30 Eylül günü, Sayın Başbakan, aylardan beri merakla

beklenen Demokratikleşme Paketi ni açıkladı. Halk, bu kadar reklamı yapılıp

gündemin ilk sırasına oturan paket konusunda büyük bir beklenti içine girdi.

İsmi demokratikleşme olan paket le, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi halkın oyunun kıymet kazanacağını sandı.

Peki, sonuç ne Başbakan ın ifadesiyle, Dağ fare doğurdu. Türkiye ve Batı

ülkelerinde yöneticiler, demokrasi yatıp demokrasi kalkıyorlar ama uygulamada

muazzam bir oyunla karşı karşıya kaldığımız görülüyor.

Önce, seçimler sırasında halk; medya, sermaye ve

psikolojik yöntemlerle manipüle ediliyor. Buna rağmen halk emperyalist güçlerin

istemediği şekilde oy kullanırsa, bu şekilde oluşturulmuş hükümetler

düşürülüyor, hatta askerî darbelerle oy kullanan kitleler cezalandırılıyor.

Biz, senin bu şekilde oy kullanmanı istemiyoruz, mesajı veriliyor. Tunus ta

Abbas Medenî, Türkiye de Necmeddin Erbakan, Mısır da Muhammet Mursî ve onlara

oy veren büyük kitleler bu yöntemle cezalandırıldı. Halkın oyunu yok sayan

Batılı emperyalist odakların insan hakları, özgürlük, barış gibi söylemlerle

gezip dolaşmaları aldatmacadan başka bir şey değildir. Sömürgeci odaklar, halkı

yönlendirme işini yalnız seçimler sırasında yapmıyorlar. Seçim öncesi süreçte

de halkı terbiye edip oyuna hazırlıyorlar. AB uyum yasaları, ev ödevleri gibi

söylemlerle hükümetlere arzu ettikleri icraatları yaptırıyorlar.

Hatırlayın! Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, 29 Ekim

2004 günü, Roma da Papa 10. İnnocenzo heykeli altında AB Anayasası nı kabul

ettiklerine dair imza attılar. Şimdi soruyoruz: Açıklanan paket orada atılan

imzanın bir gereği midir

Demokratikleşme nerede

Şimdi, eğri otursak da doğru konuşalım: Halkın iradesini

esas aldığı söylenen demokrasi dendiği zaman ilk akla gelen nedir Seçim ve oy

değil mi Sayın Başbakan! Sen vatandaşın bir tek oyunun bile zayi olmayacağını

ortaya koyan bir sistem mi geliştirdin ki, âlâ-yı vâlâ ile demokratikleşme

paketi açıklıyorsun Böyle bir pakette seçim barajı ve hazine yardımı için oy

oranı açıklaması yer alır mı

Demokrasi demek, seçim ve siyasi partiler demektir.

Bunlar olmadan demokrasiden söz edilemez. Eğer, demokrasi diyorsanız, seçim

kanunlarının âdil olması, siyasî partilerin eşit şartlarda seçime girmeleri ön

plâna alınması gerekmez mi

Anayasa, Hazine yardımı siyasî partilere hakça

dağıtılır ifadesine yer verirken, bir orandan söz etmek hakça dağıtım mıdır

Âdil bir seçim sistemi ve siyasî partilere eşit tanıtma imkânı sağlamayan

paket e demokratik denebilir mi

2002 genel seçimlerinde halkın yüzde 55 inin oyu Meclis e

yansımadı, âdil olmayan seçim sistemi halkın çoğunluğunun oyunu çöpe attı.

Peki, bu durum ülkenin azınlık bir iktidar tarafından yönetilmesi anlamına

gelmez mi Sonraki seçimlerde de yok sayılan oy oranı hiç de az değildir.

