Son günlerde yapılan siyasî tartışmaların yüzeyselliği, aklın yürürlükte olup olmadığı kuşkusunu doğurmaktadır. Böyle bir durumu yaşıyor ve farkediyor olmak da "insan"ı korkutuyor.

İnsan düşündükçe hayatın bilmeceleştiğini daha açık ve net bir şekilde görmektedir. Yüzyıllardan beri aklı eren milyonlarca, milyarlarca insan düşünüyor, araştırıyor, soruyor, soruşturuyor, sorguluyor Bazı insanlar "buldum, buldum" diyor ve "var olanı" bulmanın hazzını yaşıyorlar. Başkaları da onun bulduğunu anlamak için uğraşıyor, uğraşıyor, hatta bir ömür harcıyorlar "bulunan"ı anlamak için... Bununla da yetinmeyip anlayanlar anlamayanlara anlatıyor yıllarca Zaman içinde anlatma, nakletme aktivitelerinin "ders"e dönüştüğünü görüyoruz. Orta kuşaklar yeni kuşaklara "bulunan"ı aktarmakla ömür tüketiyorlar.

Bir başkası da, tam "buldum" derken elinden kaçtığını görüyor bulduğunu zannettiği şeyin Hayat "buldum, buluyorum, bulacağım" şeklindeki bir oyalanma ile sürüp gidiyor. Herkes bir şeyler buluyor kendine göre ve kendince Bazı insanlar "bulduğu"nun sarhoşu oluyor ve takılıyor bulduğunun peşine ve bir ömür onu satıyor müşterilerine Kendi doğrusundan başkasını görmüyor, çünkü kendi doğrusunu tek doğru olarak kabul ediyor. Kendi doğrularının mümini olan bu insanlar, "başkaları"nı görmezden geliyorlar. Oysa dünyada kendi dışında, kendisi gibi "kendi doğrularına takılmış" binlerce, milyonlarca insanın var olduğunu düşünemiyor İşte böyle bir durumda sadece kendi doğrularını dillendirenler, diken gibi batıyorlar çevrelerine ve her dokunana "Kazık" gibi kalakalıyorlar kendi kendilerine, ya da kendileri gibi "kazıkları" buluyorlar kendilerine yandaş olarak

Diken olmamak için, kazık olmamak için çevresinde bulunanların varlığını görmesi gerekir "insan"ın İnsanın bir nefes ötesinde, bir başka insan var hayatı soluyan ve yaşayan Nefesini hissettiğiniz varlığı görmezden gelmek ya da yok saymak ne kadar insanî bir durumdur İnsan bir nefeslik mesafedeki "kendi"ni  nasıl olur da görmez, göremez Kendine saygı duymayanın "başka"sına saygı duyması ya da başkasına saygı duymayanın insan olması mümkün müdür

Hayat "başkaları"yla güzeldir

İnsan akıllı bir varlıktır, dolayısıyla insan akılsız olmaz, olmamalıdır. Fakat insan her şeyi aklıyla çözümleyemez. Bu yüzden insanın aklı aşması gerekir, aklı aşması gerekir ki "insan" olabilsin Salt akıl insanı "ben"lerde tutar ve "biz"lere yükseltmez. "Biz" demeyen akıl, akıl mıdır Böyle bir aklı neyleyeyim ben

İnsanlar aynı soydan gelseler de zaman içerisinde değişik yollara sapmışlar ve soylarının özelliğini yitirmişlerdir. Bu yüzden de sapılan "sapkın yollar"ın rengi, boyası onların rengi olmuş; o rengi kendilerine tıynet edinmişler. Doğru yoldan sapmayıp, hayatını insanca sürdürenler "başkaları"nın varlığını görmüş ve birlikte yaşama gereksinimini iliklerinde hissetmiş ve insan olmanın mücadelesini vermiştir yıllarca

İnsan olmak "farketmektir", görmektir. Çevresinde olup biteni farketmeden, kendi doğrusunda ve doğrultusunda yaşayan varlığı -her ne kadar insan görünümlü olsa da- insan olarak görmek ne kadar doğrudur

Dünya her canlının korunağı ve barınağıdır, her varlığın rızkını ve dolayısıyla hayatiyetini temin ettiği bir mekândır. Her varlığın nasibi, rızkı vardır bu dünyada... Birilerinin bunları gaspetmesinin, bunları kendilerine özgü kılmasının insanca bir izahı var mıdır Dünya bir paylaşım mekânıdır. Paylaşmasını bilmeden "insan olmak" ya da insan olma basamağına yükselmeyi emir-komutaya bağlamak ne kadar doğaldır

İnsanca paylaşmak varken, zora ve zor yollara başvurdurmak ve bitmeyen sorunlara yeni sorunlar eklemek akla zarar vermektedir. İnsan akıllı bir varlıktır, ya da aklını kullanmak zorunda olan bir varlıktır. Eğer aklını yanlış ve yıkıcı yönde kullanırsa "insan olma" ayrıcalığını yitirir.

"İnsan soylu" varlıklar paylaşır, çevresinde kendisinden başka varlıkların olduğunu bilir ve hayatını ona göre tanzim eder. Çevresinde birilerinin olduğunu farketmemek veya onları yok saymak ne kadar vahşice bir tavırdır. Bunlar "ayna"ya baktıklarında "nefislerini" görmektedirler, oysa "gönül aynasına, tabiat aynasına" bakanlar "kendini / kendilerini" görürler. Onun için hayat, "ben"de kalanı biyolojik varlık hatta daha aşağı varlık telakki ederken, "biz"leşenleri insan olarak görür. Çünkü bizleşen insan "halk"a hizmet eder, halka hizmeti "ibadet" bilir ve bu durumun Hakk a hizmet olduğu duygusunu yaşar.

Maddeye odaklanmış ve nefsini putlaştırmış insan eşyayı keşfederken, bir türlü kendini keşfedememektedir. Eşyanın ayrıntılarını okurken kendini okuyamamaktadır. Çünkü insana da eşya gibi bakmaktadır. Oysa insana "insan" gibi bakması gerekir ki, "insanın dünyası"na nüfuz edebilsin...