Bizler, “beşikten mezara kadar ilim öğrenin” düsturuna mazhar olmuş bir ümmetiz. Yani, ilim öğrenmek bizim için resmi dayatmaların yaptığı tasnif ile yedi yaşında değil, beşikten başlar. Çünkü insan doğumuyla birlikte bir öğrenme sürecine girer. Bu öğrenme süreci ölünceye kadar da devam eder. Bizler eğer, çocuklarımıza iyi birer örnek olur ve iyi yönlendirirsek, onların öğrenmelerine olumlu yönde katkı yapmış oluruz. Fakat iyi örnek olmaz, huzursuz ortamlarda, sevginin olmadığı ve gerginliğin olduğu aile ortamında onları yetiştirirsek toplumda sıkıntılı bireyler oluşturmuş oluruz.
Şu artık kesin olarak kanıtlanmıştır ki insan kişiliği 0-7 yaş arasında oluşmaktadır. Yani bizler çocuğumuzun eğitimi için devletin ön gördüğü 7 yaşını beklediğimizde artık iş işten geçmiş olmaktadır. Çünkü çocuğumuzun temel taşı olan kişiliği artık geri dönülmeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Bu nedenle, kişiliğin oluştuğu bu çağlarda asıl görev ve sorumluluklar ailelere, anne ve babalara düşmektedir.
Fakat maalesef bizler bu çağlarda çocuklarımızın bir nevi uyku dönemi olduğunu düşünüyor, onların hiçbir şeyden anlamadıklarını sanarak eğitimlerini ihmal ediyoruz. Bu dönemlerde genellikle çocuklarımızın eğitimi sokaklara ve televizyonlardaki Amerikan yapımı çizgi filmlere emanet ediyoruz. Böylece kişiliği oturmamış bireyler yetiştirdiğimizin farkında olmuyor, ileriki yaşlarda onlara verdiğimiz eğitimin tutmadığını gördüğümüzde şaşırıyoruz.
Bu nedenle çocuk eğitiminin en önemli çoğu sanılanın aksine ilkokula başladığı yaş değil doğumundan sonraki süreçtir. Bu süreci ihmal etmediğimiz zaman tüm hayatımız boyunca rahat ederiz. Yani eskilerin dediği gibi mayasını iyi verdiğimiz zaman çocuğumuzun iyi yetişmesini sağlamış oluruz.
Atalarımız, bu süreci genellikle Kur’an eğitimi vererek geçirmişlerdir. Eski dönemlerde eğitim yaşı genellikle dört yaşında başlardı. Bu dönemde yaklaşık iki veya üç yıllık süreç Kur’an eğitim ve ezberi yapılırdı. Böylece çocuğun zekasının ve öğrenme kapasitesinin en güçlü olduğu dönemlerde Allah kelamını öğrenmiş olmaktadır. Fakat günümüz batı eğitim sistemi bu çağı çok uzattığından çocuklarımızın eğitiminde ciddi yaralanmalar yaşanmaktadır. Ayrıca, yedi yaşındaki çocukların okula başlar başlamaz, sıralara oturmaları ve bir makine gibi derslerle doldurulmaları da ne derece sağlıklı olabilir. Halbuki çocuğun bu ilk yılları daha rahat ve kendisini serbestçe ifade edebileceği bir ortam olabilirdi.
Günümüzde ailelerin çocuklarıyla bu kadar uzun ilgilenmeleri imkansızdır. Genellikle artık karı koca çalışmakta veya kadınlarımız eski dönemlerde olduğu gibi vaktinin tümünü evde geçirmek istememektedir. Ya da çocuğuna ciddi bir eğitim verecek vasıftan uzaktır. Erkekler de genellikle dışarıda olmakta eve geldiklerinde de çoğunlukla yorgun ve çocuklarının eğitimiyle ilgilenecek durumda olmamaktadırlar.
İşte bu olumsuz koşullarda çocuklarının eğitimini nasıl takip edebiliriz. Bütün ebeveynlerin aslında belli dönemlerde düşündüğü bir konudur. Hele bugünkü olumsuz koşullarda çocuklarımızı kötülüklerden nasıl koruyabiliriz düşüncesi anne ve babaları meşgul etmektedir.
Olayın bu noktasında imdadımıza Kreş ve Anaokulları gelmektedir. Gerçekten bizim gibi düşünen insanların kurmuş oldukları böyle kurumları bulup çocuklarımızı teslim etmemiz, çocuklarımızın eğitimi ve yetişmesi anlamda büyük önem taşımaktadır. Her ne kadar çocuklarımızla ilgilenecek zamanımız olsa bile buraya göndermeyi bir eğitim olarak algılamalıyız. Günümüzde birçok aile, çocuklarını bu tür kurumlara göndermeyi gereksiz görmekte ve küçümsemektedir. Halbuki eğitim beşikten mezara kadar verilen bir süreçtir. Çocuklarımızın gelişimi ve kişiliklerin oluşumunu biz tek başımıza sağlayamıyorsak, sokaklarda da güvenemiyorsak, bizim gibi düşünenlerin kurmuş olduğu ve kendi muhitimizdeki insanların çocuklarının devam ettiği bu tür kurumlara göndermeli ve onları desteklemeliyiz.
Buralarda eğitim uzmanlar nezaretinde verilmektedir. Ayrıca, çocuğumuz diğer çocuklarla bir araya gelerek toplumsallaşmakta ve oyunlar oynayarak kişiliği gelişmektedir. Fakat çocukların kreş veya anaokullarına göndermede çocuktan çok anne ve babalar dayanamamaktadırlar. Suçluluk kompleksine kapılmakta, sanki çocuklarına bakamıyorlarmış psikolojisine girmektedirler. Halbuki bunun bir eğitim olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. Hayatın bir aşamasında çocuklarımız bizi terk edip okullara gideceklerdir. Bunu kabullenmemiz gerekmektedir. Bizim üzülmemiz çocuklara da yansır. Onlar da istenmediklerini düşünmeye başlarlar. Halbuki buraya gitmesinin bir eğitim ve eğlence olduğu çocuğa hissettirilirse onun tepkisi de azalmış olur.
Okul öncesi eğitme ne zaman göndermemiz uyun olur diye düşünebilirsiniz. Uzmanların belirttiği en uygun çağ, üç – altı yaş arasıdır. Yani üç yaşından itibaren çocuklarımızı bu tür kurumlara gönderebiliriz. Daha erken bir dönemde ihtiyaç veya zorunluluk yoksa göndermememiz uygun olur. Çünkü çocuğun annesinin ilgisine ve sevgisine en ihtiyaç duyduğu çağ 0-3 yaş arasıdır.
Çocuk yetiştirmek bir sanat olduğu gibi, bir sorumluktur da. Bu sorumluluğu sadece resmi bir sorumluluk olarak değil manevi bir sorumluluk olarak da düşünmeliyiz. Çünkü yanlış yetiştirmemiz sonucu çocuklarımızın ileriki hayatında sorunlar yaşanacaktır. Ayrıca, Allah katında bu konuda hesaba çekileceğimizi de unatmamalıyız. Çünkü onlar bize verilmiş bir emanettir.
Hepinize bu konuda başarılar dilerim.
İBRAHİM HALİL ER