Kuzey Suriye de iç savaş sonrası ortaya çıkan boşluğu

doldurabilecek etnisite ve mezhep ayrışmasına dayalı yeni denge arayışlarında,

PYD, YPG ve PKK nın birlikte hareket etmeleri, Türkiye nin dolaylı manevra

kabiliyetine iyice azaltmaya yönelik dış kaynaklı stratejik bir hamlenin

tezahürüdür.

Öte yandan, Kuzey Irak ta, KYB içerisinden doğan

Norşirvan Mustafa yönetimindeki Goran Hareketi nin yükselen gücü, her ne kadar

KDP nin KYB ye karşı gücünü artırmasına vesile olsa da, Barzani nin Türkiye ile

olan işbirliğini daha da zaruri ve önemli hale getirmiştir.

KYB gibi, Goran Hareketi lideri Norşirvan Mustafa nın da

Kuzey Suriye de PYD de yapılanmasına sıcak bakan bir anlayış içerisinde olması,

Türkiye-Süleymaniye ilişkilerini daha mesafeli bir konuma oturtmaktadır. Bu

nedenle, Türkiye, Mesut Barzani nin kontrolü altındaki Dohuk-Erbil hattıyla

ilişkilerini sıcak tutmaya çalışmaktadır.

Mesut Barzani nin Türkiye ile yakın işbirliğine girmesi,

aynı zamanda PKK nın da Kuzey Irak taki manevra gücünün büyük ölçüde azalmasına

neden olmaktadır. Türkiye nin Kuzey Irak taki operasyonlarını sıklaştırması ve

PKK ya karşı alan daraltmasına girmesi ve PKK nın Kuzey Irak ta hareket

kabiliyetini büyük oranda yitirmesi bunun en bariz örnekleridir.

Kandil de manevra kabiliyetini büyük ölçüde yitiren

PKK nın, Türkiye de, özellikle sınıra yakın bölgelerde sivil yerleşim yerlerine

yönelmesi aslında çok önceden planlanmış organize bir çalışmanın ürünü olsa

gerek.

Kuzey Suriye de PYD nin özellikle Amerika ve Rusya dan

büyük destek görmesi, PKK yı da Türkiye ye karşı adım atmaya iten önemli

nedenlerin başında gelmektedir. PKK, Kobani (Ayn el Arap) bahanesiyle HDP Genel

Başkanı Selahaddin Demirtaş vasıtasıyla daha önceden denediği başkaldırı ve

sivil itaatsizlik ortamını dikkate alarak, konjonktürel gelişmelerin kendi

lehine geliştiği ve şehir savaşlarının halk hareketine dönüşeceği vehmine kapılarak Türkiye ile tüm köprüleri

atma ve silahlı güç ile hedefe varmayı amaçladı.

Ne yazık ki, birçok cana mal olan bu kanlı girişimin

büyük hata olduğu  kısa zamanda PKK

tarafından ortaya çıkmış ve örgütün beklentileri aksine tüm plan ve dengeler

bir anda alabora olmuştur. Güneydoğu da istikrarsızlığın ve huzursuzluğun

yeniden baş göstermesi bölgeyi büyük bir kaosun eşliğine getirmiş oldu.

PKK, Kuzey Suriye de PYD örneğinde olduğu gibi, dış

güçlerin kendilerine sahip çıkacaklarını hesaplamaktaydı. Fakat zaman bir kez

daha göstermektedir ki, dış güçler, PKK nın çıkarlarını korumak için değil,

kendi çıkarlarını güvence altına alabilmek için hareket etmektedirler.

Şu anda, Sur, Silvan, Silop, Cizre, İdil gibi bölgelerin

tuzaklanmış el yapımı bombalardan temizlenmesinden sonra, özellikle Kuzey

Suriye ile önemli bir noktada yer alan Nusaybin de giderek şiddetlenme

(intensification) eğilimi gösteren çatışmalarda gelinen noktada, PKK ye karşı

Kürt toplumsal ilgisizliğin (apathy) had safhaya ulaşmış olması dikkat

çekicidir.

Bu da göstermektedir ki, Güneydoğu da ileride dengelerin

hızla değişeceği miadını dolduran PKK yerine çok sayıda değişkenin devreye

gireceği beklenen bir gelişme olsa gerek.

Batı nın buram buram oportünizm ve pragmatizm kokan

politikaları gereği ancak stratejik çıkarları söz konusu olduğunda harekete

geçmekte olduğunu hesaba katmaktan uzak bir anlayışa sahip PKK nın üst düzey

kadrolarının, bu kez kelimenin tam anlamıyla harakiri yolunu seçtiklerini

görüyoruz.

Üst akıl tarafından kurgulanmış planlar gereği şehir

savaşına yönelmekle, çözüm yerine çözülme yi tercih eden PKK, böylesine

kapsamlı geniş bir çatışma bölgesinde büyük siyasi iç kanama geçirerek dış

güçlerin (clandestine) ayrıştırmaya yönelik zihin haritasının şekillenmesini de

dolaylı olarak sağlayamamış oldu. Bundan böyle PKK nın, marjinal bir örgüt

olarak varlığını idame ettirmesi söz konusu olsa gerek. AKP Hükümeti ise, günü

kurtarma adına Güneydoğu nun geleceğini göz ardı edebilecek politikaları

benimsemeye çalışması ise, daha vahim bir tablonun oluşmasına ve kaygan zeminde

PKK nın yeniden daha da güçlenmesine neden olabilir.

Güneydoğu nun olumlu geleceği için atılacak

sosyo-ekonomik adımlar yanında, ötekileştirici ve çatışmacı siyasi dilden uzak

durmak ve güçlü politikalarla Güneydoğu ya sahip çıkmak gerekir kanaatini

taşıyoruz.