Bugünlerde herhangi bir dijital paylaşım sitesinde ya da haber arasında reklam bombardımanına maruz kaldığınızda işittiğiniz en pak cümlelerden biri, “Bu Ramazan da aç kalmayacaksınız!” cümlesi olmaktadır. Kıtlıkta kalan insanları uyarmak ve yaşanacak yeni kıtlığa ve açlığa karşı onları uyarmak, bu kanalların asli görevidir. Çünkü onlara göre “Ramazan demek, kıtlık demektir.”

Açlıktan ölme ihtimali olan zavallı halkımızın açlıktan takati düşeceği için yemek yapmayı bile unutması mümkündür. Bu amaçla tedbir alan yemek pişirme platformları “Ramazan’da ne pişireceğinizi düşünmeyin! Biz sizin için düşündük!” diyerek bizlere özgüven aşılarlar. Çünkü olur da birimiz -maazallah- açlıktan mercimek çorbasının tarifini unutabiliriz. Çünkü onlara göre “Ramazan demek, açlık demektir.”
Ramazan’da açlıktan kavrulan, kıtlıktan gözleri dumanlanan, mercimek çorbasının tarifini bile unutan halkımıza yardımcı olmak amacıyla evinize paketlenmiş taamlar da servis etmek, insanlık vazifesi değil midir? Ramazan öncesi akıllı cihazımıza, hazır yemekler satan ve bunları kapımıza kadar getiren bir uygulama indirmeliyiz. Olur da mercimek çorbası pişiremezsek buradan yemek siparişi veririz. Gerçi şu ana kadar bir “Ramazan çilingircisi” reklamına ben şahit olmadım. “Kıtlık sırasında bu neye lazım?” diye sual edecek olursanız arz edeyim: Açlıktan bitap düştüğümüzden ve yerimizden kalkarak yemek siparişimizi getiren gence kapıyı açamayacağımız için bu çilingirciye de ihtiyacımız bulunmaktadır. Çünkü onlara göre “Ramazan demek, yemek demektir.”
Ramazan’da açlıktan aklını yitirecek zavallı insanımıza bankaların da yardımı gecikmedi. Bankalarımız bu Ramazan’da -daha önceki yıllarda olduğu gibi- kıtlıktan binlerce masum can telef olmasın diye borç vermeyi, dini ve milli görev addettiklerini deklare ettiler. Bankaların aç kalacak herkese hayırlarına “Ramazan borcu” ihsan edeceğini duyan aç insanların nasıl mutlu olduğunu gözlerinden okumanız mümkündür. “Yaklaşan kıtlık tehlikesine karşı şimdiden alışverişe koşan vatandaşlarımıza vereceğimiz bir kart marifetiyle diledikleri kadar -çılgınlar gibi, deliler gibi, aç kurtlar gibi- ürün ve malzeme alabilirler.” Çünkü onlara göre “Ramazan demek, kaht demektir.”
Bankalar halkımızın Ramazan’da, açlık ve kıran yüzünden çantalarından çıkaracakları kartların hangisinin toplu taşıma ya da kimlik kartı olduğunu ayırt edemeyeceklerini de hesapladıkları için bu karta bir isim koydular. Ben sizlerden evvel bu ismi onlardan duyduğum için bu özel bilgiyi -top secret!- sizinle paylaşmak istedim. Bankalarımızın hayrına verecekleri kartın adı “faizli borç kartı” imiş! “Kredi kartları iptal mi oldu?” diye soranlar için hemen ifade edelim: “Bankalar, yaklaşan Ramazan kıtlığı sırasında herkes şuurunu yitireceği için biraz daha Türkçe kelime seçmeye özen göstermeyi şiar edinmiştir.” Çünkü onlara göre “Ramazan demek, yemek yememek ama faiz yemektir!”
Sanal veri içeriği üreten gençlerimiz, Ramazan kıtlığı sırasında midesi açlıktan kavrulan insanımızın en azından yüzü gülsün diye türlü türlü kısa videolar, şaklabanlıklar ve komedi sahneleri çekmektedir. “Midesini dolduramıyorsak beynini uyuşturalım da açlığı hissetmesin” ana mottosuyla hazırlanan içerikler, bu yıl yeni bir teknolojik gelişimi de bizlere sunacak: Kısa videoları her kaydırdığınızda, videoya yüklenmiş magnezyum, su ve şeker gibi mineraller parmağınızdan vücudunuza geçecek(!). Bunların mideye ulaşmadığı gerekçesiyle orucu bozmadığına dair fetva da alınmıştır(!). Çünkü uzandığı yerden doğrulup camiye doğru bir adım yürümek gibi en ufak bir harekette bulunmak, enerji kaybettirecektir. Öyleyse “sıfır hareket, çok enerji” sloganına uyulup bu seneki “Ramazan kıtlığı” sırasında açlıktan ölümler engellenmelidir. Çünkü onlara göre “Ramazan demek, açlıktan kitlesel ölümler demektir!”
