Bilecik AGD, Çanakkale ile ilgili konferans yapmamı
isteyince Osmanlı nın doğduğu topraklara doğru bir yolculuk yapacağım
sevinciyle hemen kabul ettim. Hâlbuki bu sıralarda ciddi bel rahatsızlığı da çekiyordum.
Ama böyle bir fırsat her zaman oluşmazdı.
Ankara dan Bilecik e gitmek için hızlı trenle Bozöyük e
ulaştık. Orada bizi AGD nin iki güzide idarecisi Ahmet ve Gürkan Beyler
karşıladılar. Bozöyük ten Osmanlı nın kurulduğu topraklara doğru yolculuğumuz
başladı. Ben etraftaki coğrafyayı ve dağları süzüyor, buralarda bir zamanlar
İslam ı ta Avrupa nın kalbine kadar yerleştirecek olan fatihlerin atın sırtında
nasıl geldiğini düşünüyordum. İlk molamızı, burada bulunan yarı açık
Cezaevi nin mahkûmlarının işlettiği lokantada verdik. Tüm personelin aslında
mahkûm olduğu öğrenmem ilginç oldu. Zaten cezada asıl olan ıslahtır İslam da
dedim. Bu tür uygulamaların yaygınlaşması dileğinde bulunduk.Yemekten sonra
bozkırdaki yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ettik. Dağların arasında
süzülen derelerin yoldaşlığında Söğüt e doğru ilerliyorduk. Osmanlı nın ilk
kurulduğu ve bir anlamda ilk başkenti olan Söğüt e ulaştık. Şehre girişte iki
şey karşıladı bizi. Birisi mazi diğer hal idi. Rahmetli Malcolm X in, Bir yerdeki
değişimi görmek istiyorsanız kadınlarına bakın. Çünkü onlar en ufak değişimi
üzerlerinde yansıtırlar sözünü hatırladım. Günümüz insanların tarihin
neresinde durduğunu öğrenmek için şehrin kadınların kıyfetlerini gözlemledim. Evet değişim gerçekleşmişti. Mazi ve hal
arasındaki makas açılmıştı. Islaha ihtiyacımız vardı
Ertuğrul Gazi nin Huzurunda
İlk uğrak yerimiz
Ertuğrul Gazi oldu. Kapıda bizi bir kitabe ve çeşme karşıladı. Bunlar Osmanlı
yapılarının olmazsa olmazıydı. Kitabe buradaki restorasyonun Sultan II.
Abdülhamit tarafından yapıldığını belirtiyordu. Ertuğrul Gazi nin manevi
huzurundaydık. Bir cihan imparatorluğunu kuran şahsın huzurunda olmanın
ağırlığı çöktü üzerimize. Bu şahsiyetler, yurdu vefatlarından sonrada
bekliyorlardı. Buraların bizim olduğunu (yani İslam ümmetinin) simgeliyorlardı.
Mezarın etrafında tüm Osmanlı coğrafyasından getirilmiş topraklar
yerleştirilmişti. Bir zamanlar nasıl bir devlettik Dünyaya adalet dağıtırdık,
der gibiydi bu topraklar.
Etrafında Osmanlı
ve Kayı Boyu nu simgeleyen bayraklar yerleştirilmişti. Bu arada pencerelerdeki delikler dikkatimizi
çekti. Altındaki yazıdan deliklerdeki kurşun izlerinin nedenini de öğrendik. 1.
Dünya Savaşı nda Yunanlılar burayı kurşunlamışlardı. Haremi ismetimize kadar
girmişlerdi. Onlar, dirilerimizden değil ölülerimizden bile korkuyorlardı.
Çünkü bu mezarlar buraları bizim yerimize bekliyorlardı. Dışarıda Ertuğrul
Gazi nin silah arkadaşları olan gazilerin ve yakınlarının mezarları vardı.
Peki, hakkında diziler çevirirken bu maneviyatı ve onların İlayı Kelimetullah
idealini verebiliyor muyduk Gazilerimizin ruhlarına Fatiha okurken, halimizi
de kelimesiz olarak arz ediyorduk.
Kuyulu Cami
Daha sonra Söğüt te yapılan ilk cami olan Kuyulu Cami yi
ziyaret ettik. Bu cami Ertuğrul Gazi tarafından bölgedeki gayrimüslimlerden
arsası satın alınarak inşa edilmişti. Bir anlamda Osmanlı nın ilk manevi
eseriydi. Cami oldukça küçüktü. Bu camiyi dolduracak bir avuç insanın dünya
tarihini değiştirdiğini anladık. Demek ki bir cami cemaati isterse dünya
tarihini değiştirebilirdi. Camiye ismini veren kuyu caminin içinde kalmıştı. Bu
kuyudan civardaki gayri Müslimlerde yararlanıyorlardı. Bu vesileyle
hayatlarında ilk kez bir Müslüman mabedine girmiş oluyorlardı ve böylece
tebliğe mazhar oluyorlardı. Zaten kuyunun burada yapılmasının amaçlarından
birisi de buydu. Bir kuyu, birçok kuyuya düşmüş gönülleri çıkarıyordu.
Müslüman, her durumdan ve imkândan yararlanarak tebliğ edebiliyordu.
Dertli Bir İnsan
Söğüt merkezdeki tarihi camide öğle namazımızı kıldıktan
sonra, caminin avlusundaki çay bahçesinde ve Osmanlı nın simgesi olan söğüt
ağaçlarının altında çaylarımızı yudumladık.
Yanımıza nur yüzlü bir ihtiyar geldi. Işık amca namıyla
tanınıyordu. Zaten yiğit namıyla tanınır. Ben dertliyim diyordu.
Hayrola Nedir derdin
Benim derdim, davam. Bu davayı gençlere anlatmak diyordu.
Bu uğurda yaptığı çalışmaları anlattı. Türkiye nin bütün illerini gezdiğini
söyledi. 28 Şubat döneminde İmam Hatip Okulunun öğrenci yokluğundan dolayı
kapatılmaması için, yaptığı gayretleri anlattı. Bunun için civar şehirlerden
masraflarını karşılayarak nasıl öğrenci bulduğunu ve eğitim sezonu açıldığında
iki sınıflık öğrenci bulduğundan dolayı imam hatib in kapatılmadığını ve bu
durumda imam hatib e karşı olanların nasıl üzüldüğünü anlattı Koynunda bir
tomar gazete gördüm. Bu nedir dedim
Milli Gazete dedi. Bir haftadır şehir dışındaydım.
Birikmiş gazetelerimi şimdi aldım. Onları toplu halde okuyacağım diye ilave
etti. Onun yanında ayrılırken, hizmet aşkının yaşla alakalı olmadığını anladım.
Bir Ebu Eyyub el-Ensari nin 80 i aşkın yaşıyla İstanbul önlerine gelmesinin
bize aslında verilen bir mesaj olduğunu anladım. Emekli olmuş bir çok insanın
artık yaşlandığını düşünüp bir köşeye çekilip ölümü beklediği modern toplumda,
yaşlandıkça coşkunun artabileceğine şahit oldum. Allah bu tarz insanlarımızın
sayısını artırsın