Tarihe Konteyner Diplomasisi olarak da geçecek olan bir
sürecin sonucunda, İsrail tarafından Ankara ya 3 yıl sonra da olsa gecikmiş bir
özrün gönder(t)ilmiş olması oldukça önemli. En azından özür kelimesini
lügatinde bulundurmayan, büyük kibir sahibi bir ülke açısından bu gelişme
fazlasıyla dikkate değer.
Her ne kadar bizim basının bir kesimi bu olayı gereğinden
fazla abartarak, İsrail ilk defa bir ülkeden özür diledi dese de, kuşkusuz
kazın ayağı öyle değil. En azından önümüzde ABD ve Mısır örnekleri var. Ve bir
de İsrail e bu özrü dilettiren irade ve gerçek arka plan...
Kuşkusuz, bu özür başarısında bardağın dolu tarafı kadar
boş kısmı da önemli, her ne kadar boş tarafından bahsetmek biraz sıkıntılı
olsa da. Fakat biz, dolu tarafı her zaman olduğu gibi ilgili arkadaşlara
bırakıp, meselenin diğer boyutuna bakacağız. Bu da haliyle bazıları açısından
bir takım gereksiz, can sıkıcı sorular anlamına geliyor...
Burada sorulması gereken ilk soru, neden şimdi Amiyane
tabirle, Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü Taraflar bu özürden
neler bekliyor ve bu beklentiler arasında ne kadar bir paralellik söz konusu
Bu özür daha çok kime kazanç sağlayacak Ya da, bu tarihi özür ilerleyen
süreçte kime, nasıl fatura edilecek
Bir diğer sorumuz ise Netanyahu nun Obama tarafından nasıl
ikna edildiğidir. Öyle ya, düne kadar özre yanaşmayan Netanyahu, Obama nın bu
turistik gezisinin son dakikalarında, uçağın pervaneleri pır pır dönerken
ikna ediliverdi...
Arzu ederseniz adım adım gidelim ve İsrail nasıl ikna
edilmiş olabilir sorusuyla başlayalım. Burada ilk akla gelen husus, iki
müttefiki arasındaki krizden yeni süreç adına ciddi anlamda etkilenmeye
başlamış olan Obama nın Yeni Türkiye lehine İsrail i tehdit boyutuna varan
çıkışıdır. Süreçte kilit role sahip Türkiye yi kaybetmek istemeyen Obama,
Ankara nın bir takım zorlayıcı adımları karşısında durum değerlendirmesine
gitmiş ve Türkiye yi kazanmak adına İsrail i geri adım atmaya mecbur kılacak
bir takım senaryoları Netanyahu nun önüne koymuştur.
Nitekim Netanyahu da
facebooktaki sayfasında bu hususa şu şekilde değinmektedir: Değişen gerçekler,
bölgedeki ülkelerle ilişkilerimizi yeniden ele almamızı gerektirdi. Suriye
krizinin sürekli kötüleşmesi en önemli kaygımız.
Burada, değişen gerçekler ifadesini sadece Suriye krizi
ile sınırlı tutmak, hiç kuşkusuz büyük bir saflık olur. Dolayısıyla, taraflar
açısından özellikle de ABD ve İsrail boyutuyla bu hususun çok iyi irdelenmesi
gerekmektedir ki, bu da bizi bir kez daha Türkiye nin F 4 hadisesi ile zirve
yapan ve başta bu iki ülke olmak üzere, bazı ülkeleri rahatsız eden örtülü
operasyonlarına kadar götürmektedir. (Pek tabi, diğer taraftan bu özür
Türkiye nin bölgede manevra alanını genişletmeye yönelik operasyon kabiliyetini
hangi yönde-derecede etkileyecek, ya da en azından İsrail in bir takım
eylemleri karşısında nasıl bir tavra itecektir, bu da bir başka merak
mevzuudur.)
Bu soruyla ilgili ikinci olasılık ise, İsrail in önüne
özür sonrası kendisini ne tür kazançların beklediğiyle ilgili bir dosyanın
konulmasıdır. Bu da açıkçası doğrudan doğruya Büyük İsrail Projesi yle
ilgilidir ve bundan dolayı Tel Aviv o büyük kibrini ayaklar atlına almaktan
çekinmemiştir. Bu da, aşamalı olarak Suriye-Lübnan, Irak ve özellikle de asıl
hedef İran boyutunda (bölge Kürtlüğünü de içine alan) operasyonel bazda yeni
bir sürece işaret etmektedir ki, bu bir anlamda Suriye krizinde sona
yaklaşıldığıyla ilgili önemli ipuçları vermektedir. ABD, Esad sonrasına yönelik
olarak en azından şu aşamada Türkiye ve İsrail arasında çetin bir mücadele
istememektedir.
Nitekim Siyonizm ve Büyük İsrail noktasındaki
taahhütlerini yenileyerek İsrail in ve Yahudi Lobisi nin gazını alan Obama nın
özür sonrası yaptığı açıklamada, derin işbirliği vurgusu bu hususu büyük
ölçüde teyit etmektedir. Benzer şekilde Netanyahu nun da Obama ya atfen
Başbakan Erdoğan a benzer sözleri sarf etmesi, İsrail in özür den
beklentilerini ortaya koyması itibarıyla oldukça önemlidir.
Diğer taraftan, Türkiye nin de bu özürden ne tür beklentiler
içerisinde olduğu ve özür sonrası ne tür adımlar beklediği de sürecin geleceği
açısından oldukça önemlidir. En azından, Başbakan Erdoğan ın basında yer alan
ifadeleri (özellikle de, bölgesel barış ve istikrar bağlamında ön plana çıkan
İsrail-Filistin ihtilafına yönelik olarak) şeklen de olsa farklı bir beklentiye
işaret etmektedir.
Dolayısıyla, bırakın yapılanların yapanın yanına kâr
kalmasını, özür sonrasına yönelik olarak taraflar arasındaki farklı hesaplar ve
beklentiler boyutuyla bile bu özür, özürlü dür ve Yeni Ortadoğu sürecinde
uygulamaya konulan projede yeni bir döneme yönelik psikolojik harekâtın
başlangıcı olarak sırıtmaktadır!