Bu yılın ilk haftaları itibarı ile ortaya çıkan genel
görünüm olumlu düşünmeye pek izin vermiyor. Geleceğe yönelik beklentilerin
olumsuzlaşması önlenemezken, güvensizliğin, etki alanını sürekli olarak
genişletmesi bu sonuçta etkili oluyor. Küçük iken çözülmeyen ve büyümesine izin
verilen sorunlar genel bir çözülmenin sebebi olarak karşımıza çıkıyor.
Gerçekler üçer beşer açığa çıktıkça günü kurtarmak zorlaşıyor, yıkıcı
tepkiselliğin büyümesi önlenemiyor. Eksik ve yanlış yaklaşımlar ile istikrar
arayanlar, istikrarsızlığın büyüdüğünü gördükçe can derdine düşüp,
sorumluluklarını ve ettiği yeminleri unutma gafletinden kurtulamıyor... Türk
Lirası değer kaybediyor ve böyle devam ettikçe hem riskten kaçınma eğilimi
güçleniyor, hem de siyasi iradeyi oluşturan koalisyon içindeki dehşet dengesi
çatırdıyor... Düşenin dostu olmuyor, düşmemeye çalışanın hukuksuz çırpınışları
olumsuzluğu besliyor... Gündem belirlemeye çalışanlar, gündem olarak
yıpranmaktan kurtulamıyor...
Biliyoruz, gelişmeleri çok kısa vadeli bir bakış açısı
ile değerlendirmeye çalışanlar ne olup bittiğini pek anlamıyor; dur bakalım
diyerek sakin olmaya çalışıyor ve umudunu tüketmemek konusunda kendi çapında
direniyor. Fakat bugün yaşananların ve devamının kesinlikle sürpriz olmadığını
çok daha büyük ve uzun süreli sıkıntıların kapıyı çalmak için sıra beklediğini
de biliyoruz... Ekonomide yaratılan pasta büyüdükçe birbirine hiç
güvenmeyenlerin bile iyi bir pay almak adına uzlaşabileceğini, küçüldükçe eski
dostların bile hasım haline dönüşmekten kurtulamayabileceğinin farkındayız.
Ekonomideki durumun hızlanan bir şekilde olumsuzlaşmaya başladığını da
görüyoruz!.. Çözümün; nefse hakim olmak, uzlaşmak ve ortak akıldan yana
birlikten geçtiğini biliyoruz; ancak nefsinin esiri olanların bunu
başaramayacağını, kendi gibi olmayanları harcayarak canını kurtarmaya
çalışacağını da tahmin edebiliyoruz... En iyi siyasetin dürüstlük, en iyi
dostun gerçekçilik olduğunu unutanlardan çözüm beklemenin nafile olduğunu da
biliyoruz... Biliyoruz ama anlatamıyoruz: Can derdine düşenler dinlemiyor,
herkesin kendini dinlemesini ve itaat etmesini bekliyor!... Yozlaşmışlığın kokusu
her yanı sarıyor... Olumsuzlukların kendi kendini besleyerek büyümesi
önlenemiyor.
İç ve dış koşullar büyük bir süratle değişiyor, birileri
sanki durum böyle değilmiş gibi geçmişi örnek göstererek güvensizliği azaltmaya
ve beklentileri yönlendirmeye çalışıyor. Ama olmuyor, güvensizlik büyümeye
devam ediyor, koşulların olumsuz yönde değişmeye devam etmesi bu süreçte etkili
oluyor. İçine düşülen kısır döngüden çıkılamıyor. En güçlü olunduğu söylenen
değişkenler ve sektörler, gelecekte en zayıf halka olabilecek odaklar şeklinde
algılanabiliyor. Örneğin 2013 yılı konsolide bütçe açığı hedefin de altında
kalmış, gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 1,2 si düzeyinde kalmış; bu konu en
güçlü yanımızmış Bu aşamada soralım sermaye girişi kısılır, enflasyon artar ve
iç talep zayıflar ise bütçe gelirleri bu durumdan nasıl etkilenecek Azalan
gelirler ve seçim hesapları bağlı olarak kısılamayan harcamalar nedeniyle 2014
yılı fiili açığı çok anormal düzeylere sıçramaz mı Büyüyen açığı finanse
etmeye çalışmak olumsuzlukların yaratacağı tahribatı ve kırılganlığı iyice
arttırmaz mı Daha da küçülecek olan ekonomik pastayı paylaşmak çok daha
sıkıntılı olmaz mı ..
Döviz kurunda yaşanan vehızlanan değişim çok şey söylüyor: Koşullar hızla değişiyor, belirsizlik ve
kırılganlık büyüyor, güvensizlik artıyor. Bu gerçekleri inkar edenler
bindikleri dalı kesmek konusunda birbirleri ile yarışıyor ve akıl tutulmasının
etki alanı kademeli olarak genişliyor. Bu durumun oluşması ve açığa çıkmasını
önlemek konusundaki çabaların daha öncekilerin aksine başarısızlığa abone
olması sabrı tüketiyor. Doğru söyleyenleri dokuz köyden kovmak ve susturmaya
çalışmanın gidişatı değiştirmediği gerçeği açığa çıkıyor. Nush ile
uslanmayanların hak ettikleri fatura yaşların yanında kuruları da yakacak gibi
görünüyor...