II. Bayezid tarih sahnesinde kardeşi Cem Sultan ve oğlu

Yavuz Sultan Selim le olan mücadelesiyle de hatırlanır. Önceleri nasıl olur da

kardeş veya oğul böyle birbiriyle mücadele edebilir veya savaşabilir diye

düşünüp; sultanımıza sitem ederdim. Ancak okuduğum kitaplarda Osmanlı üzerine

oynanan oyunları gördükten sonra bu sitemim duaya dönüştü. Çünkü şimdiki gibi o

dönemde de iktidar hırsı zaman zaman insanların gözünü karartmaktaydı. Bugün

olduğu gibi o zamanlar da misyonerler vardı ve bazı devletler ve şövalyeler

adına çevrilen dolap ve entrikalar da. Almanya başta olmak üzere bazı devletlerin

ve onlara bağlı şövalyelerin bu kardeş veya baba-oğul mücadelesinden bir şeyler

elde edebilir miyiz, Osmanlı İmparatorluğunu bu didişmeleri kullanarak

parçalayabilir miyiz düşüncesiyle insanların içinde bulunan iktidar hırsından

veya zayıf taraflarından faydalanarak çevirdikleri bir sürü fırıldaklar,

entrikalar, düzenler. Şimdiki gibi teknoloji de yok ki Garb tan Şark ı,

Şark tan Garb ı anında göresin. Bu teknolojiyle bile çevrilen entrikaları fark

edemezken o dönemlerde gerçekten başarılıymışlar sultanlarımız. Güçlü,

kuvvetli, dirayetli ve başarılı. Zaman zaman hataları olsa bile bu millete koca

bir imparatorluk bağışlamışlar. Bizlere, birlik ve beraberliği, millet olmayı,

dik durmayı, boyun eğmemeyi öğretmişler Allah tan başkasına. Hepsinden Allah razı

olsun. Bana ve bizlere düşen de geçmişi kötülemek değil, atalarımızın yaptığı

güzellikler ve başarılarıyla gurur duyup, övünmek; yanlışlık ve hatalarından

ibret alarak günümüzü geleceğimizi aydınlatmak, bizlere bıraktıkları güzel bir

geçmişten dolayı da onlara minnettar olmak. Sitemlerimizi de duaya çevirmek.

Etrafımızda dönen entrikalar karşısında da uyanık olmak.

 SULTANIN ŞİİR SIĞINAĞI

Sultan II. Bayezid Han, devlet işlerinden, entrikalardan

boğulduğu, sıkıldığı zamanlarda şiir sığınağına kaçar, beyitleriyle Allah a

sığınırdı insanlardan. Sığınırdı kelimeleriyle Allah a, sığınırdı beyitleriyle,

dörtlükleriyle, kasideleriyle Allah a

Saltanat kavgasıdur Adlî seni dil-teng iden

Hırka-pûş olan da vardur var ise hurrem gönül

[Adlî! Senin gönlünü bunaltan saltanat kavgasıdır. Mutlu

bir gönül varsa o ancak hırka giyen alçak gönüllü dervişlerdedir.] diyerek.

Niyaz ederdi sığınağında Mevlâ sına:

  Bir gedâyidi

cih an içre gezer bî-ser ü pâ

Adlî kul oldı sana âleme sultan oldı

[Adlî aslında bütün dünyayı baştan aşağı gezen bir

düşkündü; ancak sana kul olunca bütün dünyaya sultan oldu.]

Ka be-i kûyına azm itme yüzün hâk itmedin

Niyetünden fâ ide olmaz namâzı bilmedin

[Yüzünü toprak etmeden, yüzünü yere değdirmeden Kâbe nin

semtine yönelme. Çünkü namazı kılmadan, niyetinin bir faydası olmaz.]

 LEONARDO DA VİNCİ İSTANBUL A KÖPRÜ YAPSAYDI

Bayezid-i Veli nin İstanbul a bir köprü yaptırtmak gibi

bir fikri vardı. Leonardo Da Vinci kendisine bir mektup yazarak İstanbul a

yapılmasını düşündüğü köprüyü tasarlayıp inşa etmeye talip olmuştur. Hatta

Michelangelo da padişahın köprü yaptırtma fikrini duyup, İstanbul a gelmek

istemiştir. Ancak II. Bayezid Hân Avrupa daki sanat hareketlerini yakından

takip etmesine rağmen bu fikre karşı çıkmış ve onların İstanbul a gelmesini

istememiştir. Bunu Osmanlı nın ilerleme hamlelerini engellemek ve sanata

muhalefet olarak addeden bazı Cumhuriyet aydınları (!) padişahı gericilik,

cahillik, dincilik, bağnazlıkla suçlamışlardır. Fatih devrinde Bellini nin

saraya kabul edildiğini, hatta Fatih in bir resmini bile çizdiğini, aynı

cesareti oğlu Bayezid in göstermeyip, dini inançları doğrultusunda sanata karşı

çıktığını iddia etmişlerdir. Oysa durum bu aydınlanamamış bazı aydınların

iddiasından çok farklıdır. Cumhuriyet dönemi meşhur sanatçılarından, o dönemin

ressamları arasında oluşturulan çeşitli grupların hiç birisine dâhil olmayıp,

yöresellik ve ulusallık arayışları içinde, sanata ve siyasete objektif bir

gözle bakıp, resim ve halk kültürü üzerine yoğunlaşan, ünlü ressam, folklor

araştırmacısı ve öğretim görevlisi Malik Aksel bu konuda şöyle demektedir:

Sultan Bayezid in, babası kadar başta Leonardo Da Vinci ve Michelangelo (Mikel

Anj) olmak üzere İtalyan sanatkârlara yer ve değer vermemesi bunların

İstanbul a gelmelerine mani olmuştur. Aslında ilerleme hamlelerimizi

engellediği sanılan ve gericilikle suçlandırılan bu padişahın en büyük

hatasının İtalyan sanatkârlarının Türkiye ye gelmemelerinde bulanlar vardır.

