BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;
ÖĞDER, gerek Milli Eğitim yetkilerine sunduğu projeler; gerekse Milli Şuur dergisinde konuya ışık tutan araştırmalarıyla bünyemize uygun eğitimin nasıl olacağını ortaya koyan ciddi veriler sunuyor.
ÖĞDER Genel Merkezi aldığı kararla farklı bölgelerdeki 10 ayrı ilde “Yerel Eğitim Şûraları” başlattı. Milli Eğitim Şûraları’ndan daha kapsamlı ve kucaklayıcı bir çalışma! Çünkü yerel tabana iniliyor. Eğitim konusunda sözü olan farklı kesimlerin de görüşü alınıyor.
Geçtiğimiz hafta bu çalışmanın Sakarya’daki bölümüne katıldım. Programın açılış konuşmasını yapan ÖĞDER Sakarya Şube Başkanı Fatih Cingöz, “Terör olaylarının sebebinin manevi eğitim yoksunluğu olduğunu” anlattı.
Genel Başkan Hamdi Sürücü de, eğitime genel bakışlarını ortaya koydu. “Tertemiz yaratılan insanın fıtratının korunması için çalıştıklarını” belirtti: “Tanzimat’tan itibaren rengi Anadolu, zihniyeti Batı düşünceli aydınlar dönemi başladı. Bu hastalıklı yapıyı Milli Müfredatla aşabiliriz.”
Alanında bir yerlere gelmiş 6 konuşmacının katıldığı 2 oturumluk sempozyumda, “Eğitimde Hedefi Gözetmek ve Şuur” konulu bir sunum yaptım. Özetle; eğitimimizin inancımız, tarihimiz, özümüz ve aslımızla örtüşen bir hedefi; öğretmenin de ne yaptığını bilen şuuru olmazsa 15 Temmuzların yaşanmasının mukadder olduğunu hatırlattım. Eğitimin vazgeçilmezi olan irfan, basiret, feraset, hikmet ve bilgelik boyutunun ihmal edildiğini söyledim. “Okullar ilim ve irfan yuvasıdır” sözündeki, sezgi üzerine kurulmuş “irfan” eksikliğinin eğitime yeniden kazandırılması gerektiğini vurguladım.
OKUMAYAN BİR TOPLUMUZ
İLK konuşmacı İletişim Uzmanı Prof. Dr. Metin Işık’tı. “Eğitim Bağlamında Medya” konusunu işledi. Medyanın “biz” yerine, “ben” duygusunu egemen kıldığını belirtti. Şu tespiti çarpıcıydı: “Makinalar bile hayat bulurken; insanlık ölmektedir.” Türkiye halkı ortalama günde 6 saat TV izlediği halde; kitap okumaya yılda yalnız 6 saat zaman ayırdığını söyledi: “Okumuyoruz; birileri bizim canımızı okuyor.” Türkçe hassasiyeti yerindeydi: “Türkçe giderse biz de gideriz.”
İngilizce eğitimli Maarif Müfettişi Hasan Koç, “Eğitimde Yabancı Dil Politikamız” konulu sunumunu yaptı. Türkçeyi iyi kullanmanın önemine değindi. Türkçeyi iyi öğrettikten sonra yabancı dil öğrenimine geçilmesinin yararlarını anlattı. İngilizce ders kitaplarındaki resim ve diğer görsellerin Batı hayat tarzını evlatlarımıza dayattığına vurgu yaptı. “Yabancı dil eğitimi, yabancı kültür aşılama alanı haline getirilmemelidir” dedi.
En heyecanlı ve en hareketli konuşmacı Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu’ydu. Tarih ve Sosyal Siyaset alanındaki çalışmalarıyla tanınan Sofuoğlu “Milli Tarih Şuuru ve Müfredat” konulu sunumunu yaptı. Türkiye’de idealize edilerek sunulan Batılı düşünürlerin arızalı hayat anlayışlarını ortaya koydu. “Batı düşünürlerinin kendilerine bile faydaları yok” diyerek evlatlarımızın Batı ile uyuşturulduğuna dikkat çekti.
Hegel, Nietzsche, MaxWeber, Victor Hugo gibi düşünürlerin karakter bozukluklarından örnekler verdi. Hugo’nun Osmanlı’nın uğradığı topraklar için, “Buradan barbar Türkler geçti” dediğini hatırlattı.
ÖĞRENCİ YERİNE “TALEBE”
İLAHİYATÇI Vaiz Mustafa Aydın, “Müslüman alimin zihnini yabancı unsurlardan arındırması gerektiğini” açıkladı: “Talebelere doğru düşünmeyi öğretmeli; sorgulayıcı, araştırıcı duruma getirmeliyiz.”; “Ayet ve Hadisleri nakletmek yetmez; kitabı ta’lim ettirmek gerekir ki; ilim de burada devreye girer” ifadesini kullandı. “İnsan neyi seçerse, Allah ona kolay kılar” diyerek, eğitim sisteminin de yetenekleri dikkate alarak işi kolaylaştıran yöntemi benimsemesi gerektiğini belirtti.
Son konuşmacı Adabilim Okulları Müdürü Ahmet Özen’di. “Eğitimde Genel Problemler ve Çözüm Yolları” başlıklı sunumunda eğitim hakkında pek seslendirilmeyen konulara girdi. “Allah ilmi isteyene verir. Zorla eğitim yetenekleri köreltir. “Talebe”; “ilim isteyen” anlamında. Doğrusu “öğrenci” yerine “talebe” demek.”
Sayın Özen bir anısını paylaştı: Çocuğum okula girmeden önce, onu okulun zararından nasıl korurum, diye düşünmeye başladım. “İstersen okula gitme” dedim. O da gitmedi. Okulu dıştan bitirttim. Olayı öğrenince Akif’in beytini hatırladım: “İlmi yuttursalar da fayda yok bu musibetlerden / Bırakın oğlumu, onun cahilliğine razıyım ben.”
Okul başarısının yalnız sınavlarla ölçülemeyeceğini söyleyen Özen, eğitimin beceri, davranış kazandırma, duyarlılık, sezgi, şuur boyutunun ihmal edildiğini belirterek, tezini bir örnekle pekiştirdi: “TEOG’da başarılı olanlar 15 Temmuz kalkışmasını yaptı. Başarılı olamayanlarsa, tankların altına yattı; darbeyi önlediler.”
ÖĞDER’in eğitime yönelik çalışmaları yeni perspektifler kazandıracak ciddiyette. Milli Eğitim Şûraları’nda konuşulan bazı konuların uygulamasını göremedik. Pedagojik yanlışlarının konuşulduğu son Şûra’daki “Karma Eğitim” gibi. Eğitimi, Türkiye’deki “eğitimciler” yönlendirmeli; yabancı unsurlar değil.