Bir hocamız toplamış etrafına güzelleri.
Gençliğinde daha natürel hanımlar vardı, çevresinde.
Gerçi şimdi de hocamız yaşlanmadı.
Kendisine itina ile baktığı için artık ozon terapisi mi
aldı, Uzakdoğu enerjisi mi
Ellili yaşlarını, çekti otuzlara.
Şimdi hocanın keyfi; güzelleri, güzel olarak da görmek
istememekte.
Muradı, tek tip kedi simaları toplamak etrafına.
Yatırıp bıçak altına; kara, sarı, kızıl ama aynı formatla
ekrana sürmekte.
Diğer hocamızın ilgi alanı sadece zenginler, işadamları,
global aktörler.
Etrafına fakirleri, sade insanları yaklaştırmıyor.
Benim etrafımda dikkat ettim hep çirkinler ki ben onları
çok güzel bulmaktayım, şişmanlar, yaşlılar, engelliler, hastalar, fakirler.
En yakın arkadaşlarım temizlik işçileri, villa bekçileri,
mandıra bakıcıları.
Akşam yürüyüşlerini yaptığım yaşlı komşum biraz ayağından
engelli ama o, benim kendisinden yavaş tempoma uymakta, zira dizlerim hasarlı;
menüsküs yırtıkları, kıkırdak dezenformasyonu ile yol arkadaşıma yetişemiyorum.
Geçen gün kuzenimle konuşuyorduk, Döne den bahsettim.
Kızdı, senin hiç mi normal arkadaşın yok, dedi. Niye,
dedim. Ya pazarcı, ya eski bir hükümlü ya da temizlikçi, dedi.
Ama bir Döne yi tanısan, dedim.
Mümkünü yok kitaplarda bulamayacağım bilgileri, ondan
öğrendim.
Son yazdığım kitapta da Döne ile ilgili bir bölüm var.
Geçen gün geldi, nasıl üzgün, ağzını bıçak açmıyor.
Hamile ineği, yavrusunu doğuramıyormuş.
Ne olur dua et, dedi.
Tabii Dönecik ünlü bir hocadan dua isteyemez.
Çünkü onların yanlarına bile yaklaşamaz.
Bir kere İstanbul un uzak bir köyünde yaşayan Döne,
ahırın ve ineğinin bakımı ile meşgul olduğu için üstü başı gübre, küspe ve
tezek kokmakta.
Ayağındaki kara lastiklerle garibi, malikânelerin
kapısına bile yaklaştırmazlar.
Döne nin iki gözü iki çeşme bir koşu bana gelmiş, ineği
için manevi yardım istemekte.
Hayvancağız insan gibi katıla katıla ağlıyormuş.
Hatta bu dramı görmem için beni acil çağırdı, lakin yazı
günüm olduğu için gidemedim ama hemen bir veteriner çağırdım, hayvanı sezaryene
alması için.
O ineğe Döne, manen madden bağımlı.
Sütünü çocuklarına bile içirmemekte. Tasa sağar sağmaz,
acilen satmakta.
Çünkü o süt ile o ev dönmekte. Kocasının beli
çalışamayacak kadar ileri hasta.
Villasının bekçiliğini yaptığı patronu, burnundan
getirmekte.
Gerçi patronun o on dönümlük arazisinde bakmıyor
ineciğini ama.
Neyse, Döne yi iyisi mi yarınki yazıma bırakayım.
Okuyucularımın daha iyi tanıması için.
Başlıkla ilgili kahramanım aslında bir başkası idi.
Akşam minibüsle evime dönüyorum.
Minibüsün mavi ışıkları arasında kitap okumaya
çalışıyorum ama sanki bu neonlar gözlerimi delen bir acılıkta.
Ayaktaki kadın, yanımda oturanla konuşmaya başladı.
Otuzunda genç bir kadın ve ayakta durmakta zorlanmakta.
Yorgun, omuzları çökmüş ama huzurlu.
Oturan arkadaşına bir kafede çalıştığını, bulaşığa ve
servise baktığını anlatmakta.
Arkadaşı maaşını sormakta.
Dokuz yüz lira. Allah bereket versin, demekte.
Oturan da, Ben de öyle bir iş arıyorum, fabrikada elli
kişiye yemek yapıyorum çok yoruluyorum, aldığım para seninki ile aynı. Hiç
olmazsa senin işin daha hafiftir demekte.
Ayaktaki, Hafif değil ama seviyorum diyor; Poğaçaları
fırında pişirip sıcak sıcak müşterinin önüne getiriyorum, masaları siliyorum,
yerleri paspaslıyorum, tuvalet ve mutfak temizliği de bana ait, çok yoruluyorum
ama ya bu iş de olmasa, eşim taşeron işçi. Her sene bu mevsimde iki üç ay işten
çıkarırlar. Feleğimizi şaşırırız. Gerçi fayans işlerine gidiyor ama o da her
zaman çıkmıyor.
Arkadaşı, Ne güzel her gün poğaça yiyorsundur diyor.
Hayır diyor ayaktaki; Bir asır poğaça yemesem gözüm
görmez, o koku beni yeterince baymakta ama çok şükür o benim işim, çocuklarımın
rızkı. Ne kadar teşekkür etsem azdır, Azze ve Celle ye.
Kadınlar konuşurken, keşke böyle değerli arkadaşlarım
olsa dedim.
Tertemiz, rızıkları peşinde koşan, onurlu insanlarla
göneniriz ancak.
Ümmetin hakkını çalarak zenginleşmiş arsız hırsızlardan
dost olmaz.