Bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen Kadir Gecesi’nin içinde bulunduğu onbir ayın sultanı rahmet ayı Ramazan-ı Şerif’i bu yıl geçmiş yıllardan daha farklı bir konumda ve atmosferde idrak ediyoruz. Camilerin kapalı olduğu ve cemaat ortamının olmadığı bir konumda huşu içerisinde teravih namazını kılma ne derece huzur ve mutluluk verirse, biz de o kadar huzurlu ve mutluyuz. Değerli hocalarımız evde cemaat olarak kılınmasının önemini ve getireceği manevi faydaları anlatarak tavsiye ediyorlar. Evet, doğrusu bu da değerlendirenler için önemli bir kazanımdır. Evlerinizi mescit haline getirin emrine de uygun düşmektedir.
Nitekim 65 yaş üstü ve 20 yaş altı kişilerin evde kalması ve sokağa çıkma yasaklarını da bu anlamda fırsata çevirerek mübarek Ramazan-ı Şerif’i inşallah ihya etmiş oluruz.
Geçirdiğimiz bu olağanüstü durum vesilesiyle Sayın Cumhurbaşkanı ulusa sesleniş konuşmalarını daha sık yapma gereği duydu. Bu haftaki konuşmasını önemle takip ettik. Yine alıştığımız ve hiç değişmeyen tarzda ve üslupta konuşmalarına devam ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı konumu gereği olacak ki konuşmasının bir bölümü Cumhurbaşkanı sıfatıyla, diğer bir bölümü ise AK Parti Genel Başkanı sıfatı ile oluyor. Cumhurbaşkanı olarak alınan kararlar ve topluma verilen mesaj hususundaki konuşmalarında bir beis yok. Ancak genel başkan konumuna geçtiğinde sanki yarın seçim varmış gibi muhalefete yüklenmesi, şova ve gösterişe yönelik açıklamaları akla ziyan bir hâl alıyor. Toplumun önemli bir yoksul kesimi dört gözle yardım beklerken ve maske dağıtımı bile henüz hedefe ulaşmamışken Amerika Birleşik Devletleri’ne şu kadar tıbbı malzeme yardımı yapıyoruz, bu malzemeleri taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri’mize ait askeri nakliye uçakları yarın Amerika’ya hareket ediyor diyerek hangi akla hizmet edildiğini anlamış değiliz. Bu sıkıntılı ortamda bile hâlâ siyasi menfaat alışkanlığını bir türlü bırakmadığı görülüyor.
Evet, iktidar böyle de, ‘ya muhalefet ne yapıyor’a gelince manevi değerleri ve hassasiyetleri bir türlü içine sindiremeyen bir kısım sözüm ona çağdaş geçinenler toplumun inancına saldırarak iktidarın kaybolan itibarını yeniden kazanmasına yardım ediyor. Zaten sorgulayan, araştıran ve doğru analiz yaparak karar veren bir toplum değiliz. Geçmişe baktığımızda İslam tarihinde önemli bir yere sahip olan bir olay anlatılır. Cennetle müjdelenmiş ve adaletin timsali Hazreti Ömer-ül Faruk (r.a.) bir gün yeni bir cübbe giymiş hutbe okurken cemaat homurdanmaya başlar ve içlerinden biri, “Ya Ömer ganimetten bize düşen kumaştan bir cübbe olmadı sen kendine fazla almışsın ve bu haksızlıktır” dedi. Hz Ömer oğlu Abdullah’a dönerek, “Kalk sen cevap ver” dedi. Abdullah İbni Ömer kalktı, “Evet babama da bana da bir cübbe olacak kadar kumaş düşmemişti, ben payımı babama verdim” deyince cemaat özür dilemek zorunda kaldı. Şimdi böyle bir toplum maalesef yok. Reis ne kadar yanlış yapsa da hata etse de bir bildiği vardır diyen, sorgulamayan bir toplumuz. Bu da iktidarın bu kadar yanlışına rağmen uzun süreli iktidarda kalmasının en önemli sebeplerinden biridir.
İlahi emirde buyrulur ki siz kendinizi düzeltmedikçe Allah sizi düzeltici değildir. O halde toplum olarak bu mübarek günlerde kendimizi düzeltme fırsatını çok iyi değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Allah akıllı şuurlu imanlı bir toplum olmayı nasip etsin inşallah.