Maşallah, memleketimizin fuzuli siyasi tartışmalar haricinde başka hiçbir derdi tasası, vatandaşımızın hiçbir sıkıntısı yok. Siyasi iktidar tüm sıkıntıları geride bırakmış, her sorunu çözmüş gibi misal, yeni anayasadan bahsedebiliyor. Ekonomik sıkıntılar o kadar umurlarında değil ki, siyasi rant ve ikbal kaygısını yeni anayasa ambalajına sarıp halkın ve kamuoyunun önüne koyabiliyor siyasi iktidar.

Ekonomik manzara ve ahval, halkın geçim meselesi, kitlesel yoksullaşma, kemikleşmiş enflasyon, eriyen reel gelirler, çalışmak zorunda kalan emekliler, sefalet ücretine talim eden milyonlar vs kimsenin umurunda da değil gündeminde de..

Kısacası ekonomiye dair unsurlar siyasi iktidarın pek de gündeminde değil. Halihazırda mevcut ekonomik fiyaskonun kendi başarısızlıklarından kaynaklandığını, idari makamında olduklarından mütevellit sorumluluğun kendilerinde olduğu gibi en temel gerçeklikleri dahi kabul etmiyorlar. Seçim zamanı siyasi rantından istifade ettikleri EYT’yi dahi, bugün günah keçisi ilan edip muhalefet yüzünden çıkarıldığını söyleyebiliyorlar. “Hiçbir sorumluluğu olmayan sorumlular”, dünya üzerinde görülmemiş bir durum ve sadece bizde mevcut.

Siyasi iktidarın ekonomiye dair en hassas olduğu konular yoksullaşma, enflasyon, adaletsiz gelir dağılımı vs değil, poşet ücreti ve 200 liradan büyük banknot çıkarmama vs gibi enteresan meseleler. Yani doğrudan doğruya toplumsal algıya (o da en yüzeyseline) hitap eden meseleler yani.. Poşet parasına zam yaparsak vatandaş öfkelenir, büyük banknot çıkarırsak ekonomide kriz olduğunu düşünürler gibi son derece nokta atışı (!) tespitler söz konusu.

Yoksa enflasyon ve faiz politikası eliyle zenginden yoksula servet transferi veya emekli olduğu halde çalışmak zorunda kalan insanlar gibi “ufak tefek”, “önemsiz” konular idarecilerimizin ilgi alanlarına girmiyor!

“Plastik Poşet Komisyonu!” Duyan birisinin 90’lardaki Levent Kırca skeçlerinden bahsedildiğini sanması olası. Ama parodi de değil skeç de, Türkiye Yüzyılı(!) denen bir dönemde yaşanıyor tüm bu komedi.

5 yıldır fiyat değişmeyerek 25 kuruş da sabit kalmış. Madem fiyatlar sabit tutulabiliyor, vatandaşın önemli gider kalemleri için de böyle komisyonlar teşkil edilse ve fiyatlar sabitlenseymiş! Elbette ki, “poşet komisyonu” kadar mantıklı bir öneri bu! İşin en can alıcı noktası ise, 5 senede fiyatlar 5’e, 10’a katlanırken ses etmeyen kitlelerin, 25 kuruşluk poşet fiyatına kafayı takması.. 25 değil de 50 kuruş olsa ne olacak yani? Diğer kalemlerde cepten çıkan tutarlar belki her alışverişte artmasına tepkide bulunmayı da kafayı poşete takmak, resmen “cambaza bak” oyununa aldanmaktır. Yoksa, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı “Plastik Poşet Komisyonu”nda bile bir poşetin maliyetinin 1,19 liraya ulaştığı, 25 kuruşluk fiyatın poşet tüketimini azaltacak bir tutar olmadığı, plastik poşet kullanımının arttığı vurgulanırken, hala zam yapalım yapmayalım mı”yı bu denli önemsemenin ardındaki niyetin ekonomik olmadığı açıktır.

Ekonomiyi, gayri iktisadi kabullerle, ranta ve sadece basit bir siyasi ranta odaklı ele alırsanız, ortaya çıkan netice de böylesi bir tuhaflık oluyor. Poşete gösterilen ihtimam ve özen, harcanan enerji, asgari ücretliye, çalışanlara, emeklilere, yüksek enflasyonun sorumlusu olmadıkları halde faturanın kesildiği halka gösterilmiyor. “Adı konmamış IMF programlarıyla” yoksulluk tabana yayılıyor, gelir daha da adaletsiz dağıtılıyor.

Varsın poşet 25 kuruş kalsın, vatandaş krize uyanmasın da gerisi zaten fasa fiso..