Ölmek ister misiniz diye bir soruyla karşılaşsak
cevabımız ne olur Gönül rahatlığıyla Evet diyebilir miyiz Haydi! karşı
caddeye geçin, orada sizi ölüm bekliyor diye bir ses işitsek gözümüzü
kırpmadan, ardımızda bıraktığımız hiçbir şeye bakmadan karşıya geçebilir miyiz
Muhtemelen şöyle bir duraksarız değil mi Bize cennete gideceğimiz bile
söylenmiş olsa, ölmeyi, bir hayatı bitirmeyi kolay kolay kabullenemeyiz.
Bizim için ölüm hep vakitsizdir, hep erkendir. Kendimiz
için zaten hiç düşünmeyiz, düşünemeyiz. Ölümün, bizim hep uzağımızda olduğunu
düşünür, olmasını umarız. Ölüm aklımıza geldiğinde gözümüz hep yaşlılardadır,
çünkü sıra onlardadır. Bu yüzden genç birinin ölüm haberini aldığımızda
şaşırırız.
Bu dünyaya dair bildiğimiz tek gerçek buranın geçiciliği
ve ölüm olduğu halde, son nefesimizi verdiğimiz zaman yanımızda hiçbir şey
götüremeyeceğimizi bildiğimiz halde yine de ölüme ansızın gelen istenmeyen bir
misafir gibi davranmaktan geri durmayız.
Hayatın tek gerçeğiyken onunla aramızda bu denli mesafe
olmasının sebebi Allah Rasulü Sallâllahu aleyhi ve sellemin mucize bir şekilde
asırlar öncesinden haber verdiği vehn dir.
Yakında milletler yemek yiyenlerin (başkalarını)
çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi size karşı (savaşmak için)
birbirlerini davet edecekler. Birisi Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı
olacak dedi. Rasûlullah Sallâllahu aleyhi ve sellem Hayır, aksine siz o gün
kalabalık fakat selin önündeki çör çöp gibi zayıf olacaksınız. Allah
düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak sizin gönlünüze de
vehn atacak buyurdu. Yine başka birisi Vehn nedir ya Rasûlullah diye
sorunca Aleyhisselatü vesselam Efendimiz Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve
ölümü kötü görmektir buyurdu. (Ebu Davud: 4297; el-Müsned: 22397)
Evet, vehn Dünya, dünyaya bağlılık, sanki ondan hiç
ayrılmayacakmış gibi yaşamak ve ona sarılmak İşte bizim millet olarak, ümmet
olarak bu çağdaki en büyük hastalığımız, maalesef budur.
Hayır, biz dünyayı sevmiyoruz diyebiliriz
söylemlerimizde. Sıkıntılarından şikâyet edebiliriz. Fakat adeta
söylemlerimizin zıddı eylemlerimiz hiç de öyle değildir. Evimize yığdığımız
mallar, dolaplar dolusu kıyafetler ve eşyalar, biriktirdiğimiz altınlar,
paralar, evler, arsalar, bir türlü bitmeyen diploma veya statü sevdaları,
evlatlar
Hayatımızda bizi biz yapan her bir sebep, velev ki ufak
olsun, bizi bu dünyaya bağladı ve dünyaperest Müslümanlar olduk. Üç günlük
dünya dedik ama buna tam olarak inanamayıp idrakine varamadık. Bu dünyaya,
gerçek hayat yolculuğunda verilen kısa bir mola olarak bakamadık. Bir ağacın
altında az bir müddet dinlenip sonra tekrar yola devam edeceğimizi düşünerek
hareket edemedik. Bunu yapamadığımız için de ölüm sanki en büyük düşmanımızmış
gibi korktuk. Oturduğumuz meclislerde onu hiç konuşmadık. Konuşulduğu zaman da
üstünü kapattık tadımız kaçmasın diye
Vehn Ümmet olarak bizi birbirimize düşüren ve tepemize
üşüşen akbabalara karşı birbirimizi savunmasız bıraktığımız hastalık Yanı
başımızda Irak yanarken, Suriye kavrulurken, Filistin ezilirken ve bir ümmet
paramparça olurken kılımızı kıpırdatamamızın temel sebebi Sahip olduğumuz
şeyler elimizden gider, yığdığımız dünyalıklar kaybolur, iktidarımız ve
konforlu koltuklarımız başkalarına geçer diye korktuğumuz ve korktuğumuz için
de devlet olarak millet olarak adım atamadığımız hastalık
Vehn Dilimizin Hakk ı söylemekten çekinmesi Ellerimizin
Hakk ı getirme gayretinden vazgeçmesi Bunun için de şanlı bir ecdadın
torunlarıyken kimsenin kalbine korku salamamamız, devlet politikalarımızın
yetersiz kalması
Bir hadis, hepimizi esir alan bu hastalığı nasıl da
teşhis ediyor değil mi Evet bizler hepimiz hastayız. Dünyaya bağlılığımız bizi
yatalak hasta haline getirdi. Bunu gören İslam düşmanları da bize karşı
savaşmak için seferber olmaktan geri durmadılar. Bunun için mal düşkünü, makam
sevdalısı işbirlikçileri de çok iyi kullanarak koskoca bir dünyayı perişan bir
hale getirdiler.
Oysa Hazreti Ali gibi Ey dünya seni boşadım
diyebilseydik her birimiz, böyle olur muydu O zaman biz de Şu dağın
eteklerinde cenneti görüyorum diyen Önderleri daha sözünü bitirir bitirmez
hemen oraya koşan ve ardında bıraktıkları hiçbir şeye dönüp bakmayan ashap gibi
olmaz mıydık Nerede bir zulüm görsek oraya fedailer gibi atılmaz mıydık Bir
avuç Müslüman da olsak, kâfirin yüreğine korku salmaz mıydık
O halde biz, bütün benliğimizi saran bu hastalıktan biran
evvel kurtulmalıyız. Evlerimiz, arabalarımız, eşyalarımız olsa da onların
emanet olarak verildiğini bilmeli ve ölümü sık sık hatırlayıp nefis muhasebesi
yapmalıyız!..