“Bizi Avrupa Birliğine almak için istedikleri tek şey, dinimizi değiştirmemizdir.” Bu sözler bana ait değil. Radikal, fundamantalist diye damgalanmaya çalışılan bir Müslüman’ın da değil.

Sözün kime ait olduğunu yazmadan önce Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 1977 yılında 399 numarayla yayınladığı Seha L. Meray’a ait “Uluslararası Hukuk ve Örgütler” isimli kitaptan Avrupa’da devletlerin örgütlenme tarihine kısaca bir göz atalım. Sayfa 26 “Fransız hukukçusu Pierre Dubois’nın 1306’da yayınlanan kitabında, Kutsal toprakların Türklerden alınması için örgütlenme öğütleniyordu; Bohemya kralı George Podebrad’ın 1461’de yayınlanan kitabında da İstanbul’un Türklerden alınması amacı güdülüyordu.” Diyor.

Sayfa 29 Duc de Sully’nin Türkleri Avrupa’dan çıkartmayı da örgütleyen bir meclis önerisini yazıyor.

Kitap daha sonra Milletler Cemiyetinin kuruluşunu daha sonrada Birleşmiş Milletlerin kuruluşunu ve “Sürekli üye” olan A.B.D, Sovyetler birliği, Çin, Fransa ve İngiltere’nin “Oybirliği” ve “Veto” şartlarıyla cemiyeti kendi çıkarları için kullanabildiklerine işaret eder.

“Hocam onlar mazide kaldı” diyenler olabilir. Öyle ise buyurun: Yazımın başındaki “Bizi Avrupa Birliği’ne almak için istedikleri tek şey, dinimizi değiştirmemizdir.” Cümle, dış işleri bakanlığı yapmış, batılı bakan, başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla ikili ve toplu görüşmeler yapmış Sayın Mesut Yılmaz’a aittir. Muhalefette iken söylenmiş bir söz değildir. Başbakan iken, Sayın Yavuz Donat’la yaptığı ve 07 şubat 1998 yılında Milliyet gazetesinde “Vitrin” de teşhir edilen bir söyleşide söylenmiş bir sözdür.

Fransız ihtilalini yapanlar “Tanrıyı öldürdük kiliseye gömdük” demişlerdi. Şimdi sıra İslam’a geldi.

Diyalogla imamı papaza, camiyi kiliseye, Kur’an-ı Kerim’i İncil’e benzetmeye uğraşıyorlar. Bizimkini gömdük, sizin dininizi de cami kapısından içeriye alalım. Sokaklar, okullar, daireler, hazineler bize kalsın karışan olmasın diyorlar.

Şu anda halkı Müslüman olan ülkelerin hepsinde on binlerce Kur’an kursunun, medresenin kapatılması, halkı Müslüman ülkelerin kendi aralarında öğrenci almalarının yasaklanması, alınan diplomaların, dünyanın her tarafında geçerli olduğu halde, halkı Müslüman ülkelerde geçerli olmaması için baskılar yapmaları ve yürürlüğe sokmaları çağdaş batının iç yüzünün fotoğrafıdır.

Başarılı olurlar mı?

Ataları bunlardan daha samimi ve cesurdu. Aslan yürekli Rişar (Rıchard 1157-1199) başarılı olamamış da bunlar mı başarılı olacaklar. Sonra harp açtıkları din, imamın kafasından çıkan bir din değil. Öyle olsaydı bizleri kandırmak, korkutmak kolay olurdu.

Din, Allah’ın dini. Dil, bize ait. Dinde hata olmaz, dilde hata olur. Bizim dilimizde, anlatımımızda ve yazımızda hata olur. Ama bu dini ayakta tutan Kur’an ve Sahih sünnettir. Kur’an’ı değiştirmeye de kimsenin gücü yetmeyeceğine göre endişeye gerek yok.

“(Yer) üzerindeki her şey fanidir.” (er-Rahman süresi 26) “Celal ve İkram sahibi Rabbin yüzü baki kalacaktır” (er-Rahman süresi 27) Müziğin notaları gibi hesaplı, Şiir gibi buğulu, bahar mevsiminin başı dumanlı dağını seyreder gibi insana huzur veren bir bina için şair:

Eğerçi hane-i pür nakştır saray-ı cihan.

Veli kitabeleri “Küllü men aleyha fan” diyerek bu ayetten iktibas yapmış. “Yani: bu dünya sarayı, süslü bir ev gibidir. Ancak evin duvarında bir hat şaheseri kitabe vardır ve orada “Dünya üzerindekilerin hepsi fanidir” diye yazmaktadır” Allah’ın Kitabı Kur’an’ı kabul etmeyip, Mevlana’nın Mesnevisine önem verenler, buyursunlar ve Mesneviyi dinlesinler: “Allah’ın haberleri, yani emirleri ve yasakları hoştur ki, onlar baştan sona kadar sabit ve değişmezler” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül Mevlevi tercemesi beyit no: 1100)

“Padişahların (Kralların, Cumhurbaşkanlarının) hutbeleri ve saltanatları değişir, lakin peygamberlerin hutbeleri ve manevi hükümetleri değişmez. Onlar sabittir.” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül Mevlevi tercemesi beyit no: 1101) “Çünkü padişahların haşmet ve saltanatı hevadandır. Peygamberlerin izinnamesi ise taraf-ı Kibriyadandır” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül Mevlevi tercemesi beyit no: 1102) “Paralardan padişahların adını kaldırırlar, fakat (Ahmet) namı şerifini sonsuza kadar zikrederler” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül Mevlevi tercemesi beyit no: 1103)

“Ahmet nam, bütün peygamberlerin nâmı demektir. Nitekim yüz sayısı gelince doksan da yanımızda demektir.” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül Mevlevi tercemesi beyit no: 1104)

Bir gün gelir, tarih kitapları, ABD, AB, NATO yu yazar, öğrenciler, onlardan imtihan olurlar, geçerli veya geçersiz not alırlar, paraları, Karun’un hazineleri gibi müzelerde yerini alır, ama öğrenciler, bir adı da Ahmet olan Sevgili Peygamberimize salâtü selâm getirmeye ve onun yolundan yürümeye devam ederler.

Gönlünüzü ferah tutunuz ve bütün varlığınızla İslâm’a hizmet etmeye, hizmet edenler arasında ayırım yapmadan yardıma devam ediniz.