Son genel seçimde orantısız bir tanıtma imkânı

kullanıldığına şahit olduk. Seçim yasaklarının tam anlamıyla başladığı seçimin

son 10 gününde, TV ler saat başı ağırlığı AKP olmak üzere CHP ve MHP nin

programlarına yer verdi. Bağımsız adaylarla seçime giren BDP, Kürt sorunu

üzerinden tanıtımını yaptı. Diğer 12 partiye yalnız 10 ar dakika tanıtma imkânı

tanındı. Bu son 10 günde Başbakan ve partisinin 50 saat ekranda tanıtıldığını

gördük. Bir de, müzikli kliple TV lere servis edilen AKP propagandası dikkate

alınırsa, insan bundan ileri bir beyin yıkama metodu düşünemiyor. Siz, bu

yönteme demokratik seçim mi diyorsunuz

Pakette yer alan barajlı seçim sistemi konusundaki en

sağlıklı değerlendirmeyi Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Mustafa Kamalak

yaptı: Yüzde 5 Türkiye barajı ve daraltılmış bölge demek, barajların yüzde

25 lere çıkarılması demektir. Başbakan ın bu konuda söylediklerine

baktığımızda, biz, bir demokratikleşme kaygısı değil, oy kaygısı görüyoruz.

Hükümet, Türkiye nin işine gelen değil, AKP nin işine gelen bir sistemi ortaya

koyuyor. Onun hesabı yapılıyor. Belli ki, uzmanlar oturmuş, hangi seçim

sistemini getirirsek AKP nin oylarını artırırız, hesabı yapmışlar.

Halkın Ağzına Bir Parmak Bal

Pakette, başta inançlı halkımız olmak üzere çeşitli

kesimlerin ağzına bir parmak bal çalınarak sus payı verilmek istendiğine dair

söylemler var. Sanki bu söylemlerle tanımı yapılmayan nefret suçu icat

etmekteki niyet gizlenmeye çalışılmış. Feraset sahipleri bu sürecin Türkiye yi

nereye götüreceğinin farkındalar. Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı Salih

Turhan 5 Ekim 2013 günü Karaman da yaptığı konuşmada paket ve hedefini şöyle

değerlendirdi:

İslâm kardeşliği gereği zaten olması gereken haklarla AB

uyum yasaları sonucu gündeme getirilen haklar görünürde aynı gibi olsa da, ilki

bizi birlik ve dirliğe götürürken, ikincisi bizi bölünmeye ve çatışmaya

götürür. Siz okullarda andımızı kaldırıyorsunuz. Yerine ne koyuyorsunuz Bunun

yerine besmele yi koymazsanız sadece ve sadece emperyalizme hizmet etmiş

olursunuz.

Kamuda başörtüsüne kısmî özgürlük veriyorsunuz, niçin bu

özgürlük kısmidir Bunun insan hakları ile örtüşen bir açıklaması var mı Bu

hakkı hangi okula giderse gitsin tüm öğrencilere vermeniz gerekmez mi

İnanç ve düşünce özgürlüğü denince bizim aklımıza sadece

kılık kıyafet gelmiyor. İnsanlar, inandığı değerleri de öğrenebilmeli,

öğretebilmeli. Bununla ilgili hangi adımları attınız Türkiye de ilk defa

nefret suçu icat edilerek vahşet ve katliamları ile tanınmış Siyonist ve

Ermenilerin yaptıklarına sessiz kalmak mı amaçlanıyor Bunun böyle

uygulanacağına dair işaretler var. İsrail deki Şalom gazetesi, daha paket

açılmadan önce, Türkiye de nefret suçu oluşturulacağını öven yayınlar

yapmıştı. İsrail, Türkiye den önce bu durumu nasıl öğrendi Ayrıca, paket

açıldıktan sonra da, İsrail ve Türkiye deki Yahudiler paketten duydukları

memnuniyeti dile getirdiler.

Paket içindeki konuların Türkiye de tartışmaya açılmadan

ilân edilmesi, gizli bir şeylerin yürütüldüğünü düşündürmüyor mu Hükümet in

ABD, AB ve İsraille stratejik ortaklığının gereği bunu yaptığını akla

getirmiyor mu Ülkesini sevenler bu paketin uygulamasını ciddi bir takibe

almalıdır.