Bugün Türkiye de Müslümanlar iki önemli yanılgı
içindedir. Birincisi, bazı Müslümanların Asr-ı Saadet döneminde yaşanan
medeniyeti yüzyılları direkt atlayarak günümüze taşıma gerekliliğini savunmaları.
İkincisi ise, diğer bazı Müslümanların Osmanlı medeniyetini olduğu gibi
günümüze getirme gerekliliğini vurgulamaları. Her iki düşünce de temelden
yanlış. Peki, Neden
Her medeniyet bir önceki medeniyetten izler taşır. Hiçbir
medeniyet hudayinabit değildir. Doğanın sürekliliği gereği birbirinden tamamen
bağımsız ve bağlantısız medeniyet olmaz. Her birikim bir sonraki açılıma
kaynaklık eder. Her düşünce bir önceki düşünce veya düşüncelerden birikerek
varlık düzeyine gelir. İnsan tekâmül eden bir varlıktır. Aynı zamanda her zaman
terakkiye açık ve eğilimlidir. Bir medeniyet bir yerde başlar ve biter yani
zayıflar. Daha sonra gelen medeniyet kendine özgü değerler sistemi getirirken
önceki medeniyetin birikiminden faydalanarak evrensel insanlık adına iyi olan
taraflarını alır kullanır. Bu bağlamda Asr-ı Saadet teki İslam medeniyeti,
vahiy olmakla birlikte, vahyin içinde (Kur an da) geçmiş medeniyetlerden
bahsedilerek aynı şekilde ilahi olandan ilahi olana atıflar yapar. Bu atıflarda
ve getirilen yepyeni değerler sisteminde neden ve nasıl sorularının cevapları
en sarih bir şekilde verilir. Kur an hem geçmiş medeniyetlerden haber verir hem
de gelecek medeniyetleri kapalı bir şekilde anlatır. İslam hem evrensel bir
dindir hem de dünyanın kuruluşuyla sona erişini yani tüm zamanları kapsayan bir
medeniyettir. Bu medeniyetin Asr-ı Saadet kesitinde yaşananlarla günümüzde ve
gelecekte yaşananlar aynı kitapta anlatıldığı halde aynı zamanda meydana
gelmez. Bu bakımdan Kur an da kapalı bir dil vardır. Tüm zamanları kapsayan bir
dilin açık ve anlaşılır olması beklenemez. Çünkü açıklık ve anlaşılmak dönemlik
düzeydedir. Bugün açık olan ve anlaşılan bugün içindir. Oysa Kur an tüm
zamanları kapsar. Dolayısıyla her şeyin açık ve anlaşılır olmaması normaldir.
Ne demek istediğimizi bir örnekle açıklamaya çalışalım; miraç olayı ışınlanmaya
kaynak olabilir ama her ikisi çok farklı olacaktır. Çünkü miraçta bizzat
Allah ın elçisi vardır. Işınlanma ise belki de İslam a inanmayan bir bilim
adamı tarafından bulunacaktır. Işınlanmanın kaynağı İslam ve birikim öncülü
Asr-ı Saadet olmasına rağmen ışınlanma farklı bir medeniyette olacaktır.
İslam medeniyeti Asr-ı Saadet te farklı, dört halife
döneminde farklı, Selçuklu döneminde farklı, Osmanlı döneminde farklıdır. Bu
farklılıklar, dönemin getirdiği ihtiyaçlara, kapalı dilden o güne özgü
çareler üretilerek/çıkarılarak meydana getirilmiş olmasındandır. Hem geçmiş
birikim kullanılmış hem de o birikimin üzerine dönemin özgün düşünce üretimi
konulmuştur. Ne geçmiş kestirip atılmış ne de geçmiş olduğu gibi alınmış;
geçmişin üzerine kendine özgü düşünce değerleri eklenerek kendine özgü
medeniyetler oluşturulmuştur. Örneğin Osmanlı mimarisi Selçuklu mimarisinin
birebir aynısı değil, Selçuklu mimarisi de dört halife döneminin birebir aynısı
değil. Oysa diyelim bu mimari camidir mesela. Osmanlı camileri Selçuklu
camilerinin taklidi değildir. Bu medeniyetler birbirini taklit etmemişler;
kendine özgü üretmişler. Tabi şunu da ekleyelim; İslam medeniyeti coğrafya ve
millet kültürlerine göre de farklılık gösteriyor.
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı medeniyeti üzerine kurulduğu
halde o medeniyete dair ne varsa kestirip atmıştır. Batı medeniyetine tabi olma
histerisi Osmanlı medeniyetinin kestirip atılmasına sebep olmuştur. Ama Batı
medeniyetine de tabi olunamamıştır. Geçmiş kestirilip atılınca yeni bir
medeniyet ortaya konulamadığı gibi hâlihazırdaki dindışı medeniyete de
girilememiştir. Türkiye Cumhuriyeti nin kendine özgü bir medeniyeti yok.
Mimariye bakın, Batı nın kötü bir kopyası. Mimarisi iyi olan camiler de Osmanlı
taklididir.
Ne yapılmalı Önce geçmişle bağlantı sağlanmalı sonra
günümüzde üretilen özgün düşünceyle özgün bir İslam medeniyeti meydana
getirilmelidir. Bu, şart!