Badireler yaşanmadan, gerçek niyetler tezahür etmez. Bu açıdan hayat, geriye bakarak anlaşılmalı ve ileriye doğru anlamlandırılmalıdır. Geriye bakıldığında günlük fikirlerin sadece geçici çözümler ürettiğini görenler şu soruyu soruyor: Benden beklenen değil, benim istediğim nedir? Bu sorunun cevabı; “hayatımızı hangi faktörlere göre inşa ediyoruz” sorusuna verilecek cevapta gizlidir. 

Son yirmi yılın güç, mülkiyet, kariyer, konfor ve düşman merkezli paradigmaların yönlendirmesiyle geçmiş olması, insanın içine yuvarlandığı emniyetsizliğin bir göstergesidir. Bu durum insanın kendisine karşı bile dürüst olmasını zorlaştırmaktadır. Bu süreç, insanımızı kararsızlık, sabırsızlık, tahammülsüzlük, bazen de umursamazlık gibi olumsuz sonuçlara itmektedir. “Müslümanca düşünmeyi erteleyen sağcılaşma olgusu, müslüman hassasiyetin fikriyata dönüşmesini engelleyici işlev görmüş” olması, sorunun kaynağına inmek için yeterli bir sonuç değil mi?

İnsanın nesne değil, özne olarak görülmesini sağlayabilmek adına zihnimizi yeniden arındırmak durumundayız. Çünkü zihin, paraşüt gibidir ve ancak tamamen açıldığı zaman faydası olur. Zihinsel yeteneğin tamamen kullanabilmesi için öncelikle onu sistematik olarak geliştirmek durumundayız. Bunun için yaptıklarımız ve yapacaklarımız hakkında niçin, ne ve nasıl sorularının cevaplarını arayarak düşüncemizi söylemlerimize ve eylemlerimize ne kadar yansıttığımızı görebiliriz.

Olayları farklı bir perspektiften değerlendirmek, daha önce görmediklerini görmek, anlamadıklarını anlamak isteyenler niyetlerinin değiştiğinin farkına varmalıdır. Bunu fark ettiklerinde adeta bir “şok”la bakış açısını ve davranışları değiştiren bu durumun; “niyet”e bağlı bir “nazar” değişimi olduğunu göreceklerdir. Bu değişim için, ekonomik değerden sosyal değere doğru hızlı bir geçiş yapılması gerekiyor. Mevcut zihniyetin sorgulanması ise; öncelik sırasını değiştirerek hesaplaşmayı gerektiriyor. 

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyerek çıkılan bir yolun, “her şey eskisi gibi olacak” noktasına gelmesini sorgulamadıkça hayatımızın değeri kalmayacaktır! Çünkü “ortak akıl dağıldı, her şey bir akla kaldı”! Üstelik değerli olanın hayat değil, hayatın amacı olduğunu unuttuk! O halde, öncelik sıralamasını yeniden gözden geçirerek, önceliklerimizi yeniden belirleyerek kendimizi yenileyebilmeliyiz. Bu açıdan olayları, zannettiği gibi değil de gerçek yüzleriyle idrak ettiğimiz an, yaklaşımlarda, kanaatlerde ve inançlarda değişim başlayacaktır.