“Maziye bir bakıver neler neler bıraktık” diye bir şarkı vardı aklıma geldi birden. Ben de şöyle bir geriye dönüp baktım.
Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) 57. yılını kutluyor. Benim dernek üyeliğine kabulüm 1999, yani 21 yıl olmuş. Aslında TSYD ile tanışmamız, üyeleri ve kurucuları ile sohbetlerimiz daha önceki yıllara dayanır. 1988 yılına doğru bir gittim. Milliyet gazetesinde çalışmaya başladığım yıllar gözümün önüne geldi. Yani dile kolay 32 yıl olmuş. O dönemlerde gazeteye hemen sizi almıyorlardı. Bir deneme, bir bekleme süresi veriyorlardı. 3 ay bilemedin 6 ay bir süreç yaşanıyordu.
Ben hem üniversitede okuyor, hem alt yapısında futbola başladığım Yeşildirek’te futbol oynuyor hem de Milliyet gazetesinde çalışıyordum. Montaj Bölümü’nde Kapak Sayfaları (1. Sayfa ve Spor Sayfası) renk uzmanlığı ve montör olarak çalışıyordum. Futbol, basketbol ve voleybol gibi sporları çocukluğumuzdan beri okul yıllarında yaptığımızdan spor sayfasına daha bir başka bakıyorduk. Tersten sayfadaki haberleri okuyor, tashih servisinden çıkıp geldiği ve bizden sonra baskıya gireceği için önemli tashihleri de görüp düzeltiyorduk. Spor sayfası sekreteri Hasan Tankaya bizim dikkatli olduğumuzu bildiğinden eğer sayfanın başında beni görür ise sayfadaki fotoğrafların yerini göstermeden bırakır giderdi. Bize çok güvenirdi. Her akşam Spor Müdürü Şansal Büyüka bazen Montaj Servisi kapısından kafasını uzatır, bazen de içeri girer, “İyi ak-şam-larr arka-daş-larr” der öyle gazeteyi terk ederdi. Spor Servisi’nde yeme işleri (kebap-baklava gibi) olunca Hasan abi kapıdan Hamit der işaret ederdi. Spor Servisi’ne çalışanları haricinde öyle herkes giriş-çıkış yapamazdı. Rahmetli İslam Çupi, rahmetli Necati Karakaya, rahmetli Yusuf Tunaoğlu yazılarını o servisin daktilo ve masalarında yazardı. Spor Müdür Yardımcısı Ferhan Tezcan, İhsan Topaloğlu servise renk katan isimlerdi. Galatasaray’ı takip eden Halil Özer acar muhabirdi. Kes-kopyala-yapıştır haberlere yer yoktu. Meriç Müldür, Gürcan Bilgiç benim gibi çiçeği burnunda gazetecilerdi. Güzel günlerdi.
Sonra 1993’te Milli Gazete’de gazeteciliği damardan yaptık diyebilirim. TSYD ile ilişkileri güzel ve üst düzey seviyesine getirdik. Ödül aldık. O dönemlerde TSYD Jürisi tarafından Milli Gazete’nin ödüle layık görülmesini Kemal Belgin köşesinde “Vay Be Hamit” başlıklı yazında paylaşmış, “Gazetenin adı Milli Gazete değil de, Milliyet olsaydı uzak ara birinci olurdu” diye ifade etmiştir.
TSYD ile ilişkimiz önce maçlara serbest giriş kartı çıkarmakla başlamıştı. Genelde Galatasaray maçlarını takip ederdim. Ali Sami Yen Basın Tribünü Giriş Kapısı’nın girişinde TSYD emekçisi ya rahmetli Fikret abi ya da Murat abi olurdu. Kartları kontrol ederdi. Ali Sami Yen’de Milli Gazete’nin bir koltuğu vardı. Bir de isimsiz koltuklar vardı. Onları da spor servisinde çalışmayan basın kartı sahibi olanlar kullanırdı. İçeride bir başka emekçi Ahmet abi karşılardı. Saha tarafından basın tribününe geçiş yapmaya çalışanlara müdahale ederdi. Gazeteciler rahatsız olmasın diye tanımadığı yüzlere kimlik sorardı. Bir kere sorduysa artık ne Fikret abi, ne Murat abi ne de Ahmet abi bir daha kart sormazdı. Her spor çalışanını, foto muhabirini, muhabiri, spor yazarını hepsini hafızaya alırlardı. Ben bir gün TSYD’ye ikinci bir koltuk için yazı yazdım. Ayrıca maçı takip edecek foto muhabirini, muhabir veya muhabirleri isim isim belirttim. Daha sonra TSYD bundan böyle maça akredite olacakların isimlerinin birkaç gün önceden bildirilmesini istedi. TSYD’nin genç emekçileri Yunus, Erhan ve Birgül ile statta öyle tanıştık. Akrediteleri Erhan ve Birgül yapıyordu. Statta da biletlerimizi oturacağımız yerleri hazırlıyorlardı. Emekçi abilerimiz yine kontrollerini pür dikkat yapıyordu. Kimi zaman ailemizden daha çok onları görürdük. Basın toplantısı olur, seminer olur, maç olur bazen sabahtan akşama kadar TSYD çalışanlarıyla birlikte olurduk. Dertleşir, sohbet ederdik. Hâlâ da öyledir. Bu gelenek bozulmaz. Ahmet abi emekli olmuş. Murat abi devam ediyormuş. Erhan TSYD Levent Tesis Müdürü görevini üstlenmiş. Önceleri Birgül’e ulaşamaz isem sesini sadece duyduğumuz Gülen ablamızın da emekli olduğunu öğrendim. Birgül Hanım zaten maşallahı var joker gibi her organizasyona gider idare eder. Ne günlerdi ama…
Tabi sadece güzel işlerden bahsetmeyelim. Biraz da iğneyi kendimize batıralım. TSYD Başkanı Oğuz Tongsir’i (Oğuz abiyi) ve yönetim kurulundaki birçok ismi yakinen tanırım. Galatasaray’ı ve milli takımın başındayken Fatih Terim’i birlikte takip ediyorduk. O yüzden aflarına sığınarak şunları belirtmek isterim. TSYD’nin web sayfası, internet sitesi TSYD’ye yakışmıyor. Fotoğraflar, bilgiler, içerik ve içerikteki yazılar, site haritası, arşiv bilgileri çok eksik görünüyor. Ayrıca, şimdiye kadar gelen giden başkan ve yönetim kurulu üyelerinden diğer üye ve spor basın mensuplarına, “Nasılsınız? Önerileriniz var mı? Çalışma şartlarınız nasıl? Bağımsız, özgürce ve demokratik bir şekilde yazabiliyor musunuz?” sorularını duymadım. İşten çıkarılan basın çalışanları ile ilgili bir çalışma görmedim. İnşallah bu dönem ve yönetim bu sorunlara da bir dokunur. Bu vesile ile TSYD’nin 57. yılı bir kez daha kutlu olsun diyor, Covid-19 virüsünün yaralarını TSYD ailesi olarak birlikte daha çabuk saracağımıza yürekten inanıyorum.