Yahya Kemal Beyatlı, çocukluğuna ilişkin hatırlarını anlatırken, oldukça önemli kimi saptamalarda bulunuyor. Bunların bir kısmı psikolojik sonuçlara dayanıyor. Sayın Özdemir İnce nin Yahya Kemal in "Yeni Mektep" başlıklı yazısından sadece bir bölümünü alıntılayarak, kimilerinin "eski harfler" kimilerinin "Osmanlıca" kimilerinin "Arap alfabesi" diye nitelendirdiği alfabeden Latin alfabesine geçişini konu edinerek bir dönemi, bir kültürü yadsımanın yoluna gidiyor. Bunu da bir önceki yazımızda vurguladığımız gibi Yahya Kemal üzerinden yapıyor. Yahya Kemal bütünlüğünde bu ifadelerin hiçbir anlamı yoktur. Söz konusu makalede Yahya Kemal bir çok konuya değiniyor. Biri de dört yaşında eski mektebe verilişi, üzerinden üç sene geçtiği halde elifbayı sökemeyişini anlatıyor olmasdır.

Yazının başka vurguları da var. Bunlardan biri ve en önemlisi de burasıdır: "Yeni Mekteb de iken bir müddetten beri alt alta bir propaganda fısıldanıyordu.. "Selanik den bir dönme gelmiş, Müslümanları Çıfıt ve gâvur etmek için Yahudi mahallesinde bir mektep açmış!" diyorlar ve hepimizi korkutuyorlardı. Bu açılan mektep Vâlî Ahmed Eyüb  Paşa nın Üsküp de ilk defa olarak yeni usulde açtırdığı Mekteb-i Edeb di. Bu mektebin müdürü Ali Galib Efendi namında, Selanikli bir dönme delikanlıydı." ( ) "Lâkin bu mektebi hakikaten ne diye Müslüman mahallelerinden uzak ve Yahudi mahallesinde binâ ettirmişti Bunu şimdi bile anlayamıyorum." [age. s. 27, 28] diyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı var. Bir Selanik dönmesinin Üsküp te bir okul açması. Yahya Kemal in hayatında dönüm noktalarından biridir. Bunu iki yönden de ele alabiliriz. Birincisi İttihatçı geleneğe girmesi. İstanbul a gelişi, Paris e kendi ifadesiyle bir dinsiz olarak gitmesi. Bunda babasının da rolü var. Diğeri ise dört yaşında başladığı eski mektepte üç yıl boyunca çocuk Yahya Kemal in, ders aldığı hocanın ve ortamın onda karşılık bulamaması.

"Sekiz yaşıma girdiğim zaman bir sonbahar günü artık Yeni Mekteb den çıkarılacağımı, hakikaten yeni bir mekteb olan Mekteb-i Edeb e verileceğimi söylediler. Hüznüme ve kederime pâyân olmadı. Bu bana Müslümanlıktan çıkmak gâvurluğa karışmak gibi bir şey göründü. Lâkin babam şiddetli ve anîf hareket ediyordu. Korkumdan sesimi çıkaramıyordum. Bir gün sarı şayaktan üniformasının sağ yakasında Mekteb sol yakasında Edeb markaları vardı. Pederim, ben ve uşak arabaya binerek mektebe gittik. Müdür Gâlib Efendi nin odasına girdik. Onun emriyle derhal birinci sınıfa yerleştirildik. İlk defâ yeni usûl bir rahleye oturtuldum. Galib Efendi, o gün bizzat kendi uğraşarak yeni usûl bir Elifbâ kitabından Elifbe yi gösterdi. Şâyân-ı hayret bir şey olarak Gani Efendi nin karşısında üç senede söktüremediğim Elifbe yi o gün hemen söktürdüm. Kitabımı da sevdim. Aradan iki ay geçti, Kırâat i söktürmeğe başladım." [age. s. 28, 29.]

Sayın İnce bu bölümleri atlıyor. Bir çocuğun hemen ilk gün elfibayı sökmesi olası mıdır Bir ay içinde bir metni okuyacak kadar nasıl gelişir Burada çocuk Yahya Kemal in bulunduğu ortama uyumu, hoca faktörünü nasıl göz ardı edilir

Bir başka yazı konusu olacak olan bir durumu da atlayamayız. Şöyle ki, Yahya Kemal Osmanlı Türkçesini önemser. Bunu bir kültür ve medeniyet duygusu olarak ele alır. Bunun için Osmanlı yı Türk Osmanlı olarak özellikle vurgular. Bunda da Fransa da bulunduğu zaman içinde bir Fransa kültürü olgusunu fark etmesidir. Arapçadan, Farsçadan Osmanlıcaya geçmiş kimi kavram ve sözcükleri o, artık Türkçe olarak kabul eder. Hatta Müslüman olan Türklerin sözcük ve kavram seçimlerinde Farsçayı tercihlerine dikkat çeker. Örneğin dini açıdan öne alınması gereken kimi sözcükleri ele alır. "Namaz", "oruç" Farsçadır. Oysa Arapça olan "salat" ile "savm" sözcüklerini kullanmaz. Benzer durum Kürtçe için de geçerlidir. "Abdest" sözcüğü Farsçadan gelmedir. Türkçede bu olduğu gibi kullanılır. Kürtçede de "avdest" ya da "ab u dest" olarak karşılık bulur. Yahya Kemal bu sözcükleri artık Türkçe olarak kabul eder. Bu, bir kültürün dönüşümü olayıdır. Ortak bir ruha sahip olma duygusudur.

Yahya Kemal kavramlarını bilinçle kullanır. Fransa da dokuz yıl yaşamasına rağmen vatanına döndüğü zaman Allah a inanan bir Müslüman olarak döner. Bundan sonrası bu ruh üzeredir. Sayın İnce gibi dine karşı bir tavır içinde olmaz. Müslümanları ve onların kültürünü asla aşağılamaz. Her durumu, olguyu bir saldırı gerekçesi yapmaz. Onun kendine özgü bir bakışı vardır. Bunu da çarpıtmamak gerekir.

Not ve düzelti: Bir önceki yazımızı "II" başlığıyla istenmeden çıkmıştır. Okurlarımızın önceki yazıyı "I" bunu da "II" olarak okumalarını istirham ediyoruz. Zorunlu olarak bunun başlığını karışıklık olmasın diye "I" koyuyoruz. Sevgili okurlarımızdan özür diliyoruz.