Her seferinde aynı manzara, her seferinde aynı nutuklar, her seferinde aynı temenniler. Karaman’ın Ermenek ilçesinde meydana gelen maden faciasından sonra da gerek bürokrasi katmanında, gerekse devlet erkânı boyutunda manzara değişmedi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, maden ocağının giriş noktasında devleti temsilen yerlerini aldılar, kurtarma çalışmalarıyla ilgili basına bilgilendirme yaptılar, maden ocağının girişinde gözü yaşlı bekleyen madenci yakınlarını teselli edebilmek için vicdan kokan cümleler kurmaya çalıştılar. Olmadı… Yine yapamadık… İş ve iş güvenliği noktasında çıkarılan tüm kanunlar, genelgeler, yönergeler vs. tüm düzenlemeler yine bir facianın önlenmesi noktasında bir işe yaramadı. Nerede yanlış yapıyoruz İşe nereden başlamamız lazım İş ve işçi güvenliği ile ilgili yasalar, genelgeler hep başımıza bir felaket ve facia geldiğinde aklımıza geliyor. Bir önceki faciada ortaya çıkan eksiklikler, aksaklıklar paket paket yasaların içine tıkıştırılmaya çalışılıyor. Olmuyor… Devlet dediğiniz aygıt, bazı şeyleri daha öncesinden görebilen, sezebilen ve tedbirin alınması noktasında tüm yöntemleri ortaya koyan bir aygıttır. Bu konuda yasa çıkarılacaksa, genelge çıkarılacaksa, “Bu işin doğasında var” demeden, öngörüleri en uç noktalarına kadar sezerek ortaya koyan aklı üretebilen aygıttır. Hükümetler niye var Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ne işe yarar Bu bakanlık içinde maden işletmelerinin üretimini denetleme noktasında çalışan bürokratlar, sadece seyahat yapıp madenlerde keyif çatmak için mi maaş alıyorlar AK Parti iktidarı 12 senedir bu ülkenin yönetiminde. Sormazlar mı: İş ve İşçi Güvenliği yasalarında, maden işletmeleriyle ilgili kaza önleyici nitelikte ne tür kanunlar çıkardınız Madenlerin işletilmesiyle ilgili işin ticari boyutunda maden sahiplerine ne gibi bir yükümlülük ve sorumluluk getirdiniz

Burası Türkiye… Maalesef bizde işler böyle yürüyor. Bendeniz Bartınlıyım… Ama ilimizin Zonguldak’a bağlı olduğu dönemde bu şehirde yetiştim ve büyüdüm. Babam da bir madenciydi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaptığı dönemde maden işçilerine birkaç kuruşluk iane dağıttığı, işçilerin alacaklarında iyileştirmeler yaptığı için Bülent Ecevit’in efsane olarak yansıtıldığı bu şehrin neler çektiğini çok iyi bilirim. Yıllarca Zonguldak’tan milletvekili seçilen, maden işçilerinin sırtından “Vekillik Gömleğini Sırtına Geçiren” Ecevit, Başbakanlık yapmış, Başbakan yardımcılığı yapmış, ama şehir için kılını bile kıpırdatmamıştır. Bugün Zonguldak’ın iki giriş noktasından şehre, yürüyerek ya da aracınızla giriş yaptığınızda, karşınızda sizleri “Kasaba Görüntüsü” ile karşılayan şok edici bir manzara ile karşılaşırsınız. Zira Ecevit, yıllarca maden işçisinin sırtından oy devşirmeyi becermiş, ama milletvekili sıfatını kazandığı şehre ise kelimenin tam anlamıyla ihanet etmiştir.

Bu arada bir başka şeyi itiraf etmeliyim… Bendeniz süt içemem… Şimdi nedir bu diye soracaksınız. İlkokul çağlarımızda babamız, ayda bir işyerinden kendisine verilen bir paket ile evimize gelirdi. Bu paketin içinde eskilerin çok iyi bileceği “Süt Tozu” denilen kerih bir şey vardı. Annemiz, bu tozdan yaptığı süte benzer nesneyi bize zorla içirdiği için, bir sonraki süreçte, gerçek sütü bile içemez olmuştum. Yıllar sonra bu rezil şeyin müsebbibinin Amerika olduğunu öğrenmiştim… Amerika, Zonguldak’taki maden işçilerine “Marshall Yardımı” bahanesiyle yıllarca yardım yapmış ve bizim damak tadımızı bozmayı başarmıştı.

Kısaca, Türkiye’de işler bu mantaliteyle yürümektedir. İşçilerin sırtından rantlananlar, maden işçilerine ve ailelerine yapılan eziyetler… Kanunların doğru dürüst yapılamamasından kaynaklanan maden faciaları… Ve her seferinde yüreklerimizi yakan acılar… Hiçbir derde çare olmayan nutuklar…