Erken seçim tartışmalarının gündeme gelmesi ile birlikte nasıl bir seçim sistemi sorusuna da cevap aranmaya başlandı. Genel seçimlerin bu yıl yapılması hemen hemen AKPdışında tüm partilerin isteği. Ancak, bu hususta iki farklı yaklaşım var. CHP ve ona destek verenlerin erken seçim isteklerinin sebebi bu Parlamentonun yeni Cumhurbaşkanını seçmesini engellemek. Saadet Partisive bazı partilerin erken seçim isteğinin temelinde ülkeyi başarısız bir yönetimden kurtarmak yatıyor.
CHPnin erken seçim isteği tamamen ideolojik ve bazı çevrelerin isteğini dillendirmekten ibaret. Hatta, AKPyi erken seçime zorlayamazlarsa CHPolarak Meclisten çekileceklerini sine-i millete döneceklerini bile ileri sürüyorlar. İnsan ister istemez Mecliste ne iş yaptınız ki, sine-i millete dönünce ne yapacaksınız diye sormadan edemiyor.
Okuyucularımın hatırlayacağı gibi daha önce AKPiktidarının CHP gibi bir muhalefete sahip oluşunu kendileri açısından bir şans olarak değerlendirmiştim. Üç yılı aşkın bir süreden beri CHPiktidara karşı sadece laf dalaşından ibaret bir muhalefet sergiledi. Eleştirdiği hususlarda alternatif bir program ve görüş ortaya koyamadı. Böyle olunca da CHPnin tüm eleştirileri havada kaldı. Bu da AKPiktidarının işini kolaylaştırdı. Bu sebeple bugün erken seçim olsa bile CHPnin Meclise girmesi bile şüpheli görülüyor. Peki buna rağmen neden erken seçim istiyorlar Az evvel belirttiğim gibi CHPnin erken seçim isteği tamamen ideolojik ve bazı çevrelerin isteğini dillendirmekten ibaret.
Görünen o ki, bazı çevreler sadece seçimin erkene alınmasını istemiyor ayrıca seçime bugünkünden farklı bir seçim sistemi ile gidilmesini sağlayacak zemini hazırlamanın gayreti içindeler. Cumhurbaşkanı Sezerin de dahil olduğu bu çevreler önce temsilde adalet diyerek seçim sisteminin değiştirilmesini istediler. Böylece adil bir temsilin yolunu açmak iddiasını dillendirdiler. Halbuki Cumhurbaşkanı Sayın Sezer de bugünkü seçim sisteminin oluşturduğu bir Meclis tarafından seçilmiş değil miydi Yani seçimler bu çevrelerin arzusuna uygun sonuç verdiğinde temsilde adalet gibi bir istek söz konusu olmaz, Meclisin Cumhurbaşkanını seçmesinde bir sakınca görülmezken, sandıktan söz konusu çevrelerin istemediği bir sonuç çıktığında temsilde adalet ve yönetimde istikrar gibi birtakım görünürde haklı gerekçeler gündeme taşınıveriyor.
Hemen belirteyim ki temsilde adalet ve yönetimde istikrar gibi söylemlere bir itirazım yok. Benim itirazım bu isteklerin birtakım ideolojik düşüncelerden kaynaklanıyor olması. İtirazım, temsilde adalet ve yönetimde istikrar kavramlarının malzeme olarak kullanılmasına.
Bu arada birtakım hocalar yüzde 10 barajının kalktığı, iki vekilli dar bölge sistemi önermişler. Bu teklif 1970li yıllarda bizim ortaya attığımız ama bugün savunanlar tarafından olumlu bulunmamıştı. Kaldı ki, dar bölge sistemine o zamanlar "çoğunluk sistemi"nin yeniden geri getirilmesi gibi eleştiriler getirilmişti. Bugün bir inceleme yapılsa, geçmiş arşivler araştırılacak olsa görülür ki, yüzde 10 barajının kalkmasını isteyenlerin başında dün bunu savunanların geldiği görülür.
İnsanı rahatsız eden de işte bu yanar döner tavırdır. Yoksa herkes seçim sistemi konusunda değişik görüşler ortaya atabilir, bunda hiçbir sakınca yok. Zamana ve şartlara göre kendi çıkarları doğrultusunda farklı görüşler ortaya atılıyor olması sanırım ülkemiz siyasetindeki çıkmazı oluşturuyor.