi kartı batağına düşenlerin sayısı giderek yükseliyor. Kredi kartı, bir silaha benzer… Bu silah, cüzdanınıza yerleştirilmiş, namlusu ise size dönük bir tabanca gibidir. Siz harcadıkça, pos makinesinden kredi kartınızı geçirdikçe, cebinizden bir şey çıkmadığı için, sanki hiç para harcamıyormuş gibi bir hisse kapılırsınız. Oysa harcadığınız her kuruş, bir sonraki ayda, acı bir fatura olarak karşınıza çıkacaktır.
Tüketim ve harcama kültürü olmayan, alışveriş kültürü olmayan, neyi nasıl satın alacağını, nasıl satın alması gerektiğini bilmeyen Türk halkı, ceplerindeki kredi kartlarını kendileri için statü göstergesi gibi kullanıyor olabilirler.
Ama bilinmelidir ki, ceplerinizdeki afili kredi kartları bir silahın kurulmuş zembereği gibi sizi borç batağına düşürmek için her an tetikte beklemektedirler. Zannımca, bütün kredi kartlarının bütün bankalarda bir karşılığı bulunuyor. Her banka kullanmasa bile müşterilerine kredi kartı satarak, onun kendi bankasının kapısında kapıkulu olmasını sağlıyor.
Bir arkadaşım kredi kartına nasıl battığını ve nasıl kurtulduğunu bana şöyle anlatmıştı: “Attan düşenin halini attan düşen anlar hesabı, ben de geçtiğimiz dönemlerde bir kredi kartı faciası yaşadım. Daha sonra bir yerlerden bulup buluşturup borcumu ödedikten sonra kredi kartını ise kesip attım. Altı ay sonra kredi kart bankasından bir müşteri temsilcisi beni aradı. “Altı aydır kredi kartı kullanmıyorsunuz, bir durum mu var?” diye hesap sordu. Ben de, “Kredi kartınızı kesip attım, çünkü kredi kartınız dolayısıyla borç batağına battım” şeklinde aramızda bir diyalog geçti. Müşteri temsilcisi, “Size en yakın zamanda kredi kartınızı gönderiyorum” deyince, ben de çileden çıktım. “İstemiyorum kredi kartınızı, insan kendi cebinde, kendi borç bataklığını taşır mı?” dedim. Müşteri temsilcisi, başladı anlatmaya… En az 10 dakika deyim yerindeyse başımın etini yedi. Ben de defalarca istemediğimi söylediğim halde bir hafta içinde bana bankanın kredi kartı yeniden geldi. Ben de yeni gelen kredi kartını da kesip attım. Allah’a şükür şu anda kredi kartı kullanmıyorum. Ve çok rahatım… Ne kredi kartlarının beni zorlayacağı kampanyalarla uğraşıyorum ne de kredi kartının sosyal statüsü beni ilgilendiriyor.” Kredi kartı illetinden kurtulmayı Allah (c.c.) herkese nasip etsin!