Mutlu olmak için ulaşılmaz imkânlara, şaşalı hayatlara ihtiyacınız yoktur. Küçük imkânlarla da mutlu olabilirsiniz. Yeter ki doğru bakmayı ve doğru durmayı bilin.

Nihayetinde yeryüzü bizim mülkümüz değildir ve sahip olduğumuz hiçbir şeyin gerçek sahibi biz değiliz. Hayallerimizin sonu yoktur gerçi. Her şeye sahip olmak ve daha iyi şartlarda yaşamak isteriz. İyi bir evlilik yapmayı hayal eder ve evleniriz, iş sahibi olur para kazanırız, insanlarla dostluklar geliştirir ve birlikte vakit geçiririz. Hayallerimizin geniş bir yelpazesi vardır ve bu yelpaze gittikçe açılır. Bizler ise dünya ile kurduğumuz ünsiyeti sürdürürken sahip olduğumuz şeylerden hiç kopmayacakmış gibi bağlanırız.

Hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir, gece gündüz çalışır ve daha iyi şartlarda yaşayabilmenin yollarını ararız. Küçük bir karınca misali, kazandıklarımızı biriktirir ve ebedi yaşayacakmış hissine kapılırız. Zaman durmuştur bizim için. Günler aylar yıllar hiç geçmeyecekmiş gibi gelir. Ama zaman öyle bir sinsi bir şeydir ki, fark ettirmeden girer hayatımıza. Geçen her günün bizden bir şeyler alıp götürdüğünü ancak yarı yolda fark edebiliriz. Artık ayaklarımız gitmez olur, gözlerimizin feri söner, bedenimizde oluşan ağrılar hayatı katlanılmaz kılmaya başlar. Kaybedilen en değerli şeyin gençlik ve sağlık olduğunu geç de olsa fark ederiz fakat giden günleri geri getirme imkanımız yoktur.

İnsan niçin yaşar

İnsan niçin yaşar Sadece karın doyurmak için mi Elbette öyle olmamalı. İnsan rızkını kazanmak zorundadır. Fakat en önemli görevi insan olabilmektir. O yüzden insanım diyen herkes vaktinin bir kısmını kendisine ayırmak zorundadır. İnsan olarak doğmak zor değildir fakat insan olarak kalmak oldukça zor iştir. Ve insan sadece karın doyurmak için gelmemiştir, şanına yakışır bir hayat yaşamak için gönderilmiştir.

İnsanlığın geçerliliğini tamamen kaybettiği bir çağda yaşıyoruz. İnsanca yaşama gayreti içinde olanlar, akılsız, nasipsiz, mağdur, yoksul ve saf kişiler olarak tanımlanıyorlar. Altının değerini ancak kuyumcu anlayabilir derler bu insanların değerlerini de insanlıkta önde olanlar dışında anlayan olmuyor. Değeri fazla olan şeyler, karanlığın içindeki yıldızlar gibidir. Kapladığı alan küçüktür fakat etkisi büyüktür. İnsanca yaşamayı başaranların sayıları az olsa dahi etkileri büyüktür. Onlar bu dünyada kalıcı olmayacaklarının farkına varmış ve bu doğrultuda yaşamış kimselerdir.

Ailemiz Evinizi Okula Çevirebilirsiniz

Ev sadece barındığımız bir ortam değildir. Aksine anne ve babanın gözetiminde çocukların eğitildiği ve hayata hazırlandığı mekândır. Ev bir okul gibidir. Anne baba bu okulun eğitimcileridir. Evin çocuk üzerindeki tesiri oldukça büyüktür. Anne baba evin bir okul olduğunu unutmayıp, çocuklarını hem bilgi olarak beslemeli hem de yaşantısal olarak örnek olmalıdırlar.

Çocuk ev ortamında, anne babanın davranışlarını modeller onun gibi davranmaya başlar:

Çocuk anne babadan gördüğü gibi doğru sözlü olmayı öğrenir.

Çocuk namazın önemini ailede öğrenir ve anne baba ile birlikte namaz kılmaya başlar.

Çocuk yardımlaşmayı ailede öğrenir, muhtaçlara karşı sorumlu olduğunun bilincine varır.

Çocuk, şefkat ve merhameti ailede öğrenir, insanların haklarına saygı göstermenin bir erdem olduğunu kavrar.

Çocuk büyüklere saygı ve hürmeti ailede öğrenir. Büyük ebeveynlerinin bakımını üstlenir.

Çocuk kendisine ve çevresine karşı sorumlu olduğunun bilincine varır.

Çocuk dürüstlük ve adaleti ailede öğrenir ve insanların haklarına saygı gösterir.

Çocuk adap kurallarını anne babanın gözetiminde öğrenir ve dışarı çıktığında nasıl davranacağını bilir.

Çocuk yaşadığı sorunlara çözüm getirmeyi ailenin rehberliğinde öğrenir ve bu konuda onlardan destek alır.

Çocuk iyi kötü kavramlarını ailede öğrenir.

Gençlere Yön Göstermek Ailenin Görevidir

İnsan hayatı nefisle akıl arasında devam eden bir koşuşturmacadan ibarettir. Aklın zayıf kaldığı anlarda kişi nefsinin hizmetkârı olmaktan kurtulamaz. Anne babalar, çocuklarını bu tehlikeden koruyabilmek için erken yaşlarda irade eğitimi vermelidirler. Çocuklukta sağlıklı bir irade eğitimi alan genç tuzaklara kapılıp asli görevlerini aksatmaz. Zira doğru ile yanlışı ayırt edebilecek donanıma sahiptir.

Gencin bir ayağı İslami bilgilerin mütalaa edildiği eğitim halkalarında olmalıdır. Hayat akarken o, bu akışın neresinde bulunması ve nasıl durması gerektiğini sorgulamalı ve yönünü belirlemelidir. Bu da ancak kesintisiz bir dini eğitimle mümkün olabilir. Hz. Peygamber ve sahabesi yaşamlarının sonuna kadar ilim halkalarından ayrılmamış ve imanlarını ilimle beslemekten bir lahza dahi geri kalmamışlardır.

Gençler yapıları gereği agresif ve çatışmacı bir karaktere sahiptirler. Anne babalar onların bu özelliklerini dikkate almalı ve neden namaz kılmıyorsun diye çıkışmak yerine “birlikte kılalım, bu günlerde namazlarını geçiriyorsun sanırım, bu konuda sana nasıl yardımcı olabilirim…”gibi yumuşak geçişler yapmalıdırlar.

Gençler anlık hazların, sonu görünmez hayallerin peşinde sürüklenirler. Bu dönem akıldan ziyade hisler ağır basmaktadır. Genç eylemlerinin sonucuna odaklanmakta güçlük çeker. O an kendisine keyif veren ne ise onun peşine düşer. Çocukluk döneminden itibaren davranışlarının sorumluluğunu alabilen gençler ise hislerinin esiri olmazlar. Geçirilen namazların hayatlarına ne tür zararlar getirebileceğini hesaba katar ve aksatmazlar.

Çocuğa erken yaşlarda namaz bilinci vermek yerine maddi telkinler yapan anne babalar ileriki yaşlarda bu çocuğun namaz hassasiyeti taşımasını beklememelidirler. Aileler önceliklerimizin neler olması gerektiği konusunda çocuğu bilgilendirmeli ve namazı merkeze almalıdırlar.