ABD ile Türkiye arasında son günlerde sıklaşan görüşmelerin içeriği nihayet ortaya çıktı. Özellikle Obama’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramasının sıradan bir görüşme olmadığı, PYD’ye yapılacak silah yardımı ile ilgili olduğu ortaya çıktı. Aslında ABD’nin PYD, PKK  ya da Peşmergelere yardımı bilinmeyen bir husus değildi. Çoğu zaman gizlenerek yapılan yardımların gizlenecek yanı kalmayınca, yani mızrak çuvala sığmaz hale gelince herkes tarafından bilinir oldu. Yıllar önce ABD’nin Çekiç Güç adı altında bölgede konuşlandırılmış birlikleri vasıtasıyla PKK’ya karadan eğitim, havadan her türlü ikmali yaptığını, bunun sonucu olarak Erbakan Hocanın Çekiç Güç’ün süresini uzatmayarak bölgeden çekilmesini sağladığı da hatırlardadır. Dün olduğu gibi bugün de ABD ve yandaşı ülkeler tarafından Kürt gruplara her türlü destek verile gelmiştir. Bu yardımlar bazen Irak Merkezi Yönetimi’ne verilmiş silahların PKK ya da diğer Kürt grupların eline geçtiği şeklinde izah edilmeye çalışılmıştır. Kısacası, bölgemizde mücadele veren grupların tümünün silahları bugüne kadar Batılı ülkeler tarafından temin edilmiştir. Ancak, IŞİD’in ortaya çıkması ile düne kadar gizliden yürütülen ittifaklar birden bire ortalığa dökülüverdi.

Sözgelimi, yakın zamana kadar Suriye’deki PYD ile PKK ya da Peşmergeler arasında kimse bir irtibat kurmuyor, her örgütün birbirinden bağımsız olduğu imajı verilmeye çalışılıyordu. IŞİD’in Irak’ta yürüyüşünün ardından Suriye’ye yönelmesi ve özelliklede Kobani’yi kuşatması tüm gizli ilişkileri ortalığa dökülüverdi. Bu dökülüş aslında bilinmeyenin ortaya saçılmasından çok bilinenin ilan edilmesinden ibaretti. Bu noktada asıl üzerinde durmak istediğimiz husus Irak ve Suriye’deki gelişmeler karşısında Türkiye’nin politikasının ne olduğudur. Daha doğrusu Türkiye’nin kendine has bir duruşu var mıdır Görünen o ki, Türkiye’nin kendine has bir duruşu vardır ama bu duruş birtakım zorlama ve dayatmalarla öylesine esnetiliyor ki, Türkiye dün söylediğinin bugün aksini yapar bir görüntü veriyor.

Bu tespitlerin ardından, “PYD, PKK’nın Suriye kanadı ise…” başlığı üzerinde durmak istiyorum. Olayları takip edenler bilirler ki, PYD hep PKK’nın Suriye kanadı olarak takdim edildi ve bu takdimi kemse tekzip etmedi. Dolayısıyla PYD’ye ABD’nin silah desteğini aynı zamanda PKK’ya yapılmış bir destek olarak düşünmek yanlış olmaz. Yanlış olmayacağını ABD Dışişleri Bakanı John Karry’nin PYD’ye destek kararını savunurken söylediği şu sözler de ortaya koyuyor:

“Türkiye’nin PKK ile bağlantılı Kürt gruplara silah verilmesi konusunda endişelerini anlayışla karşılıyoruz.”

Kerry, Türkiye’nin endişelerini haklı bulduklarını açıklıyor ama bu endişeleri ciddiye almıyor olacaklar ki, PYD’ye yani PKK’nin Suriye koluna medyaya yansıyan haberlere göre 14 ton silah sevk ediyorlar. PYD’ye verilen silahların aynı zamanda PKK’ya verildiğini söylemek yanlış olmaz sanıyorum. Bu arda Türkiye’nin Peşmergelerin sınırlarımızdan Kobani’ye geçişlerini sağlamak üzere koridor açması PYD’ye silah desteği ile birlikte düşünüldüğünde ABD’nin bölgemizde Türkiye’nin müttefikliğini değil, PKK, PYD ve Peşmergelerin yandaşlığını tercih ettiği görülür. Böyle bir tavır sergileyenlerle dost ve müttefik olunabilir mi Eskiden olunmuş ise bu sürdürülebilir mi Görünen o ki, Türkiye’nin sıkıntı ve rahatsızlığı ABD’yi ilgilendirmiyor. Onlar için Kürt grupların bölgede etkili ve belirleyici konumda olmalarının sağlanması önemlidir. Son günlerde yaşananlar bunu açıkça otaya koyuyor. Daha fazla söze ihtiyaç var mı