Özgürlüklerin kısıtlanıp kısıtlanmadığını anlayabilmek

için bugünü geçmişle mukayese etmemiz gerekir. Kısıtlamalara geçmeden bizim

kültürel yaşam tarzımızda yaşanan süreçlere bir bakmamız lazım. Osmanlı yaşam

tarzına baktığımızda Padişah buyrukları hâkimiyeti vardı.

Cumhuriyet döneminde Rejimin baskısı devrimler adına

acımasızca yapıldı.

Hükümetlerde Liderin sultası her zaman oldu ve hâlâ

oluyor. Aile de Babanın baskısı sürekli oluyor. Okul hayatında Cezaya dayalı

eğitimin baskısı hâlâ var. Böyle bir yaşam tarzından gelen bir milletin

özgürlüğü ne kadar olur

İfade ve düşünce özgürlüğü bizde hiçbir zaman

olmamıştır.

Sağda da, solda da ve İslami kesimde de hiçbir zaman

olmamıştır.

***

Bu genel tablodan sonra Cumhuriyet döneminde gelişen iki

özgürlük alanı vardır.

Bu özgürlük alanı, alabildiğine yaygınlaştı ve  yaşam tarzı haline geldi. Bu alanlardan

birincisi, içki içme serbestliği dir.

İçki devlet düzeyinde özendirildi ve sevdirildi.

Daha ileri boyutta, medeniyetin ve çağdaşlığın   bir sembolü haline getirildi. İçki

düzenlemesiyle ilgili yeni yapılan uygulamada, içki tüketiminde azalma yok.

Bilakis geçmişle mukayese ettiğimizde içki tüketiminin daha fazla olduğunu görüyoruz.

OECD nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü)

yayınladığı rapora göre; alkole yapılan zamma, alınan vergilere, caydırıcı

önlemlere rağmen alkol tüketimi azalmadı, tersine yükseldi.  Alkol tüketen Müslüman ülkeler arasında

Türkiye ikinci sırada. The Economist in çeşitli kaynaklardan derlediği bulgu

daha da çarpıcı: Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde 2001 2011 arasında

içki tüketimi tamı tamına yüzde 72 oranında arttı. İslam coğrafyasında en çok

içki tüketilen ülkeler arasında Lübnan birinci sırada yer alıyor (yılda 2,3 litre).

  İkinci olarak da

Türkiye geliyor (yılda 1,9 litre).

Üçüncü ülke ise İran.  

***

Cumhuriyet tarihi boyunca, ikinci özgürlük alanı ise,

kadınların kendilerini teşhir eden kıyafet özgürlüğü dür. Dekolte görüntüler,

mini etekler, vücudu ortaya çıkaran dar kıyafetler ve cinselliği çağrıştıran

davranışlar alabildiğine serbest. Bununla ilgili kılık kıyafet kanunu olmasına rağmen hiç kimse bunun

önünü alamıyor.

Bu durumla ilgili bir eleştiri gündeme geldiğinde yer

yerinden oynuyor. O kişi veya kurum topa tutuluyor. Hakaretlerin, ithamların ve

dışlamaların her çeşidi pervasızca yapılıyor.

Diğer taraftan inancından dolay örtünen kadınlara

yıllarca ikinci, üçüncü sınıf insan muamelesi yapıldı ve hâlâ da yapılıyor.

Okumaktan, kamudan ve bütün mesleklerden men edildiler.

Okullarından, iş yerlerinden kovuldular. Topluluk önünde dışlandılar ve

hakarete uğradılar. Hatta bu durum yıllarca rejim sorunu haline getirildi.

***

Özgürlüklerin kısıtlamasıyla ilgili yalnız bu iki konuyu,

yani kadın ve içki konusunu ele aldığımızda, günümüzde özgürlüğün ne kadar

sınırsız olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Peki, son günlerde özgürlük adına sokağa dökülenlerin

esas dertleri nedir

Herkesin gördüğü ve bildiği gibi, Gezi Parkı, çevre

duyarlılığı ve özgürlüklerin kısıtlanması sloganları bahane. Esas amaç

eskiden dışlanan, adam yerine konmayan, ikinci, üçüncü sınıf insan konumunda

olan Anadolu insanları (bu insanlara İslami kesim de diyebiliriz), şimdi

onların bulundukları yerlerde aynı kare içinde yan yana birlikte olmalarıdır.

Düşünebiliyor musunuz

Eskiden bir başörtülü ile bir sakallı aynı mekânda

birlikte toplantı yapsınlar, yemek yesinler!.. Çok eskilerden bahsetmiyorum.

15 20 sene öncesi Türkiye den bahsediyorum.

Şimdi ise, aynı düşünceden olmayan, ayrı ayrı yaşam

tarzları olan insanlar bir arada aynı kare içinde birlikte olabiliyorlar.

Açığı, kapalısı, dinlisi, dinsizi hepsi bir arada olabiliyor.

Bundan kimse rahatsız olmuyor. Biz rahatsız olmuyoruz ama

onalar(!..) rahatsız oluyorlar tabi İşte bütün mesele burada

Sonuç olarak hayat devam ediyor.

Hak ile Batıl ın mücadelesidir bunlar. Hak ile

batıl ın mücadelesi dünya kurulduğundan beri vardır. Dün de vardı, bugün de

var. Yarın da olacaktır. Burada önemli olan, bizim yerimizin ve duruşumuzun

sağlamlığıdır.