Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmazın,"Elinizde paranız olsa bile bazı
savunma sanayi ürünlerini alamıyorsunuz. Silahlı insansız hava aracı
(İHA) alacak paramız var. Bunu bize verin diyoruz vermiyorlar.
Ülkenizin güvenliğini sağlayabilmek için savunma sanayinde kendinize
yeterli olmanız lazım" sözleri bana göre gündemin en önemli konusu
olması gerekiyor. Ne var ki, ABD seçimleri, NATOnun Suriye sınırına
füze sistemi yerleştireceği söylentileri gündemi ve toplumu meşgul
ediyor.
Sayın Yılmazın sözleri yukarıya aldıklarımdan ibaret değil elbette.
Açıklamasını okurken kendimi Rahmetli Erbakan Hocayı dinliyor sandım.
Çünkü Erbakan Hoca ağır sanayi ve savunma sanayimizi kurmadan tam
bağımsız olamayacağımızı bu millete yıllar boyu anlatmaya çalıştı. Bu
yüzdende başına gelmedik kalmadı. Erbakan Hocamın 4 partisinin
kapatılması, beşincisini kurmak zorunda kalışının sebebi namaz kılıyor
oluşu değildi. Bunun sebebi bu ülkeyi kendi kendine yeterli hale
getirmek özelliklede savaş sanayi konusunda başkalarına ihtiyacı
olmayacak bir noktaya getirme düşüncesi ve idealiydi. Emperyalist güçler
kendi kendine yeterli bir Türkiye istemiyorlardı. Biliyorlardı ki
bölgede kendi savaş sanayini kurmuş bir Türkiye kesinlikle lider duruma
geçecek, emperyalistlerin hedeflerinin önünde engel olacaktı.
Bu yönüyle Milli Savunma Bakanı Yılmazın sözleri bilinmeyenin
ifadesi değil ama, uzun zamandan beri bu söylem pek tekrarlanmıyordu.
Belki bu yönde bazı çalışmalar yapılıyordu, Erbakan Hocanın gündeme
getirdiği ve bazılarını hayata geçirmek için ciddi adımlar attığı
kurumlarda önemli adımlar atılmıştı. Ama, bunların yeterli olmadığı
ortada. Özelliklede ülkemizin bölgede sözünün geçerli olabilmesi,
İsrailin bildiğini okumasının engellenmesi hep kendi savaş sanayimizi
kurmamıza bağlı olduğunu aslında bilmeyen yok. Ne var ki, emperyalist
güçlerle karşı karşıya gelmemek, iktidarlarını kaybetmemek için bu
konular hep arka plana atıldı.
Dünya barışının sağlanması için gelinen noktada ne BMnin ne de
NATOnun yeterli olmadığını görmek gerekiyor. Daha doğrusu bu
kuruluşların sömürgecilerin hizmetinde olduğu artık gizlenmiyor bile.
Bunun yanında ülkemizin güvenliğinin NATO ve BM yoluyla sağlanacağını
düşünmenin anlamsızlığı da ortada. Bu arada stratejik müttefik ilan
edilen ABDye güvenenlerin hep yarı yolda kaldıklarını biliyoruz. Demek
istediğim o ki,bir ülke kendi savunma sanayini kuramamış, başkalarının
eline bakıyorsa o ülkenin tam bağımsız olduğunu söylemek yanlış olur.
Geçmişte Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ihtiyacımız savaş araç ve
gereçlerini müttefiklerimizden alamadığımızı, hatta parasını ödediğimiz
savaş araçlarını bile vermediklerini unutmuş değiliz. Bu arada parası
ödenmiş insansız hava araçlarının bazlarını bakımları yapılması için
gönderdiğimiz ülkenin bu araçları geri vermediği de biliniyor. Bugün
geriye dönüp baktığımda Rahmetli Erbakan Hocamın bu ülkede çok ciddi bir
zihniyet değişikliği yaptığını, siyaset alanında uzun yıllar
milletimizi uyutmak için kullanılan kavramların bir horoz dövüşünden
ibaret olduğunu söyleyerek bu alanda ciddi bir devrim yaptığını daha net
görmek mümkün.
Netice itibariyle en önemli iş olarak İslam Birliğinin kurulması
karşımıza çıkıyor. Böylece Müslüman ülkeler güçlerini birleştirerek
emperyalist güçlere muhtaç olmayacak şekilde her türlü savaş araç ve
gerecini üretecek bir konma gelmek durumundadırlar. Aksi halde
sömürgeciler hem Müslüman ülkelerin zenginliklerini verdikleri silahlar
ile sömürmeye devam edecekler hem de verdikleri silahların kullanımı
konusunda onlara muhtaç durumda olunacaktır. Söz gelimi bir takım
istihbarat bilgilerine onlardan alınan araçlarla doğrudan sahip olmanın
mümkün olmadığını, istihbarat bilgilerini önce kendilerinde topladıkları
ve bir süzgeçten geçirdikten sonra bize aktardıkları gerçeği ile
bölgemize yönelik bağımsız politikalar belirlemek mümkün olmayacaktır.
Bu bakımdan tartışılması gereken NATOnun Suriye sınırına füze
yerleştirip yerleştirmeyeceği değil, bu füzeleri kendimizin ne zaman
üreteceğidir.