Hâlbuki o devrimizdeki eserlerimize, hayatımıza kuşbakışı bakacak olursak bu

hükmün üstün körü verilmiş bir hüküm olduğunu görürüz. Acaba C. Bellini den

sonra bu iki sanatkâr da İstanbul a gelseydi, İstanbul un silueti, manzarası ne

olurdu Bunu şimdiden kestirmek zor değil. Bu büyük şehir, biraz Bizans

sanatını, biraz da İtalyan sanatını devam ettirecek, minareler kilise

kulelerini hatırlatacak, Floransa Domu gibi camiler ortaya çıkacak, hatta Sen

Piyer in modelleri çoğalacak... Fatih İstanbul u aldıktan sonra, İstanbul u

Türkleştiren, Müslümanlaştıran Türk mimarları ve sanatkârları olmuştur. Sultan

Bayezid, İtalyan ressam ve sanatkârlarına İstanbul un kapılarını kapamasıyla en

aşağı iki yüz sene bu şehirde Türk üslûbunun gelişmesine ve yayılmasına vesile

oldu. .Türklerin Avrupa ya yönelen dalga dalga hamleleri yalnız uyuyan

Avrupa yı uyandırmakla kalmadı. Avrupalıları bize karşı birleştirdi. Türk

askeri teşkilatından aldıkları derslerle muntazam ordular halinde karşımıza

çıkmalarına vesile oldu. Daha doğrusu Türk hamleleri Avrupa ya Rönesans ı

kazandırdı. Avrupa Birliğinin doğmasına yardım etti. Sultan II. Bayezid bütün

bu saldırışlara karşı korken; Türk sanatının ilerisini de görerek bu sanatı

korudu. Onun yabancı bir aşı ile aşılanmasına razı olmadı. Onu hızından

alıkoymadı ki, Sultan Bayezid in asıl veliliği buradan gelir. Böyle müthiş bir

tespit yapan ve Bayezid le ilgili gerici yaftasını kaldırmaya çalışan bu ünlü

ressamımız (Allah rahmet eylesin.); ne yazık ki kendisi de savunduğu atası gibi

mürtecilikle, İslamcılıkla suçlanarak bir takım aydın (!) ressamın, hakarete

varan saldırılarına maruz kalmıştır. Gericilik işte böyle bir şey olmalı!

 ENDÜLÜS TEN KAÇAN YAHUDİLERE KUCAK AÇIP HİMAYE EDEN

MÜSLÜMAN SULTAN ONUN TORUNLARININ KUCAKLARINA MERMİ YAĞDIRAN YAHUDİ YÖNETİCİLER

Benî Ahmer Hükümdarına, Katolik Ferdinand ve Kraliçe

İzabella tarafından zulüm ve baskı yapılmaktadır. Durumlarını bildirmek

feryatlarını Osmanlı ya duyurmak için Ebûl- Beka Salih b. Şerif in Feryadnâme

adlı şiiriyle beraber II. Bayezid e bir elçi gönderdiler. O zamanlar devlette

entrikalar son seviyede, Osmanlı II. Bayezid- Cem Sultan olayıyla

sarsılmaktaydı. Buna rağmen II. Bayezid İspanya sahillerini vurmak için Kemal

Reis kumandasında bir filo gönderdi. Bu filoyla orada bulunan bir kısım

Müslüman ve Yahudi kurtarılarak Türkiye ye getirilmiştir. Katolik Ferdinand ve

Kraliçe İzabella tarafından zulüm edilen Müslüman ve Yahudiler. Zulüm gören bu

Yahudiler i II. Bayezid himaye etmiş. Ne garip bir durum ki aynı atası II.

Bayezid gibi zulüm altında kalan bir ülkenin insanlarına yardıma koşan Osmanlı

torunlarını, bugün o Yahudiler in torunları; acımasızca öldürüyor, katlediyor,

şehit ediyor. Geçmişini atalarını ne çabuk unuttu bu Yahudiler diye sormadan

edemiyor insan Zannederim dedelerinin teşekkürünü böyle yapıyor bugünkü

İsrail. Herhalde onların teşekkür anlayışı bu. Geçmişlerinde Katoliklerin

kendilerine yaptığı zulmü, şimdi kendileri Müslümanlara, Filistinliler e

yapmaktalar. Zulmeden İsrail. Zulme uğrayan Müslümanlar onları bir zamanlar

yurtlarından sürenler ise Katolik Hristiyanlar. Onlara kucak açan ise Osmanlı

torunları, Müslümanlar.