Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 Mart’ta Putin ile Moskova’da yapacağı görüşmeden yaşanan bunca olaydan sonra sağlıklı bir sonuç çıkacağına dair ümidim yok. Çünkü Suriye’de Türkiye belli hedeflere doğru her ilerlemeye başladığında hemen bir görüşme teklifi geliyor. Masada görüşmelerin başlamasının ilk şartı olarak arazideki Türkiye hareketliğinin son bulması isteniyor. Türkiye’de başlattığı harekâtı durduruyor ve sonuçta görüşmeler başlıyor. Böylece Rusya ve ABD Suriye’de terör örgütlerine ve rejime nefes aldırma imkânı sağlamış oldular. Bundan önceki görüşmelerin hepsinde bu anlattığım sonuç ortaya çıktı. Elbette, Moskova’da yapılacak ikili görüşmede benzer durum yaşanmaz, bu defa Türkiye’nin istediği yönde bir gelişme sağlanır. Gönül bunu istiyor ama iyimser olacak bir durumun olmadığı da bir gerçek.

Dikkat edilirse, Türkiye Rusya’dan sürekli olarak gözlem noktalarının etrafından rejim güçlerini çekmesini sağlamasını istemiş, ama Rusya hiçbir adım atmamış, sadece sonuçsuz bir takım sözler söylemişlerdi. Son olarak Türkiye, rejim güçlerine darbe indirmeye başlayınca, birkaç gün öncesine kadar Erdoğan-Putin görüşmesine sıcak bakmadıkları resmi ağızlardan açıklanırken birdenbire görüşme kabul edildi ve tarih bile belirlendi. Belli ki, Suriye rejim güçlerinin daha fazla zarar görmesini istemiyorlar, bunu engellemeye yönelik yeni bir taktik gibi görünüyor. Bu bakımdan Rusya ile adı ister zirve ister ikili olsun bir görüşme yapılacaksa, öncelikli olarak Rusya’nın Suriye’de harekete geçerek Türkiye’nin isteklerinin hayata geçmesini sağlamak yönünde bir eylem gerçekleştirmesi gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece neye güvenerek Putin ile ne görüşülecek. Herhalde masada daha önce verdikleri sözleri tutmadıkları hatırlatılabilir ama bunun hesabını masada değil arazide sormak gerekiyor. Zaten başlatılmış olan Bahar Kalkanı Harekâtı ile verilmeyen sözlerin hesabı sorulmaya başlanmış durumda. Bu arada 34 askerimizin şehit edilmesinin birinci derecede sorumlusu Esed olmakla birlikte Esed’in bu cesareti Rusya’nın desteğinden aldığı unutulmamalıdır. Unuttuğumuz takdirde yeni aldanmalar söz konusu olacaktır.

Kısacası, artık gerek Rusya, gerek ABD’nin bugüne kadar söyledikleri sözlerin hiçbir anlamı kalmadığını görüyor ve biliyoruz. Bu bakımdan artık ne söylendiği önemli değil. Söz gelimi her fırsatta Türkiye ile savaşma niyetimiz yok derken sahada buna uygun hareket ederken arazide çatışmalar sürdürülüyor. Rusya, Libya ve Suriye’de olmadığını söylemek gerçeği ifade etmiyor. Çünkü gerek Libya’da gerek Suriye’de Rusya’nın destek verdikleri aracılığı ile savaşı sürdürüyor. Hâlbuki Rusya Suriye’de Esed’e, Libya’da Hafter’e verdiği desteği çeksin iki ülkede de çatışmalar kısa bir zamanda son bulacaktır. Ama Rusya bunu yapmıyor. Yapmaya da niyetli görünmüyor. Bu bakımdan Moskova’ya gitmenin bir anlamı kalmıyor. Bugün için yapılacak olan Rusya, Esed’e bastırarak Türkiye’nin güvenli bölge ilan ettiği yerlerden ve gözlem noktalarının etrafındaki kuşatmaya son verilmelidir ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya’ya gittiğinde görüşmeye gerek kalmadan, el sıkışıp dönebilmelidir. Ancak, Rusya’nın arazide gözle görülür bir adım atmadan Rusya ile görüşecek bir konu kalmıyor.

Tüm bunlara rağmen gönül Moskova zirvesinden Türkiye’nin istediği sonuç çıkmasını arzu ediyor. Verilen ancak hiç tutulmayan bunca sözlere rağmen bu defa istenen sonucun çıkmasını beklemek zorlaşıyor.