Kimi orucu, vücudun vergisi bildi. Tutulacağına dair dini

bir vecibeye uymak olarak anladı. Kimi sofra maharetlerinde ustalık için bir

fırsata dönüştürdü.

Eskinin ve yeninin oruç güzelleri, Ramazanla barışmak

fiilini hayata geçirir, kırıldığı komşu ya da akrabası için bir iftar konukluğu

ile küslüğün kadavrasını kaldırıp kırık kalpleri tamir ederdi. Çürük patates

gibi kendisini rahatsız eden kötü kokular saçan haz etmediği kişilerle ilgili

düşüncelerine kendi kin dolu kalbine, şarkı söyleyen bir kuşun tünediği yeşil

bir barış dalı uzatırdı. Can düşmanı dahi olsa gıybet gibi bir cinayet

işlememek için ağzını mühürler, çoğu insan için zevkle dinlenen bir başkasının

hatalarının anlatıldığı meclisden kaçarak kulaklarını da koruma altına

alırlardı.

Ramazanın kültürel boyutunu nakışlayan, kadın eli ile ona

şefkatten libaslar biçen bu ruhaniyet hâlâ sürmekte, yurt dışında da; açılan

her kubbeli ve minareli camileri paha biçilemez bir hazine bilip binlerce

kilometre aşıp ziyaretler gerçekleştirilmekte.

Bakıyorum İsveç in Alby şehrinde Ümmühan Salihoğlu Hoca

Hanım, asırlar öteden gelen Salihat-ı Nisvan karakterini yeşertip gariplere

kalbinde yer açabilmekte. Dört evladının bakmadığı, bakmayı yük gördüğü

hanelerinde yaşamasından haz etmediği annelerini, Ümmühan Hoca; evine buyur

etmiş garibi yedirip içirmekte, yatırıp kaldırmakta iftarlar ve sahurlarla

yaralı gönlünü hoş etmeye uğraşmakta.

Sadece iftarla sahurla sınırlı değil Ümmühan Hocanın her

insana örnek olan davranışları. Uzun yıllardır bulunduğu gurbetin çocuklarına,

anne olup öğretmen olup hayatlarına düzgün bir yön verebilmek için çırpınmakta.

Son katıldığım bir gençlik kampına oda gelecekti, zira bütün kamplarda emeği

vardı, ders verdiği çocukların sadece öğretmeni değil; aşçısı, psikologu, dert

arkadaşı, sırdaşı idi de. Fakat son zamanlarda derecesini yükseltmek için belki

de yaşadığı hastalık nüksettiğinde, yaşamdan uzaklaştırmakta idi onu; yine de

kampın reçellerini kendi elleri ile yapmış, hazırlıklara katkıda bulunmuştu.

Bu da bir şey mi dedi öğrencilerinden olan şimdiki kampın

yöneticisi gençlik başkanı hanım. Biz çocukken onun rahle-i tedrisinde

yetiştik, doğa aşığı hocamız Rahmanı tefekkür ettiren tabiatta öğrencilerini

yürüyüşlere götürürdü ki, kalpleri sevgi ile dolsun. İlk kamplarını yaptığında,

imkânsızlık da had safhada idi. Yatılı kamp yeri ucuz olsun, ailelere fazla yük

düşmesin diye tuttukları yerde bakarlar ki tuvalet yoktur-Avrupa nın pek çok

eski binasında olduğu gibi-Öğrenciler kovalara ihtiyacını görür, o zarif kadın,

üzerini samanlarla kapatır götürür, tarlanın uzak bir yerine dökermiş. Bir gün

de öğrencilerden birinde bit çıkar, çocuğu rencide etmemek için hadi bugün

çamur banyosu yapalım der toprağı ıslatır, çocuklar tepeden tırnağa çamur

içerisinde kalır. Sonra eczaneden aldığı bit ilacını tek çocukta uygulayıp onun

incinmesine gönlü razı olmayan Ümmühan Hoca, herkese o ilaçtan sürer ama asıl

olayın kahramanını daha fazla ilaçlar sonra çocukları teker teker yıkar,

saçlarını tarar, diğer günlerde de bakayım başınızda çamur kalmış mı diye

bitleri kontrol eder.

Hâlâ hasta haline karşın eşi Harun Salihoğlu hoca efendi

ve evlatları ile ümmetin sorunlarına koşturmakta. Erasmus için oraya giden

öğrenci kızlar mutlaka onların sofralarında bulunur, kendilerine kibarca

harçlıkları verilir, buzluktan çıkarılan mantılar, börekler, kahvaltılıklar

öğrencilere güler yüzle hediye edilir. Mülteciler için bir yıldır Ümmühan Hoca

gönüllü olarak gidip yemek yapmakta, kızı Hacer sokak çocukları ile yakinen

ilgilenmekte, yiyecek taşımakta, onların sorunlarını anlayıp dertlerine çare

olmak için ellerinden geleni yapmakta. Onca imkân içinde, mağdurlara yardım

etmekten akılları çıkan kimi insanları ve bu aileyi kıyaslıyorum da, tutun ve

yüzleştirin hayatları diyen şairin şiirini bir kez daha anımsıyorum. Ümmühan

Hoca, hasta halinde bile insanlara rol model olmakta, insanlık dersleri

vermekte, insanın vazifelerinin sadece dini vecibeleri yerine getirmekle

sınırlı olmadığını ziyadesi ile anlatmakta.

Rahman böyle güzel insanların sayılarını artırsın

hastalıklarına şifalar versin zira ümmetin onlara çok ihtiyaçları bulunmakta.