Müslüman coğrafya başta olmak üzere tüm mazlum milletlerin yaşadığı kaos ortamı hepimizin malumudur. Tüm bu coğrafyalar kan, gözyaşı ve zulüm içerisindedir. Buralarda akan kan ve gözyaşından, yapılan zulümlerden daha vahimi bu durumun kanıksanmış olmasıdır. Ne yazık ki, günümüzde kan, gözyaşı ve zulüm hayatımızın normalleri arasına girmiştir. Bu gayri insani duruma karşı yapılanlar ise pansuman olma niteliğinden fazlası değildir.

Müslüman ülkelerden, mazlum coğrafyanın bu vahim durumuna çare üretebilecek irade maalesef şu aşamada gözükmemektedir. Çünkü bu iradeyi gösterebilecek Müslüman devletler, enerjilerini başka noktalarda kullanmaktalar. Mezhepsel çatışmalar, bölgesel çıkar ilişkileri ve etnik ayrışmalar günümüzün en büyük sıkıntısıdır. Müslümanların birbirlerine dönük düşmanca tavırları ve çıkar çatışmasına dayalı nefret söylemleri kalpleri her gün birbirlerinden daha da uzaklaştırmaktadır.

Bir tarafımızda işgaller, ölümler ve iç savaşlar enerjimizi tüketirken, diğer tarafta İsrail, Siyonist emellerini gerçekleştirme arzusuyla her gün ileriye bir adım daha atmakta. Fakat biz Müslümanlar ve idarecilerimiz, İsrail gerçeğini fazlasıyla ıskalıyor gibiyiz. Arz-ı Mev’ud’a dönük üretilen stratejileri bugünlerde pek önemsediğimizi söyleyemeyiz. Sanki bu gerçekler Müslümanların gündeminden alınıp çekiliyor. Planlar, stratejiler ve gizli emeller bizlere unutturuluyor gibi. Gündemimizde ise kala kala mezhepsel çatışmalar ve parçaların parçalanmaya dönük girişimleri kalıyor.

Müslümanların birlikte hareket etme kabiliyetleri bu yapay düşmanlıklar, mezhepçi kaygılar ve etnik ayrışmanın körüklenmesi ile daraltılıyor. Buna rağmen ortak tavır alabilme fırsatımız her zaman için vardır. Sadece Müslüman ülkelerle değil, kurulan bu sömürü düzenine ve Siyonizm’in işgal politikalarına itirazı olan herkesle birlikte hareket edebiliriz. Irkçı emperyalizmi ayakta tutan onların sahip olduğu güç ya da silahları değil, onları ayakta tutan mazlum ve mağdurların bu düzeni sorgulamıyor olmasıdır.

Bu işgal düzenine karşı durabilecek iradenin sahipleri olarak, anlaşılmaz bir hülyanın içerisindeyiz sanki. Aslında hülyalar ve kaygıların içinde seyrettiğimiz bir kısır döngü var. Maalesef onlarca yıldır bu kısır döngünün içinde debelenip durmaktayız. Bizim bir an önce umudumuzu tazeleyip herhangi bir zemine oturmayan hülyalardan kendimizi kurtarmamız gerekmektedir. Umudumuzu irade ve eylemlerimizle desteklemediğimiz sürece boş hülyaların ve sonu gelmez hamasetin tüketicisi olmaktan öteye gidemeyeceğimiz bir gerçektir.

Güçlü ve coğrafyasında söz sahibi ülke olmayı köprü ve duble yol olarak gören, Filistin davasını un ve şekerden ibaret sanan bir anlayışla bu umudu irade ve eylemlerimize taşımak mümkün gözükmemektedir.

Artık şunu anlamalıyız ki, bu kaos ve sömürü düzeninden tek kurtuluş yolu yeni bir dünya kurmaktır. Bunun farkında olmak önemlidir. Bu farkındalık eylem ve söylemlerle desteklendiği zaman yeni bir dünyanın kurulması kaçınılmazdır. Yeni bir dünya ancak mazlumların ve mağdurların acısını yüreğinde harlayıp adil bir sistem için koşturanların omuzlarında kurulacaktır.