İzmir depremi, yıllardan beri tekrarlanıp duran ama bir türlü ilerleme kaydedilemeyen binaların sağlıklı yapımı konusunu tekrar gündeme getirdi. Bu defa sadece mevcut şartlarda binaların sağlıklı yapılması için nelerin yapılmasının ötesine geçildi. Deprem bölgelerinde riski azaltacak öneri olarak 50 yılda bir beton yapıların yenilenmesi teklifi geldi. Prof. Dr. Ali Kahraman yaptığı değerlendirmede, “İzmir örneği göstermiştir ki, deprem tehdidine karşı betonun 50-60 yıllık teknik ömrü dikkate alınarak, yapıların 50 yılda bir yıkılıp yenilenmesi gerek” diyor. Gerçekten betonun 50-60 yıllık teknik ömrü var ise o zaman sadece deprem bölgelerinde değil ülkemizin her noktasında binaların her 50 yılda bir yenilenmesi gerekir ki, insanların ömrü bina yıkıp yenisini yapmakla geçecek demektir. O zaman yapım tekniğinde yeni bir sistemin geliştirilmesi, kullanılan malzemelerin daha uzun ömürlü olmasının sağlanması gerekir. Kaldı ki, sadece beton 50 yılda ömrünü tamamlamıyor, söz gelimi inşaatlarda kullanılan metal su borularının 20-25 yılda yıprandığı görülüyor. Beton içindeki borular bir bakıyorsunuz su sızdırmaya başlıyor. Yani olay sadece betonla sınırlı değil. Elbette uzman olanlar meseleyi her türlü detayına kadar inceleyip izah edeceklerdir.

Benim üzerinde durmak istediğim husus teknoloji gelişip hayatın her alanında bir takım atılımlar ile birlikte insanlar rahatlarken, bir başka noktada yakın zamana kadar hiç hesapta olmayan sıkıntılar ortaya çıkıyor. Gerçekten inşaatlarda kullanılan betonun teknik ömrü 50 yıl ise bu noktada inşaatlarda kullanılan demirlerin ve diğer malzemelerin teknik ömrünün de araştırılıp belirlenmesi gerekiyor. Eğer, belirlenmiş ise o zaman bu konuda niçin yeni bir adım atılmadı sorusunun cevabı da verilmeli.

Bir de 500-1000 yıldır ayakta duran binaların yanında teknikteki böylesine gelişmenin ardından konutlarımızın ömrü 50 yıl ile sınırlandırılmış ise bu işte bir terslik var demektir. Derdim elbette bilimsel gelişmelere karşı çıkmak değil. Sadece bu gelişmelerden yararlanırken dikkatten kaçırdığımız hususların başımıza açtığı işlerin sağlıklı tespit edilmesine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü çimentonun belirtilen bu ömrü sadece deprem bölgelerinde değil, ülkenin her noktasında tehlike ifade eder. Çünkü çimentonun ve içinde kullanılan demirlerinin 50, belki daha kısa dayanıklı olması biliniyor olmasına rağmen bugüne kadar meselenin özellikle uygulamada kesin bir  sonuca ulaştırılamamış olması teknolojik gelişmeye yönelik ilgimizin sadece bir psikolojik tatminden öte gitmediğini göstermez mi?

Özellikle de bir ayda bina dikmenin rantı insanların hayatından daha önemli görülmemeli ve ona göre binalar dikilmemeli. Bu sağlanmadan 50 yılda bir binalar yıkılıp yeniden yapılacaksa, bilinmelidir ki, insanımızın ömrü bina yıkıp bina yapmakla geçecek demektir. Bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum. O da belki özellikle konut yapımında yeni düzenlemelerin yapılması gerektiğidir. Aslında bu konuda atılmış adımlar, alınmış kararlar var. Ancak, alınmış bu kararların uygulanmasında problem olduğu her depremin ardından ortaya çıkıyor. Bu bakımdan her şeyin en iyisi ile binaların yapılması sağlanmalı.