Küresel eşkıyalar, kan ve gözyaşı üzerine saltanat kuran silah tüccarları, Ortadoğu’nun kaotik yapısından Arz-ı Mev’ud hayalleri yürüten Siyonistler, eminiz ki, Amerika’nın Irak işgaliyle tohumları atılan IŞİD belasının Irak ve Suriye topraklarındaki terörist yürüyüşünü keyifle ve Erol Taş gülümsemesiyle seyrediyorlardır. IŞİD, terörizm boyutuyla bu noktaya nasıl ulaştı Irak ve Suriye coğrafyasında hangi boşluğu doldurarak büyüdü, palazlandı Bu işin bir sosyal, kültürel ve ekonomik bir altyapısı yok mu Şehirleri kuşatan, insanları katleden, televizyonlarda masum rehinelerin boğazını kesen, her tarafa saldıran, türlü ağır silahlara sahip, türlü lojistik imkânlarla hareket eden IŞİD’in mali kaynakları nelerdir Hangi silah tüccarları bu kanlı terör örgütüne silah satarak ceplerini doldurmaktadır Bütün bu soruların cevabını, bu belayı üreten, dünyanın başına bela eden, Ortadoğu coğrafyasının kan ve gözyaşıyla sulanmasını özellikle arzu eden, talep eden ve el altından destekleyenlerin kesinlikle vermesi gerekmektedir. Dünya kamuoyuna bu rezilliğin hesabını vermek, bu belaya zemin hazırlayan, bu bataklığa su ve çamur takviyesi yapanların meselesidir. Yangın elbette bizim topraklarımıza sıçrıyor… Çünkü Irak ve Suriye ile binlerce kilometrelik değiştiremeyeceğimiz, başka bir adrese taşıyamayacağımız ve elimizin mahkum olduğu bir sınırımız var. Bu sınırların bir adım ötesinde olan biten her şey bizleri etkiliyor, canımızı yakıyor, zoraki misafirlikler dolayısıyla sosyal ve kültürel dramların tarafı oluyoruz. Yeni tartışma şu: Suriyeli, Iraklı mültecilere kapılarımızı neden açtığımız. CHP Lideri katıldığı bir televizyon programında, “Bu kapıları açan hükümet vatan hainidir” dedi, ama ardından “Kapıları açmalıyız” diyerek kıvırdı. Hükümet yetkilileri de, bir ağızdan bu beyanatlara farklı eleştiriler yönelttiler…

Bu konuda geçtiğimiz haftalarda yazdığımız yazılarımızda düşüncelerimizi çok boyutlu bir şekilde açıklamıştık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kapılarına kadar dayanan, mazlum, mağdur insanlara el avuç açması, onlara sahip çıkması, konaklamalarını sağlaması, çadırlarda misafir etmesi, yiyecek içecek iaşelerini temin etmesi, “Türk misafirperverliğinin” yansımasıdır. Ama, işin sosyal, kültürel boyutuyla ele alınması, bir adım sonra yapılması gerekenlerin de acil şekilde planlanması gerekmektedir. Bu iş Hollywood starı Angelina Jolie’nin mülteci çadırlarında mültecilerle poz vermesi ve olan biteni magazinleştirme boyutuyla ele alınamaz. Bugün Türkiye’nin bütün şehirlerinde Iraklı ve Suriyeli mülteciler var… Çok kötü şartlarda yaşıyorlar… Sokaklar ve caddeler Suriyeli dilencilerle hıncahınç dolmuş durumda. Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırından gelenler, elini kolunu sallayarak istedikleri şehirlere yerleşebiliyorlar ve türlü trajedilerin parçası olarak hayatımızın parçası olmuş durumdalar. Kapkaççılar, gaspçılar arasında Suriyeliler yavaş yavaş türemeye başladı. Türk insanının misafirperverliğini istismar edenler, sokaklarda çıkardıkları olaylarla mahalleleri karıştırıyorlar, çoluk çocukları rahatsız ediyorlar. Mahalle kavgaları boy gösteriyor, aileler arasındaki huzursuzluk önü alınamaz bir boyuta ulaşmış durumda.

Bizim sormak istediğimiz, hükümet bu noktada ne yapıyor Türkiye, yolgeçen hanı mı

Bu işin bir stratejisi yok mu Güvenli bölge, tampon bölge diye mırıldandığınız şeyler, aklınıza yeni mi geliyor Türkiye’nin nüfusu 70 milyon… Sığınmacılarla birlikte oldu, 72 milyon. Bu insanların barınması, iaşesi, iş ve aş imkânı sağlanması noktasında ilgili bakanlıklardan hangisi, ne tür bir çalışma içinde Lütfen birisi çıksın da, bu sosyal dramların nasıl çözüleceğini bize izah etsin. Toplum kaynıyor, bizim gibi yüce devletlularımız da seyrediyor… Benim anlamadığım nokta burası.