Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir’in son zamanlardaki ziyaretleri üzerinde konuşulmayı fazlasıyla hak ediyor. Beşir, geçen Aralık ayında Şam’da Esad ile görüşmesinin ardından hafta sonu da Kahire’de Sisi ile bir araya geldi.

Ülkesindeki karışıklıkların hala tam olarak son bulmadığı Beşir’in bu diplomatik atakları ne anlama geliyor? Bir taraftan Türkiye ile olabildiğince yakın durmaya çalışan Beşir, Türkiye’nin büyük sorunlar yaşadığı Suriye ve Mısır ile neden çok yakın durmaya çalışıyor?

Bu ziyaretler silsilesini doğru okumak, sadece Türkiye değil, bölge için de önem arz ediyor.

Bir de şu soru akıllara takılmıyor değil. Türkiye acaba bu ziyaretleri nasıl yorumluyor?

Sudan ile tarım alanlarının kiralanmasından tutunuz da, Sevakin Adası’ndaki işbirliğine kadar birçok alanda yakın ilişkiler içinde olan Türkiye’nin acaba bu görüşmelerle ilgili bilgisi hangi düzeydedir? Şayet Türkiye bir şekilde bu görüşmelerden dolaylı da olsa bilgi sahibi ise, bu iyi analiz edilmesi ve üzerine dikkatle odaklanılması gereken bir durum demektir.

Resmi kaynakların yaptığı açıklamalara göre Ömer Beşir Kahire ziyaretinde Sudan’ın güvenliği için Mısır’ın rolüne özel vurgu yapmış. Bunun yanında Sudan ve Mısır’ın güvenliklerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylemiş. Aynı zamanda elektrik ve tren yolu olmak üzere önemli projelerin birlikte yürütüldüğünü ifade etmiş. Buraya kadar yapılan açıklamaları yakın komşu olan iki ülkenin karşılıklı çıkarları üzerinden yapılan değerlendirmeler olarak yorumlayabiliriz. Ancak bu görüşmede ayrıca Suriye, Yemen ve Libya’daki son durum da konuşulmuş. Yani bölgesel gelişmeler de masaya yatırılmış.

Bunun yanında Ömer Beşir’in Mısır ziyaretinin 23 Ocak’taki Katar ziyaretinin ardından gerçekleşmiş olması, bu görüşmeyi daha da ilginç hale getiriyor. Geçen ay Şam ziyareti, sonra Katar, ardından Kahire’ye gidilmesi, altyapısı iyi kurgulanmış, çerçevesi kendi içinde iyi çizilmiş bir trafik olduğunu gösteriyor. Hal böyleyken Sudan’daki iç karışıklıkların Beşir’in bu ziyaretleriyle herhangi bir bağlantısı olup olmadığı da ayrıca dikkatle irdelenmesi gereken bir konu olarak kendisini gösteriyor. Yani birileri Beşir’e dışarılarda çok dolaşma, yoksa içerde başın dertten kurtulmaz mı demek istiyor?

Diğer taraftan bilindiği gibi Arap Birliği geçen Aralık ayında “Arap Baharı” ile askıya alınan Suriye’nin üyeliğini tekrar gündeme almış ve Suriye’nin birliğe yeniden üye olmasının önünü açmıştı. Bu gelişmenin ardından da yukarıda ifade ettiğimiz gibi Beşir hemen Şam’a gitmişti. Bu arada çok da zaman geçmeden görevinden istifa ederek ayrılan De Mistura’nın yerine gelen BM’nin yeni Suriye Özel Temsilcisi Pedersen de, Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile Suriye’yi konuşmak üzere bir araya geldi. Bütün bu baş döndürücü gelişmelerin yanında bizim odaklanmamız gereken nokta şu; Türkiye bütün bu trafiğin neresinde yer alıyor? Bölge yeniden dizayn mı ediliyor, yoksa Türkiye’nin de müdahil olduğu yeni gelişmeler mi var? Sonuçta ne olursa olsun Türkiye aktif diplomatik bir yol haritasıyla, Suriye’nin, Doğu Akdeniz’in, Körfez’in yeni oldubittilerle karşılaşmasını engelleyecek adımları bir an önce atmak ve kendi güvenliğini tehdit etme potansiyeli olan gelişmelere karşı uyanık olmak zorundadır.