Peygamber Efendimiz (S.A.V.), kurduğu İslâm devletiyle bir taraftan Allah-u Teâlâ’nın dinini yüceltmek için gayret gösterirken, diğer yandan gönderdiği elçilerle devlet başkanlarını İslâm’a davet etmiştir. Peygamberimiz (S.A.V.), kurduğu devletin başkanı olduğu gibi ordularının başkomutanı, adaletin tesis edicisiydi. Kurduğu devlette yasama yetkisi sadece Allah’a aitti. Kendisi, hem Peygamber, hem de devlet başkanı olarak Allah-u Teâlâ’nın emri doğrultusunda kanun koymaktaydı. Kanunları uygulama (yürütme) ve yargı yani adaleti tesis etme yine Peygamberimiz (S.A.V.) tarafından icra ediliyordu. Çünkü O, Allah’ın yeryüzündeki mutlak elçisiydi.

Başkenti Medine olan İslâm devletinin anayasası olduğu gibi ordusu da vardı. Bu şerefli ordu, İ’lây-ı Kelimetûllah yani Allah’ın adını ve dinini yüceltmek, adaleti bütün cihana yaymak için cihat etmiş, Mekke’yi fethederek burada bulunan devleti yıkmıştır. Bu ordu, İslâm devletinin sınırlarını o günün süper güçleri Bizans ve Sasani sınırlarına dayandırmış, Bizans’ı Mute Savaşı’nda yenilgiye uğratmış, Tebük Seferi’yle Bizans’ın üzerine yürümüştür.

Peygamber Efendimizin (S.A.V.) vefatından sonraki dört halife döneminde İslâm devletinin sınırları üç kıtaya yayılmıştır. Hz. Ebubekir (R.A.) Yermük Savaşı’yla (634) Bizans’ı yenilgiye uğratmış; Hz. Ömer (R.A.) devrinde Ecnadeyn Savaşı’yla (636) Suriye ve Kudüs ( Filistin), sonrasında Irak ve Mısır fethedilmiştir. Sasani İmparatorluğu yıkılarak İran ele geçirilmiştir.

Hz. Osman (R.A.) devrinde bir taraftan Kafkasya’ya diğer yandan Kuzey Afrika’ya, bir taraftan Çin’e diğer tarafta İspanya’ya kadar olan bölgeler fethedilmiştir. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Hz. Osman’ın (R.A.) vefatında İslâm devletinin sınırları hakkında şu bilgiyi vermektedir: “İslâm İmparatorluğu, İslam’ın beşiği olan Arabistan bir yana, Güney İspanya, Fas, Libya ve Mısır, bütün Kuzey Afrika, Sudan, Nûbya, Filistin, Suriye, Ermenistan, Gürcistan, Irak, İran, Türkistan, Maveraünnehir, Afganistan, Hindistan ve Pakistan’ın batı kıyılarını içine alıyordu.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) tarafından kurulan İslâm devleti, 622-632 yılları arasında Arabistan yarımadasının tamamına, 632-661 yılları arasında üç kıtaya yayılmıştır. Yani İslâm devleti, kurulduğu 622 tarihinden Hz. Ali’nin (R.A.) şehit edildiği 661 yılına kadar geçen 40 yıllık kısa bir zaman diliminde üç kıtaya uzanan büyük bir devletten söz etmek gerekir.

Dünya tarihi incelendiği zaman görülecektir ki, 23 yıl gibi kısa bir sürede cahiliyeden yıldızlar topluluğuna dönüş ile mükemmel bir medeniyet inşa edilmiştir. Bu medeniyetin mimarı Rasulullah aleyhisselamdır. 10 yıl gibi kısa bir sürede devletin kuruluşu ve 3 milyon km²’lik yüzölçümüne sahip bir alana hükmetmek tarihte hiç kimseye nasip olmamıştır. Böyle bir devleti, ancak Allah-u Teâlâ’nın yardımına nail olan, âlemlere rahmet bir Peygamber kurabilirdi. Bundan dolayıdır ki Müslümanlar, bu tarihi gerçeği görmek zorundadır.

Hz. Süleyman aleyhiselamın, Hz. Davut’un, Hz. Yusuf aleyhiselamın devlet yönetimiyle iftihar eden günümüz Müslümanları, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) devlet başkanlığının mükemmelliğinden de bahsetmelidir, iftihar etmeli, örnek almalıdır.

Her nedense Peygamber Efendimizin (S.A.V.) örnek aile reisliğinden, örnek eğitimciliğinden, örnek ahlâkından, sevgi peygamberi olduğundan bahsedilir, ancak O’nun devlet başkanlığı, orduları idare eden dahi bir komutan oluşundan, adaletin yeryüzündeki yegâne temsilcisi olduğundan bahsedilmez; bahsedilse de cılız bahislerdir bunlar.

Bu yok sayma Siyonist-Haçlı ittifakının yeryüzünü idaresini kendilerine hasrettiklerinden olsa gerektir. Öyle ya hayatın her alanına müdahil olan bir İslâm, Siyonist-Haçlı ittifakının yeryüzündeki hâkimiyeti için en büyük tehdit olacaktır. İslâm’ı ritüellere ve birkaç ahlâki umdeye hapsederek siyasal, ekonomik, hukuksal ve kültürel alanlara ilişkin düzenlemelerini, sosyal yaşamın her alanını, her aşamasını kontrol altında tutma hedefini hiçe saymak küresel emperyalizmin en büyük hedefidir. İslâm’ın bütüncül yapısı etkisiz hale getirilmeden emperyal hedeflerine nasıl ulaşabilsinler ki.

İslâm’ın bütüncül yapısı, onun sadece bir din olmadığını, toplumsal yapıyı düzenlediğini, hayatın her alanına müdahil olduğunu ve siyasal bir düzen (sistem) önerdiğini anlamak yeni bir dünya düzeninin var olabileceğini anlamak olacaktır. Yeryüzünün Siyonist-Haçlı ittifakı eliyle sömürülmesine, kan, gözyaşı ve zulümle idare edilmesine alternatif bir sistemin var olduğunu anlamak, kurtuluş için yegâne yolun İslâm olduğunu görmek, bütün insanlığın kurtuluşu olacaktır. Ancak bu şekilde ırkçı emperyalizmin sömürü çarkı son bulacaktır.

Kendilerini efendi, diğer insanları köle gören ırkçı emperyalizm bundan dolayı İslâm’ın hayatın her alanına müdahale hedefini bertaraf için her türlü yolu denemekte, sapkın din adamları vasıtasıyla “İslâm’da devlet yoktur” türküsünü söyletmektedir. Bunun için Resulullah aleyhisselamın devlet başkanlığı yok sayılmakta, bunun için ilk İslâm devleti görmezden gelinmektedir.

Netice-i kelâm, Resulullah aleyhisselamı bütün yönleriyle tanıyıp, bütün yönleriyle örnek almak, Müslümanların içine düştüğü girdaptan kurtuluşunun yegâne ilacıdır. Âlemlere rahmet Peygamberimizden (S.A.V.) ilham alarak yeni bir dünya düzeni kurmak mümkündür.