Dost ve tanıdıkları bir bir kaybediyoruz. Her kaybedişin ardından yüreğime bir hüzün çöküyor. Ölümü öldüremeyeceğimizi, her canlının mutlaka ölümü tadacağını biliyor ve inanıyorum.

Dost ve tanıdıkların ardından ister istemez insan zihni geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta insan, genellikle güzellikleri hatırlar. Ama kızım telefonla Cemalettin Cem Ertürk kardeşimin ölüm haberini bildirince bir anda 30 yıl öncesine gittim. Onu ilk defa 1977 yılında Yenidevir Gazetesini çıkarmak için İstanbula gittiğimde tanımıştım. Daha sonra 1982 yılında bu defa Milli Gazetenin başına gönderildiğimde yine Cemin yakın ilgisini gördüm. Her zaman yardıma hazır olmuş, elinden gelen desteği de vermiştir. İşi para pazarlığına da hiç dökmeden. 1982  yılında İstanbula gittiğimde Zeytinburnu Yeşiltepede bulduğu eve taşınmış komşu olmuştuk.. Birbirimize gider gelirdik. Özellikle de evine her gittiğimizde bir yandan bizimle sohbet ederken bir yandan da gazeteye ertesi gün için çizgi romanını  yetiştirmeye çalışırdı.

İleriki yıllarda Cem ile Türkiye Gazetesinde birlikte çalıştık. İşsiz kaldığım bir gün eve gelerek Enver Ağabey in beni çağırdığını söyleyerek gazeteye götürdü. Orada gördüm ki önceden konuşmuş ve iş bitirilmişti. Bize de iş teklifini kabul etmek düştü. Yaklaşık iki yıl birlikte çalıştık. Daha sonra Yeni Haber ve Hürses olaylarında da beraberdik. Sakın bu vesileyle kendimi anlattığım sanılmasın. Tüm bunları Cemalettin Cem Ertürkün bitmez tükenmez heyecanını ve projelerini anlatmak için aktarıyorum.

Bu bakımdan Cemi anlatmak için başlığı "Heyecan ve proje adamı dostum" şeklinde belirledim. Her an yeni bir proje üretir ve bunu uygulamanın imkan ve yollarını araştırırdı. Bu projelerinin önemli bir bülümünü de uygulama imkanı buldu. Çünkü, müthiş bir ikna kabiliyeti vardı. Bana göre genellikle de başarılı oldu. Başarısız oldukları da dost bildiklerinin çelmesini yemesindendir. Kendisi dost bildiklerinden çelme yemiştir ama kimseye çelme atmamıştır. Yani sevdiğini tam sevmiş, dost olmuştur.

Bu vesileyle geriye dönüp baktığımda Cemin çok çalışkan olduğunu hatırlıyorum. Hangi işte çalışıyor, hangi işin başında bulunuyorsa hep başarıyı hedeflemiştir. Söz gelimi birlikte olduğumuz dönemlerde gazetede düşünülen yeni bir hamleyi en iyi şekilde hayata geçirmek için sabahladığı günler çok olurdu. Elbette biz de onu yalnız bırakmazdık. Bu bakımdan Cemin hem işyeri hem de evi çalışma mekanı olmuştur. Cemin sevdiğim bir diğer özelliği de hangi kurumda çalışmış ve anlaşamayarak ayrılmış ise ayrıldığı kurum ve kişiler aleyhinde tek kelime etmemiştir. Yeni yetişmelere bakıyoruz da şöhrete giden yolu çalışıp ayrıldıkları kurum, patron ve yöneticilerine çatmakta buluyorlar olsa gerek.

Cem kırılsa bile ayrıldığı kurumun kapısını çarparak çıkmamıştır. Sanıyorum eski nesil böyleydi. Ya da ben genellikle böyleleri ile birlikte oldum ve birlikte çalıştım.

Bu arada dostumun son yolculuğunda yanında olamadığım için çok üzgünüm. Ama dualarım hep onunla birlikte olacak. Haberi aldığımda cenazenin kalkmasına bir saat kalmıştı. Ankaradan yetişmek imkansızdı. Bu vesile ile eşi ve çocukları ile tüm yakınlarına başsağlığı ve sabır, Sevgili Ceme Allahtan rahmet diliyorum. Son yıllarda çok seyrek görüşüyor olabilsek de uzaklarda bir dostun bulunduğunu hep hissettim ki bu bir insan için günümüzde az bulunur bir nimettir diye düşünüyorum.. Şimdi o dostu kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum.