Bugün Ramazan’ın son günü. Bir ay boyunca dolu dolu, Rabbimizle baş başa bir Ramazan geçirdik. Nicedir bize küskün olan Kur’an’ımızla barıştık. Zihnimiz, dilimiz ve kalbimizle zikre alıştık. Hakiki secdelerimiz ile seccadelerimize sarıldık. Ayaklarımız camiinin yolunu öğrendi. Midelerimiz boş durmayı, gecelerimiz Allah ile yoğrulmayı, uykularımız bir aşk için yataklardan doğrulmayı öğrendi. Yıl boyunca yorulmuş, günahla, isyanla, hatalarla yoğrulmuştuk. Temizleyici, arındırıcı olarak Ramazan imdadımıza yetişti de dinlendik, tazelendik, temizlendik.

Bazen zorlandık. Ezelden beridir düşmanımız olan şeytanın, zincirini kırıp bize ulaşmaya çalıştığı zamanlar oldu. Nefsimize ağır gelen imtihanlarla denendik. İmtihan olmamız normaldi. Hayatımıza yön verecek, ömrümüzü muhafaza edecek, adımlarımızı cennete yöneltecek bir zaman dilimini yaşıyorduk. Şeytanın çıldırması da normaldi. Bizi, onun kirli oyunlarından fersah fersah uzaklaştıracak bir eylemi gerçekleştiriyorduk...

Ama artık bitti. Göz açıp kapayana kadar nasıl da geçti! Yarın ümmet olarak bayramı yaşayacağız. Yarından itibaren artık bir başka imtihana duçar olacağız. Ramazanın hakkını verebilmiş ve mağfiret bulabilmiş olma umuduyla yeni sorumluluklara, yeni sınavlara başlayacağız.


Vereceğimiz ilk imtihan, geçirdiğimiz Ramazan’ı muhafaza edip edemediğimiz olacak. Ramazan boyunca yaşadığımız güzellikleri, edindiğimiz yenilikleri ve oluşturduğumuz prensipleri, yılın diğer zamanlarına ne denli yansıtabildiğimize bakılacak. İlahi kameralar, Ramazan ile temizlenen bedenlerimize, kirlerinden arınıp berraklaşan zihinlerimize, gerçek mutluluğu tadan kalplerimize ve açlıkla huzur bulan midelerimize zulmedip etmediğimizin kaydını alacak.


Umarız ki affımıza, mağfiretimize sebep olan şeylerin, kutsal kelam, Allah’ı zikir ve secdelerimizin gözü artık hep bizim üzerimizde olacak. Rafa kaldırılıp yıl boyunca yüzüne bakılmayan Kur’an artık bizden hesap soracak. Dünyaya dalıp zikri unuttuğumuz zaman, zikirle hemhal olmak isteyen dudaklarımız ve kalbimiz bizden şikâyetçi olacak. Camileri unutan ayaklarımız dünyevi yollarda yorulacak. Alelade ve alelacele yapılan secdelerimiz bizden razı olmayacak.


İkinci imtihanımız, kardeşlikten olacak. Ümmet olarak hep sınıfta kaldığımız bir ders olan kardeşlik... Ramazan’da, “Mübarek aydır” deyip kucaklaştığımız, küs olduklarımızla barıştığımız, hataları görmezden geldiğimiz ve özlenen muhabbet ve ülfet ortamlarına kavuştuğumuz kardeşlik, diğer Ramazan’a kadar bizden aynı özveriyle hareket etmemiz ve kucaklaşmamızın beklentisi içinde olacak. Kutuplaşmanın arşa ulaştığı, herkesin birbirine diş bilediği, eline bir kaşık su geçirse birbirini boğacak milyonların olduğu ülkemizde kardeşlik, bir ağacın köklerinin toprağı kavradığı gibi birbirimize kenetlenmemiz ve kaymasın diye toprağı sımsıkı sarmamız beklentisiyle, belki de yine vereceğimiz en ağır imtihan olacak!


Zincirlerini koparan şeytanın meydanlara salınması gibi, kapısı açılan midelerimize haram-helal, zararlı-zararsız ayrımı gözetmeden daha ilk günden ne var ne yoksa doldurmak ve bunu bayram bahanesiyle yapmak, midemiz adına vereceğimiz bir imtihan olacak.


İnternet aracılığı ile evlerimizin her odasına ve hatta ceplerimize giren gayri ahlaki görüntülere karşı kapattığımız gözlerimiz, Ramazanda yere indirdiğimiz göz kapaklarımız, malayaniye karşı taarruza geçirdiğimiz kulaklarımız, maneviyatı gölgeleyip Ramazan coşkusunu söndürür korkusuyla çıkacak sözleri filtrelediğimiz dilimiz, şüphesiz bundan sonra bizi yakın takibe alacak.


Eğer ki en başından bu imtihanlara göğüs gerebiliyorsak, tüm azalarımız, bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuzla Ramazan tadında bir hayat yaşamaya, kendi şeytanlarımızı kendi ellerimizle bağlayacağımız Ramazan gibi bir ömre niyet alabiliyorsak, eğer ki bir daha günaha dalmama, bir daha haktan ve hakikatten bu denli uzaklaşmama, en azından bir sonraki Ramazan’a değin kendimizi koruyabilme umudu taşıyorsak, belki diğer Ramazanlardan farklı olarak bu Ramazanı kendimize milat olarak belirleyebiliyor ve “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve artık ben de eski ben olmayacağım!” diyebiliyor ve bu duygularımızı, duaların reddedilmeyeceği bayram gecesi arşa yükselecek isteklerimiz ile destekleme gayretine girişiyorsak, işte o zaman bayram bizim bayramımızdır, bayram ümmetin bayramıdır!


Eğer ki Mualla bin Fadl’ın, “Selef-i salihin (Allah’ın dost kulları) Cenab-ı Allah’a altı ay kendilerini Ramazan’a ulaştırmaları için dua ederlerdi. Altı ay da geçmiş Ramazanlarının kabulü için dua ederlerdi” dediği gibi bizler de Ramazana bu gözle bakabilecek, onu, akşama kadar aç susuz kalmak veya açların halinden anlamak gibi dar bir pencereden kurtarabileceksek bayram bizim bayramımızdır, bayram ümmetin bayramıdır!


Eğer ki biz bazı isteklerimizi, haz ve dünyaya karşı içimizde olan aşırı sevgimizi ahirete bırakabiliyorsak, Allah’ın çizdiği sınırlarda dosdoğru adımlarla yürüyebiliyorsak, “Bu dünyamı sana adadım ey Rabbim!” haykırışını yüreğimiz burkulmadan, aklımız, bu dünyada umduklarımızda takılı kalmadan yapabiliyorsak ve Rabbimizin vaadi olan, meleklerin, “Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin. Biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur” (Fussilet Suresi: 31) sözünü şimdiden işitebiliyorsak, işte o zaman asıl bayram bizim bayramımızdır, asıl bayram ümmetin bayramıdır!
Meryem
NİDA