Dün taşla, sapanla kovduklarımızı, bugün kırmızı halılarla
karşılıyor olmamız nasıl mümkün oluyor Ülkemize yerleştirilmek istenen Patriot
füzelerinin kirli ve tehlikeli bir oyunun parçası olduğu nasıl perdeleniyor
Demek ki, son dönemde köprünün altından o kadar sular akmış ki, iktidarın
politikalarının, milletimizin tarih boyunca ortaya koyduğu asalet ve
kararlılıktan çok uzak olması kimsenin umurunda değil.
Patriotların, Türkiye’yi korumak için değil, İslam
ülkelerini birbiriyle savaştırmak için getirildiği açıktır. Çünkü NATO barışın
değil, küresel emperyalizmin silahlı gücüdür. Girdiği yere, kan ve zulümden
başka hiçbir şey götürmemiş olması da bunun ispatıdır. Ne yazık ki, İslam
âleminin kendi arasında gerekli kurumları bu güne kadar kuramamış olmasından
dolayı, bu hadiselere nasıl yaklaşılacağı ve nasıl bir yol izleneceği hususunda
batılılardan medet umma haricinde bir yol düşünülememektedir.
Patriotlarla birlikte, Kahramanmaraş’a Alman askerlerinin,
Adana’ya Hollanda askerlerinin, Gaziantep’e ise Amerikan askerlerinin gelmesi bir tevafuk olabilir
mi Halen ülkemizde 28 NATO üssünün
bulunması, Malatya’ya füze kalkanı yerleştirilmesi, Hava Kuvvetlerimizin İzmir’deki
NATO karargâhına bağlanması yetmezmiş gibi yeni savunma mekanizmalarının
kurulması, her şeyden öte halkımızı savaşa ısındırma girişimi olarak yetmez mi
Komşularıyla sıfır problemi olsun isteyen bir anlayış komşularına karşı bu
düzeyde bir savunma içine girmesi kabul edilemez bir durumdur.
Bu durum, kirli ve tehlikeli plan gereğidir. Bu çerçevede,
Afganistan ve Irak’tan sonra başta İran ve Suriye olmak üzere bölge ülkeleri
tek tek zayıflatılmaya ve bertaraf edilmeye çalışılıyor. Bütün bunlar dikkate
alındığında, Türkiye’nin ve Arap Birliği’nin izlediği politikaların batının
değirmenine su taşıdığı açıktır. Yaşanan gerginlik en çok İsrail’i memnun
etmektedir. Suriye’ye bir askeri müdahalenin çılgınlık olacağı aşikârdır.
Bunca göstergeler ortada iken, hiçbir zaman düşmanından
medet ummayan milletimizin, korkakça yaşamaktansa, cesurca ölmeyi seçmesinin
altından da çok sular akmış olmalı ki, bu toprakların, NATO toprağı değil,
İslam toprağı olduğu vurgusu fazla seslendirilmemiştir. Bu topraklarda, Rasmussen’lerin
değil, Şehit Kamil’lerin, Seyyit Çavuş’ların kanı olduğu yeterince
vurgulanamamıştır. Bu şuur yeterince olsa idi ABD’nin kalkanına da, NATO’nun
patriotuna da ihtiyacımızın olmadığı her yerde haykırılmış olabilirdi.
Hadiselerin bütününe baktığımızda, bu toprakların sahipsiz
olmadığı gerçeğinden hareketle, yerin üstündekiler harekete geçmediği takdirde
yerin altındakilerin harekete geçeceği malumdur. Yaşadığımız hadiseler doğru
teşhis edilemediği, doğru çözüm yolu bulunmadığı takdirde başka bir güvencemiz
de yoktur. Bu hadiselerin arkasında “baba”lar ve “papa”lar varsa, bu
toprakların altında da “ata”lar vardır. Biz yürüyüşümüze devam edelim. Çünkü bu
yürüyüş milli yürüyüştür.