Bayram günü mezarlıkta karşılaşıyoruz.

İkimizde her bayram mutad olarak annelerimizi ziyarete geldiğimizden,

hatır soruyoruz.

Tatil projelerini aktarıyor.

Anne ziyaretinden hemen sonra yola çıkacağını, Akdeniz

sahillerine gideceğini anlatıyor.

Bayramlaşıp kucaklaşıp ayrılıyoruz.

İki hafta sonra salalar arkadaşımın öldüğünü haber vermekte.

Son günlerin moda olan ölüm nedeni ile.

Beyne pıhtı atmış.

Onunla karşılaştığımız noktada, mevtayı anne kucağına

veriyorlar.

Bu yolculuğu karşılıklı konuşamıyoruz.

O suskun, ben şaşkın.

Aslında çok da şaşmamamız gereken ölüm eylemi, nedense her

birimize galaksiler kadar uzak sanmaktayız.

Oysa bir tatil yeri kadar yakın.

Bir yolculuk kadar sıradan.

Bir düğün kadar kalabalık.

Arkadaşımın cenazesi renkli insanlarla dolu; kalabalık ailesi,

çocukları, yeğenleri, gençler.

Ki gençler ne kadar da uzak durmaktalar ölüme.

Bronz tenleri bir sahil yerinden geldiklerini anlatmakta.

Neşeli görünüşleri ile hayatın tam kalbindeler.

Kadınlar bakım merkezlerinden gelmiş gibi yüzlerine

kapatıcıları sürmüşler.

Son yolculuğun tanıklarına güzel görünme çabası.

Acı bir gidişte olsa pejmürde görünmeme telaşı.

Mevtanın kız kardeşinin taziyeleri kabristanda kabul etmesi.

Eve geçecek misiniz sorusunu, yok, taziyeleri burada

kabul edeceğiz ,cevaplarını vurgulayışları.

Yani, eve gelmeyin, size ayıracak vaktimiz yok ,cümlesini

peşin peşin sıralamaları.

Muhtemelen tatil yerinin sezonluk fiyatı ödendiğinden ya da

kredi kartı ile otelin parası peşin taksitlendirildiğinden, hemen güneye dönüverecekmiş

gibi durmakta cenaze evi.

Yaz programına eklemlenmek için.

2002 yılının büyük sıcaklarında, Fransa da insanlar yaşlı

anne babalarını evlerinde yalnız bırakıp tatile gittiklerini okumuştum

gazetelerde.

Döndüklerinde çoğu yaşlı anne baba ölmüştü.

Türkiye için aykırı bir kavramdır, yaşlı anne babayı evde

tek başına bırakmak.

Fakat artık batılı değerleri kabul etmekte pek

zorlanmamaktayız.

Tsunami olduğunda da İngiliz ve Amerikalı turistler,

cesetler denizden çıkarılırken bile tatillerine devam etmişlerdi.

Şezlonglarına uzanmış buzlu limonata içen insan görüntüleri,

ceset torbaları içerisinde yan yana sıralanmış ölü insanlarla; aynı fotoğraf

karesine sığabilmişti.

Zira bütün yıl deli gibi çalışıp bu tatilin hayali ile

yaşamışlardı.

E, bir hayli de para ödemişlerdi.

Ölenle ölünmezdi.

Bizde de pek farklı değil artık.

Ege de boğulan birinin cesedini uzatmışlar kenara.

Ama insanlar istiflerini bozmadan yüzmeye devam etmekteler.

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir, hesabı mı

Ya da ölümün de sıradanlaştığından mıdır

Yahut insanlar artık lüks yaşamdan en ufak bir fedakârlığa

bile yanaşmadığından mıdır Yoksullarda ancak kalabilen, o; başkalarını da

düşünebilme erdemliliği çoktan yitirilmiş.

Ki yaralı madencinin sedye kirlenmesin endişesine ne kadar

şaşakalmıştı topyekûn bir ülke.

Dün bir yaz yolcusunu öteye uğurlarken, ölümden çok ölümün

sıradanlaşmasına şaştım.

Ölmek için bile tarih çok önemli imiş demek.

Yaz tatili ortasında ölmekten muhafaza buyursun Rahman, diye

dua etmek de çok gerekli.

Çünkü yaz tatilini yarıda kesecek yakınlarınızın arkanızdan

konuşması da olası:

Bula bula bizim tatile mi getirdin ölmeyi söylenmeleri, çok

da uzak bir tahmin değil.

Elbet seçmek elimizde değil ama.

Değişen Türkiye de, öteye yaz yolculuğu fazlası ile riskli.

Belki güz yolculuğu daha mantıklı, kış ya da bahar yolculuğu

daha ehven.

Rabbimiz herkese hayırlı ömürler versin.