Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.

Ömür; insanın Allah’ın belirlediği vakte kadar yaşamasıdır. İnsan doğar, yaşar ve ölür. Bu değişmez ilahi bir kanundur. FATIR 11: “Allah sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı. O›nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah›a kolaydır.” Peygamberimiz buyuruyor: “Dünya hayatında bir garip gibi, yabancı gibi, hatta bir yolcu gibi ol. Kendini kabir halkından biri gibi kabul et. Sabaha çıktığında akşama çıkacağından söz etme, hastalığından önce sağlığından, ölümünden önce hayatından istifade ederek hazırlık yap…” (Buhari) Bize verilen bu ömrün bir sebebi vardır. Biz, bu ömrümüzü, bizi kendisine kul olarak yaratan Allah’ın rızasını kazanmaya adarsak kazananlardan oluruz. Ebu Bekre’den (R.A.) rivayete göre, bir adam “Ey Allah’ın Resulü, İnsanların en hayırlısı kimdir?” diye sordu. Buyurdular ki: “Ömrü uzun olup ameli güzel olandır.” “İnsanların en kötüsü hangisidir?” diye sordu. Resulüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Ömrü uzun ve ameli kötü olan kimsedir?” (Tirmizi) Salih amel, Kur’an ve Sünnete uygun işler yapmaktır. Yani bu ömrü İslam’ca yaşmaktır. Sehl Bin Sad (R.A.) şöyle demiştir: Ben Peygamberden (S.A.V.) işittim, şöyle buyuruyordu: «Cennette bir kamçı kadar yer, dünyadan ve dünyadaki şeylerden daha hayırlıdır. Sabahleyin veya akşamleyin Allah yolunda cihad için bir yürüyüş, hiçşüphesiz dünyadan ve dünyadaki herşeyden daha hayırlıdır” (Buhari). Bir kimse için ömür ve hayat “iman ve cihat” için yaşanmıyorsa, bu yaşanan hayat sahibinin başına mutlaka bela olur. ENBİYA 44: “Evet, onları da, atalarını da barındırdık. Nihayet ömür kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi. Oysa onlar, bizim gelip (kâfirlere ait) araziyi çevresinden eksilteceğimizi görmezler mi? Şu halde, üstün gelen onlar mı?” Bu hayattan sonra başka bir hayat vardır. Bu hayat ahiret hayatıdır ve dünya hayatının hesabıdır. Kur’an bize dünya hayatı ve sonrası için net ve anlaşılır bilgiler vermektedir: HAC 5: “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphe duyarsanız, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kuvvet ve kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.” Bu dünya hayatını, Kur’an’ın rehberliğinde yaşamak zorundayız.

Ömürlerinde Kur’an’ın rehberliğini reddedenler, ilahi huzura hesap vermek için çıktıklarında işledikleri kötü amelden hicap edecekler ve şöyle diyeceklerdir: FATIR 37: “Onlar orada: Rabbimiz, Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.”  Dünya hayatını boş kuruntularla geçirmenin kimseye faydası olmayacaktır.

YANILGILAR

Yanılgılar üzerine bina edilmiş bir dünyada yaşıyoruz. Allah’ı bir ve benzersiz bilmedikleri için insanların kahir ekseriyeti yanılgı içindedir. Bu yanılgı insanı, inkâra, şirke, nifaka sürüklemektedir. Bu yanılgı ile insanlar, Allah’ın ilahlığının gereği olarak insanlara bildirdiği İslam’dan uzaklaşıp “batıl din ve düzenlerde” saadet arama sapıklığına yuvarlanmaktadırlar. Hıristiyanlık, Irkçı Siyonizm, Materyalizm, Liberalizm ve bütün İslam dışı akımlar birer yanılgı ve aldanmadır. Bu yollarla insanlık ancak karanlığa koşar. Müslümanlar olarak görmemiz gereken bir yanılgı da Türkiye’de yürütülen faizci kapitalist nizamın meşru görülmesi yanılgısıdır. Bu yanılgı bizi “din ve düzen olarak İslam’ı” yaşama ve yaşatma mücadelesinden koparmaktadır. Batı medeniyetinin, üstün medeniyet olduğu yanılgısı da İslam coğrafyasını kasıp kavuran derin yanılgılardan birisidir. Bu yanılgı bizi, batıl batının uydusu ve uşağı olmaya götürmüştür. Hâlbuki üstün olan İslam’dır ve batılın bir hükmü yoktur. Saadeti İslam’da aramayan bir toplum, yok olmaya mahkûmdur. Yaşanılan yanılgılardan birisi de İslam siyasete karışmaz yanılgıdır. Bu yanılgı, Müslümanların yönetim ve idare sorumluluğunu kuşanmaktan uzaklaştırmakta ve bu alanı Siyonizm’e terk etme zilletine düşürmektedir. Kur’an ve Sünneti rehber edinen hiçbir Müslüman, bu yanılgıların esiri olmaz. Kur’an ve Sünneti kendisine rehber edinen her Müslüman, insanların “dünya ve ahiret saadetini” gaye edinen bir siyasetin adamı olur. BAKARA 193: “Fitne (batıl din ve düzenler) tamamen yok edilinceye ve yaşanılan din (ve düzen) yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.” Allah’ın insanı halife olarak yaratmış olması sıradan bir olay değildir. Halifelik ise siyasi bir sorumluluktur ki bunun özünde “ilahi ahkâmın” yürütülmesi vardır.

HAK-BATIL MÜCADELESİ

Milli Görüş hakkı temsil eden bir harekettir. Siyonizm batılı temsil eden bir cephedir. Bu ikisi arasında yaşanan mücadele hak-batıl mücadelesidir. Bu mücadele bizim imtihanımızdır. Biz imtihanı kazanmak isteyenler olarak Milli Görüş cephesinde yer almış sadıklardan olmaya çalışıyoruz. Gerisi teferruat. Selam hidayete tabi olanlara…