Önce şöyle sabah öfkemden başlayayım. Yani cumartesi sabahından söz ediyorum. Saat 06.30’da kalkamadım ve bizim bayan takımının Çin maçını izleyemedim. Televizyonun kumandasına dokunduğumda saat 09.40 idi... Yani Brezilya ve Rusya parkenin üzerinde müthiş bir mücadeleye girişmişlerdi. Hem kahvaltı ediyordum, hem de dikkatle maça dalmıştım. Kulağımda maçı anlatan ve voleyboldan de iyi anlayan spikerde idi. Alt yazılara bakacak kadar dinlediğimden, gördüğümden uzaklaşamazdım. Bunu da hiç yapmadım zaten... Neyse... Hem maçı izliyorum, hem de kulağım bizim Çin maçının sonucunda. Ama nerede Spiker arkadaş çok bilgili... Her iki takımın da bayan sporcularının kimlerle evlendiklerini, o erkeklerin hangi sporu hangi düzeyde yaptıklarını falan anlatıyor arada... Bizim maç mı Tık yok... Neyse, 1, 5 saate yakın yayın izleme mesaimden sonra dayanamadım ve NTV’yi aradım. Karşıma bir bayan çıktı. Kimliğimi okuduktan sonra, derdimi, sıkıntımı anlattım. Daha doğrusu NTV Sporun büyük eksikliğini dile getirdim. Notunu aldı. Neyse, saat 11.10 sularında falan bizim Çin maçından ve sıralamadan söz etti spiker arkadaş. Yahu beyler; maç bizim kızların maçıdır. Yani göğsünde ay-yıldız bulunan formalıların... Ben sizin yerinizde olsam, iki arada bir derede Çin maçından pasajlar sunardım. Hani ders ola diye yazdım.
Transfer Dersleri
Hazır dersten açılmışken... Fenerbahçe elindeki mal fazlalarını göndermeye çalışıyor. Krasiç, Baroni ve Yobo... Neyse ki Stoch gitti. Ne gidiş ama... Mangırın büyük bölümünü Fenerbahçe ödeyecekmiş. Eeee, çağdaş kulüp yöneticiliği de böyle yapılır zaten. Sonra biz yazınca bazıları bizim gazetenin telefonlarını susturmuyorlarmış. Peki, UEFA’nın verdiği üç yıllık cezadan Fenerbahçe ne kadar zarara uğradı 200 milyon avrodan az değil... Transfer faturasını da eklersen 300 milyon avroyu geçer. Yani 500 milyon dolar kadar... Aman bendeki endişeye de bak... Nasılsa Azizbaheçeciler ödüyor ya bedelini... Bana ne değil mi Ama bir gün gelir, biz ne yapmışız yahu dersiniz...
Galatasaray’dan kötü haber diye bir haber yankılandı. Hamit yeniden sakatlanmış. Üzüldüm. Bizim çocuğumuz Almanya gibi bir önemli futbol ülkesinde eğitim almış, Bayern’den taaa Real Madrid’lere taşınmıştı. Hamit hasta bir Galatasaraylıdır, bunu bilirim. Ama bizim sahaya böyle adamı boşuna yollamazlar... Yani kronik sakatlıktan söz ediyorum. Bu kural yeniden sahnede, ne yazık ki! Diyeceksiniz ki, sağlık kontrolünden geçiyorlar ya... O zaman nefes alıp verme egzersizi...
Beşiktaş hayati maça hazırlanıyor. Atiba diyor ki, “O maçı izlerken kıvrandım. Şimdi Arsenal’ı kıvrandırmak için hazırım” Güzel! Ama ben şunun altını çizeyim dedim. Neyin mi Aman gaza gelip, biz Londra’da adamı dümdüz ederiz gibilerinden havalara girmeyin. Stratejinizi iyi belirleyin. Penaltılara dahi gidebilecek bir maçı da aklınızdan çıkarmayın! Yani aşırı havaya gerek yok...
Trabzonspor’da Vahid hoca havalarda. Maç sonrası ne demeçler verdi. Sanki daha öncekileri o değil de, malzemeci kardeşler verdi. Demek taktik bu... Önce eleştir, hırpala, sonra verim al... Neyse, ligin tepesi hayli zengin adaylı geçmeye aday bu sezon... Bu da ülke futbolu adına sevindirici... Bir de şu Passolig kartı meselesi düzgünleşse…