İçerideyken gerilimli, kışkırtıcı (agresif) ve cedelci üslûbunun ülke hava sahasını geçer geçmez güya açıklayıcı, tahlil edici ve uzlaştırıcı niteliğe bürünür görünmesine rağmen, çoğunlukla yüzeysel, özensiz ve derinliksiz söylemi, Fransa da patlak veren olaylara da yansıyıverdi. Fransa da günlerdir süren olayların nedeni, Başbakan a göre, başörtüsüne karşı anlayışşsız tutumdur. Bu tutumun yanlışlığını anlattığını da ilave ediyor ve dikkate alınmamasını eleştiriyor.

Bu görüşlerin isabetli olup olmadığını tartışacak değilim, fazla anlamlı olduğunu da düşünmüyorum. Ancak şu kadarını söyleme gereği duyuyorum. Kuşkusuz Fransa daki olaylarda başörtüsü yasağının belli bir etkisi olmalıdır ama sadece buna indirgemek, temel sorunu hiç kavrayamamak, tarihi bağlamı üstünkörü örtmek demektir. Ayrıca Fransız yetkililere (herhalde J. Chirac kastediliyor, oysa aynı Chirac, bu tarz üslûbu dolayısıyla tersleyici bir tavır almıştı bir kaç ay önce) başörtüsü meselesini anlatmadan önce, sanıyorum Türkiye ye bakmak, en azından siyasi nezaket ve yönetim sorumluluğu bakımından gereklidir. Geçelim...

Öncelikle Fransa olaylarını "şiddet" kapsamında telaffuz etmek, daha ilk adımda sonucu kökten dönüştürücü yanılgıya yaslanmak demektir. Aynı şekilde, "soyut bir "kimlik arayışı"na bağlamak da yanılgının ötesinde saptırıcı bir yaklaşımdır. "Kimlik" yok mu, elbette vardır ama "arayışı" vurgusu, süregelen yoz anlayış ve değerlendirmenin mutlak doğruluğunu hâlâ kabul etmektir. Fransız İspanyol, İngiliz vb. vatandaşı olsa bile Mağrib ten, Afrika dan, Orta Doğu dan vb. gelen müslüman bir kimsenin "kimlik arayışı" bağlamında bir takım olaylara sebebiyet vermesini söylemek, Avrupalının öteden beri yapa geldiği "öteki"ni hor görme, küçümseme, baskı altında tutma, istismar etme ve sömürme, hatta yok sayma ve yeri geldiğinde yok etme refleksinin sadece tezahürüdür. Herşeyden önce, basit sosyolojik gözleme dayanarak söyleyebiliriz ki, "kimlik arayışı" içinde olan birey veya topluluk ve toplumlar kültürden, kültürel değerlerden, kısacası inanç, tarih, vb. olgulardan uzak, habersiz, birikimsiz olma anlamına gelir. Dünyanın herhangi bir yerinde, mesela Avrupa da yaşayan velevki yozlaşmış olsun, bir Müslüman bireyin kültürsüzlüğünden, tarihsizliğinden,değere sahip olmadığından sözedilemez. Sözgelimi Müslüman toplumlarda, mesela Mısır da, Etiyopya da, Yemen de, Malezya da, Azerbaycan veya İran veTürkiye de yaşayan bir Hıristiyanın "kimlik arayışı"ndan sözedilse, o hıristiyan açıkça bunu reddedecektir. Kaldı ki İslâm inanç, kültür ve değerler bağlamında mensubunu (isterse reddetmiş bulunsun) güçlü bir şekilde kuşatıcı nitelikte olagelmiştir. Onun için Müslümanlar arasında, özellikle misyonerlerin kapsamlı ve yoğun faaliyetlerine rağmen, irtidat (dinden/İslâm dan dönme) olayları nadiren gerçekleşmiştir.

Öyleyse "kimlik, arayışı"ndan değil, kimliğin tezahüründen, kimliğini somut gerçekliğe dönüştürmeden sözetmek, daha anlamlı bir yaklaşım sayılmalıdır. Bunun kökleri derinlerdedir ve yok sayılması, yok sanması gerçekliğini örtbas edemez. "Haçlı seferlerinden, Bizans tan ve Arap (Müslüman, İK) Aristoculuğundan doğmuş Fransız zevkinin" (Alair de Libara: Ortaçağ Felsefesi, Litera Yayıncılık, İstanbul 2005, S. 16) "Fransız" haline gelmesinde, Müslüman kimliğinin öncelikli ve rüçhan hakkının inkarı olur bu. Fransa ve Fransızlar tarih sahnesinde yoklarken Müslüman kimlik VIII. yy. XVI.yy. kadar İspanya merkez olarak İtalya da ve Fransa da vardılar ve Modern Avrupa nın inşasında fikri önceliklere sahiptiler. Daha XX. yy ilk çeyreğinde bile bir "Fransız" ulusunun tarihen varolup olmadığını tartışıyorlardı Fransız aydınlar (Bkz. AydınlarYüzyılı, Boğaziçi Yayınları).

Diyeceğim Fransa da patlak veren olaylar, Müslümanların "kimlik arayışı"nı değil, kimlik tezahürünü yansıtır. Neye karşı Fransız kibrine, küstahlığına, yüzyıllardan beri ahlaksızca istismar ederek sömürmesine ve horlamasına karşı. Haçlı seferleri esnasında kurulan Frank Krallığı nın, Napoleon un Mısır çıkartmasının, Cezayir de bir milyona mal olan işgalinin ve soykırımının, XXI. yy. da da devam etmemesi gerektiğinin bir haykırışıdır Fransa da olaylar. Daha genelde Batı uygarlığının "tek dişi kalmış canavar"lığına bir tepkidir. Irak ı yalan ve dolan ile işgal eden ABD ve ortak güçlerin dünyanın gözü önünde sürüp gitmesine elbette hakkaniyet ve adalet duyguları körelmemiş, kuntlaşmamış Müslüman yüreklerinin tepkisi olacaktı, olmaktadır.