Oruç ayı tüm Müslümanlar için önemli bir zaman dilimidir. Sadece İslam dinine değil, diğer bütün dinlere baktığımızda oruç ibadetiyle bir şekilde karşılaşıyoruz. Bunun önemli bir sebebi olduğu muhakkak. İbadetlerin temel amacı için, insan fıtratını korumak ve uzaklaşılan fıtratı yeniden hatırlatmak gibi bir işleve sahiptir diyebiliriz. Hem bu özelliğiyle hem de tüm dinlerde bir şekilde yer almasıyla orucun tüm insanlık için bir değer olduğunu söyleyebiliriz.

Orucu tanımlarken hep yemek ya da içmekle irtibatlandırırız. Bu bizi orucun gerçek anlamdaki karşılığına götürmez. Buna ancak insanın belirli uzuvlarının tuttuğu oruç diyebiliriz. Yememek ya da içmemekten ibaret oruç, mide ve bağırsaklarımızın orucudur. Ama orucun bütünlüğünü sağlamak istiyorsak insanın tüm uzuvlarıyla birlikte oruca katılması gerekir. Sadece insanın fiziki uzuvlarının değil, ruhi yanının da oruçla irtibat kurması önemlidir.

Orucu en kısa şekilde anlatan kelime arınmadır. Yemeye ve içmeye belirli bir süre ara vermek bedenimizin arınmasını sağlıyorsa, bunlara sabredebilmek de ruhi arınmamızı sağlıyor. İşte oruç ibadeti, tam da bu arınmanın hem ferdi olarak insanın hem de insanlığın hayatına tekabül eden yerde durmaktadır. Günümüzde ibadetlerin mekanikleşmesi onların insan üzerindeki anlamını ve ruhunu kaybetmesine neden olduğunu görüyoruz. Buna karşın ibadetlerin manevi derinliğini yakalamak onları değerli kılacaktır. Bu yüzden orucun hayatımızda bir değer olarak yer almasını istiyorsak, onu bu geniş pencereden değerlendirmemiz gerekiyor.

Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi insanın orucu mide ya da bağırsağının tuttuğu oruçtan ibaret değildir. İnsanın diğer uzuvlarının da bunlara katılması orucun bir bütün olarak yaşanması açısından gereklidir. Özellikle kalbin ve dilin bu arınma cehdine iştirak etmesi ibadetimizi anlamlı kılacaktır. İnsan kalbi sevgi, şefkat, tevazu ve merhamet gibi iyilik duygularını taşıdığı gibi kin, nefret, haset ve kibir gibi kötülük duygularını da içinde barındıran bir özelliğe sahiptir. İşte kalbin orucu bu kötü hasletlerin arınmasını sağlamaktır. Böylece kötü duygulardan arınmış kalbin sesi bizi iyiliğe ve güzelliğe götürecektir.
Dilin orucu dediğimizde de sözün arınmasını anlamalıyız. Bu az söz söylemeyi ifade eden bir durum değildir. Sözün doğru bir şekilde kullanılmasını ifade eder. Kine, kibre, hamasete ve önyargıya bulaşmış bir dilden güzel bir sözün çıkmasını bekleyemeyiz. Onun için yapılması gereken dilin bu kötü sözlerden arındırılmasıdır. Bu şekilde dilin orucu nefret dili yerine sevgi ve şefkat dilini, kin dili yerine merhamet dilini, kibir dili yerine tevazu dilini, huşunet dili yerine nezaket dilini hâkim kılmayı sağlayacaktır. Bu da insanların birbirlerini anlamasına ve iyilikle muamele etmesine vesile olacaktır.

Kötülüğün ve çirkinliğin halkalar halinde büyüdüğü bir dünyada iyi ve güzel bir kalbe, doğru ve yumuşak bir söze o kadar çok ihtiyacımız var ki. İşte oruç ibadeti bize toplumda iyiyi, güzeli ve doğruyu inşa etme imkânını sunuyor.