Ülkemizde kıtlığa karşı tüm önlemler alınmaya çalışılırken zenginler ve sivil toplum kuruluşları boş durmuyor. İnsanların açlıktan ölmemesi için her yerde şaşaalı, gösterişli, debdebeli sofralar kurulmaktadır. Yemeğin parasını ödeyen kişi, onun sayesinde bir gün daha hayatta kalan aç insanlara arzı endam edip “Bu fakiri duanızda unutmayın” dedikten sonra kamu malı tatlılardan yemeye gidecektir. Uğurlama töreni kameralar eşliğinde büyük bir vaveyla ile teşhir edilecektir. Yemeğin faturasını, kamuya ödettirmek gayet isabetlidir. Çünkü iftarı veren dernek, kamu yararına çalışmaktadır. Öyle değil mi? Aç insanların ölmesin diye çalışmaktan öte yarar mı olur? Ayrıca şöyle düşünmelisiniz: Vergileriyle ödeme yapılacağı için kendilerinden alınan yine kendilerine verilmiş oluyor. Efendim “Peki arada siz niye varsınız?” diye soracak olursanız cevabımız şudur: “Veren el, alan elden üstündür! O kadar!” Çünkü onlara göre “Ramazan demek, gösteriş demektir!”
Ramazan kelimesi, aşırı sıcaklar manasına gelir. Rivayet odur ki Araplar bu aya isim verirken mevsim çok sıcakmış. Onlar da “hava bizi kavuruyor; bu ne sıcaklık” diye o ayın ismini Ramazan takmışlar. Ramida kökünden türeyen Ramazan kelimesi, cahiliye döneminde de aşırı sıcaklar manasında kullanılmıştır. Mesela Ümeyye b. Ebi’s-Salt (ö. 8/630 [?]) hicretten on üç yıl önce dile getirdiği bir şiirinde, “savaşçıların hava çok sıcak olduğu için (lâ yermudûne) huzursuzlanmadıklarını, bunalmadıklarını ve yerlerinde duramayacak bir hale gelmediklerini anlatırken fiili kullanmıştır. Çölün sıcağında teçhizatıyla duran bir askerin, sıcaktan bunalmaması mümkün değildir. Ramazan’ın kök anlamı olan sıcak ile müsemması yani kendisi arasında ilişki kurmak, bugün daha gerçekçidir. İnfilak eden bir bombanın Gazze’de meydana getirdiği hararete maruz kalan kişinin Ramazan’ın sözlük anlamına bizden daha fazla muttali olduğunu söyleyebiliriz. İlaç bulamadığı için ateşler içinde cayır cayır yanan evladına bir deva sunamayan Gazzeli annenin, Ramazan’ın sözlük manasını bizden iyi bildiği muhakkaktır. Oksijen azlığı ve havasızlık nedeniyle Refah’taki bir tünelde boncuk boncuk terleyen bir mücahidin, Ramazan kelimesindeki boğucu havayı bizden daha fazla teneffüs ettiği aşikârdır. Ebu Ubeyde, 8 Mart 2024’te sözü söylemiş ve bize Ramazan’ın sıcak yemekleriyle, Gazze’nin sıcak savaşı arasında tercih imkânı vermiştir. Susmamızın ve sözü ona bırakmamızın vaktidir:

“Büyük halkımızın ve İslam ümmetinin yaklaşan mübarek Ramazan ayını, o itaat, cihat ve zaferler ayını tebrik ediyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar Ramazan'ı karşılamaya hazırlanırken, biz oluk oluk akan temiz kanlarımızdan ve pak ruhlarımızdan oluşan bir kurbanı Allah'a sunduk. Yiğitlerin nadir bulunduğu bu zamanda İslam’ın zirvesi olan cihatla, ribatla ve savaşla Ramazan'ı karşılıyoruz. "Ey iki haremde ibadet eden! Eğer görseydin bizi, anlardın ibadetle oyalandığını. Kimileri gözyaşlarıyla yanaklarını ıslatırken, bizim boyunlarımız kanlarımızla ıslanıyor."