ABD’nin Connecticut eyaletindeki bir ilköğretim okulunda gerçekleştirilen silahlı saldırı ilk değil… Sonuncusu olmayacağı muhakkak.
ABD Başkanı Barack Obama, olay tazeliğini korurken, sıcağı sıcağına bir açıklama yaptı.
Gözyaşlarını tutamadı ve ağladı.
Şöyle diyordu Amerikan halkına:
“Çocuklarımızı korumak için ülke olarak üzerimize düşeni yeterince yapmıyoruz. Elbette daha fazlasını yapabiliriz. Amerika’da her gün insanlar öldürülüyor. Buna daha fazla izin veremeyiz.”
Ebeveynlere dönüp:
“Biliyorum, hiçbir söz çektiğiniz acıyı tarif etmeye yetmez ya da hiçbiri yaranızı iyileştiremez. Ancak şunu bilmenizi istiyorum ki, yalnız değilsiniz, hepimiz bu acılı gününüzde yanınızdayız” dedi.
Obama, daha geçen ay bombalanan Gazze’deki çocuklara ağlayacak değildi elbet. Hamas liderinin kucağındaki kanlı beze sarılı bebek, insanlığı utandırırken, onların gözlerinden tek bir yaş akmıyordu.
Ama ABD Başkanı olarak, sadece ülkesindeki silahsızlanma politikasına destek vermekle kalmayıp, aynı zamanda dünyayı kasıp kavuran cinayetlerine de son verebilir.
En azından öldürülen masum insanların da ailelerinin olduğunu düşünerek, yeni politikalar üretmeli.
…
Obama’nın üstü örtülü olarak “silah sanayiine” verdiği “silahsızlanma” mesajı yerini bulacak mı bilemiyoruz. İleriki dönemlerde okul baskınları arttıkça, samimiyetini hep birlikte göreceğiz.
Çünkü “silahlanma” sadece dünyada değil, Amerika’nın kendi içinde de oldukça büyük bir sorun.
Zira, daha geçen Nisan ayında yine ABD’nin California eyaletinde bir Üniversitede silahlı bir saldırı gerçekleşmiş, tam 7 kişi öldürülmüştü.
Yani “okul saldırıları” Amerika’ya has bir trajedidir.
Mesela yine yakın tarihte, yani 2007’de Virginia Tech Üniversitesinin kampüsünde, önce 900 kişinin kaldığı yurtta kan döken silahlı bir saldırgan, eylemine 2 saat sonra mühendislik ve bilim fakültesinde devam etmiş, tam 32 kişiyi öldürdükten sonra, intihar etmişti. Bu katliam, ABD’deki en kanlı okul baskını olarak tarihe geçti.
Peki, neden Amerika’da okul cinayetleri gerçekleşiyor
Amerika bu sorunun cevabını hâlâ verebilmiş değil.
…
Ünlü belgesel film yapımcısı Michael Moore bu sorunun cevabını “Benim Cici Silahım” filminde aradı. 2002 yapımı belgesel filminde Columbine Lisesi’ndeki katliamı çıkış noktası alarak ABD’deki “bireysel silahlanma ve şiddet öğesi” üzerine vurgu yaptı. Belgesel filmin bugün bile hâlâ güncelliğini koruyor olması hayli ilginç.
Columbine Lisesi katliamının ne olduğunu Vikipedia’dan öğreniyoruz:
“20 Nisan 1999 tarihinde gerçekleşen bu olayda, Eric Harris ve Dylan Klebold adlı öğrenciler yarı otamatik silahlarla Columbine Lisesi’nde 13 kişiyi gözlerini kırpmadan öldürdüler ve 24 kişiyi yaraladılar. İkili, facia öncesi ayrıntılı bir plan yapıp çizdiler. Propan bombaları yaptılar bunları okulun her bir köşesine yerleştirdiler, ama yerleştirdikleri bombalar patlamadı. Eğer bunların hepsi patlatılmış olsaydı, yetkililerin yapmış olduğu açıklamaya göre en az 300 kişi hayatını kaybedebilirdi. İlginç olan ayrıntı şuydu: Katliam gününün 20 Nisan olmasının sebebi bu tarihte Adolf Hitler’in doğum günü olmasıydı.”
…
Belgeselde çok çarpıcı rakamlar vardı. Moore bazı ülkelerde yılda kaç kez silahlı cinayet işlendiğine dair bir rakam veriyor.
-Almanya’da 381,
-Fransa’da 255,
-Kanada’da 165,
-İngiltere’de 68,
-Avustralya’da 65,
-Japonya’da 39
Ve Amerika’da:
-11 bin 127!
Rakam korkunç. Peki asıl mesele nedir Amerikalıların cinayete olan yatkınlığı mı Yoksa korkunç kanlı tarihe sahip olması mı
Moore film boyunca bu soruyu önüne gelene soruyor. Silah sahiplerinden tutun, silah kurbanı yakınlarına kadar.
Hatta Ulusal Silah Birliği başkanına da… Ki bu birlik, aynı zamanda derin Amerika’nın yüzü sayılıyor. Zira, birliğin bir önceki adı: Ku Klux Klan!
Yani, Ulusal Silah Birliği, ırkçı Ku Klux Klan’ın modern bir versiyonu.
Yani, derin Amerikan yapılanmasının ta kendisi.
Ulusal Silah Birliği’nin başkanı kim dersiniz Ben-Hur filminin aktörü Charlton Heston! Zira Heston aktör olmanın dışında uzun yıllar bu birliğin başkanlığını yürüterek, silahlanma konusunda gittiği her eyalette Amerikan halkına çağrıda bulunuyordu. Ölene kadar da vazifesini başarıyla(!) yürüttü.
Heston şöyle cevap veriyordu Moore’a:
“Sanırım, Amerika kanlı bir tarihe sahip olduğu gibi, bir de şiddet içeren geçmişimiz var. İnsan hakları ve medeni haklar konusunda çok fazla sorun yaşadık. Niye Amerikalılar birbirini bu kadar çok öldürüyor diye soruyorsanız, bizim diğer uluslara nazaran daha fazla etnisite sorunumuz var.”
Biraz ırkçı bir yaklaşım sergileyen bu tutumun yanı sıra, sözlerinin altında yatan gerçeği görmek mümkün: “Şiddetin şiddet doğurduğu” gerçeği.
Herhalde en temel sorun: Amerikalı yöneticilerin silah sanayiine verdiği destek.
Zira, silahlı örgütlerin, derin yapılanması içindeki nüfuzu kırılmadıkça, okul baskınları devam edecektir. Mutsuz Amerikan gençleri yüzünde çıkan bir sivilceyi bahane ederek okul basmaya devam edecektir.
Ve tabii ki Amerikan halkının gözyaşının yanı sıra Obama’nın da gözyaşları da dinmeyecektir.