Yerel seçimlerin ardından gazetelerde ve televizyonlarda yapılan sosyolojik analizlerde, yaşadığımız travmanın ardından milletin tercihleriyle ilgili bir kırgınlık ve kızgınlık edası seziliyor. Kendi arzuladıkları bir tercih çıtası ortaya çıkmayan kalemşorlar ve uzmanlar, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla ilgili sürecin millet tarafından algılanmadığını, doğru dürüst analiz edilmediğini, bu tabloya göre bu oy oranının gerçekleri hiç yansıtmadığını ifade ediyorlar.

Neden şikâyet ediyorsunuz Bu tablo sizin eseriniz değil mi Yıllardır gazete sayfalarınızdan verdiğiniz hazırlop yorumlarla, televizyonlarınızın ekranlarına getirdiğiniz izleyeni afyonlayan yapımlarla, dizilerle, yarışmalarla ve her türlü entrikayı içinde barındıran tartışma programlarınızla, bu milletin algılarındaki problematiği oluşturan sizler değil misiniz

12 Eylül sonrası oluşturulmaya çalışılan insan prototipi tam da böyle bir şey değil miydi Konuşmayan, düşünmeyen, analiz etmeyen, sormayan… Her şeyi olduğu gibi kabul eden, sineye çeken bir insan prototipi… Kabul etmeliyiz ki, bu karaktere bezendirilmiş insanların, ortaya koyacakları hiçbir isyan kültürü de yoktur. Bağırmazlar, çağırmazlar, sesini yükseltmezler, yöneticilerinin yaptıkları yanlışları olduğu gibi bağırlarına basarlar. Kötülüklerin içselleştirilmesi şeklinde özetlenebilecek bir deyim vardır… Bu deyimi, bir medya uzmanı bir röportajımızda kullanmıştı… Özellikle magazinel anlayışın derinleştiği, hayatımızı kuşattığı, her yönümüzle bizi esir aldığı ve ahtapot kollarıyla sarıp sarmaladığı ilk günlerde, “Maraz merakların sınırı yoktur. Ne kadar verirseniz, insanlar o kadar daha talep ederler… Bu sınırı iyi tayin etmeniz gerekir… Fakat bugün televizyoncuların reyting hesapları dolayısıyla bu sınırın iyi tayin edilmediğini görüyoruz. Sınırsız şekilde kurgulanan magazinel afyonlar bizleri uyutuyor, kuşatıyor ve psikolojimizi bile bozacak bir nitelikte bizi mahvediyor… Bu süreç, kötülüklerin içselleştirildiği, her şeyin mubah görüldüğü, algıların dönüştürüldüğü bir boyutu beraberinde getiriyor” demişti.

Medyanın insanlarımızın kısır dünyalarında yaptığı bu dönüştürücü etkisini hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerekiyor. Günün 12 saati, televizyon ekranlarından hipnotize edilen insanların, karar mekanizmaları da elinden alınmıştır. Yüksek bir irade, kendilerine ne buyuruyorsa, o yolda gideceklerdir ve olumlu geri dönüşüm noktasında çok zor bir paradigma bizleri beklemektedir.

İşte bu irade, yerel seçimlerin bittiği günden itibaren bizleri yeni bir “Seçim Anaforu”na doğru daha sürüklüyor. Seçimlerin analizleri bile yapılmadan, belediye başkanları koltuklarına oturup, ilk icraatlarını bile sergileyemeden, “Cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle ilgili” müthiş bir cenderenin içine doğru itilmeye başlandık.

Elbette bunlar ısınma peşrevleri… Öncelikle havayı koklayacaklar… Milletin bu noktadaki algılarının belli bir perspektif e kanalize olmasını sağlayacaklar… Nabız yoklayacaklar… Belli bir aşamadan sonra ise adaylarla ilgili tartışmalar neticelenecek ve önümüze kendilerinin tek adres olarak sunacakları isimleri koyarak, bu yemeği yememizi sağlayacaklar.

Türkiye’nin başka bir derdi yok mu Başka sıkıntıları yok mu Yapılacak işleri yok mu

Varsa yoksa siyasetin bizleri kuşattığı derin bir sarmala hapis durumdayız.

Herkesin hesabı ayrı…

Bu hesabın tutup tutmayacağını ise zaman gösterecek.