Geçenlerde bir dergide okumuştum. Türkiye de kullanılan isimlerin taşıyıcılarının miktarı verilmiş. Bu mesele zaten benim dikkatimi çeker dururdu. Neden dikkatimi çekerdi Bu soruyu cevaplandırmadan önce hangi ismi taşıyanın o isimle anılanların miktarlarına şöyle bir bakalım:
Türkiye de tam:
* Mehmet: 2 milyon 826 bin 306 tane,
* Mustafa: 2 milyon 187 bin 134 tane,
* Ahmet: 1 milyon 734 bin 871 tane,
* Ali: 1 milyon 674 bin 448 tane,
* Hüseyin: 1 milyon 345 bin 828 tane.
Kadınlardan da bir kaç ismi zikredelim:
* Fatma: 4 milyon 199 bin 600 tane,
* Ayşe: 3 milyon 184 bin 045 tane,
* Emine: 2 milyon 509 bin 480 tane,
* Hatice: 2 milyon 154 bin 569 tane,
* Zeynep: 1 milyon 040 bin 704 tane.
Eee ne varmış bunda demeyin. Neden demeyin
Bilmem dikkatinizi çekti mi
Ülkemizde zâlimler Müslümanlara zulümlerini yaparken ben kâfirim demiyor. "Ben de Müslümanım" veya "Benim dedem hacı idi. Annemin de başı örtülüdür. Nenem namazını kılardı" diyerek ölmüş veya sağ büyüklerini böyle tezkiye ediyor. Birinci iddiası yalan olsa bile diğer iddiaları doğrudur. Doğru olduğunun kanıtını da zâlimlerin taşıdığı isimlerdir. Taşıdıkları isimlerin ya peygamberlerimizin, ya ashab-ı kiramın veya ondan sonra gelen ulularımızın isimleridir. İslâm a düşmanca tavır takınan bir anne-baba çocuğuna Ahmet ismini, Mehmed ismini, Derviş ismini, Ayşe,Fatma, Esma... vesaire gibi isimleri vermez. Dini gayretleriyle aman çocuğum dine düşman olmasın, Allah ı Peygamberi unutmasın diye böyle bir isimle isimlendiriyor. Yani çocuğuna öyle bir nişan koyuyor ki, Müslümanlığında ihanete düşmesin hesabını yapmış. Gelin görün ki, kazın ayağı öyle değil. Devletin bazı yüksek kademelerdeki büyüklerine, bürokratlara, televizyonda daima gündemde tutulanlara, gazete manşetlerinden düşmeyenlere, görebildiğiniz veya duyabildiğiniz zalimlere bir bakın, hangi ismi taşıyorlar Bir isimlerine bir de yaptıklarına bakın. İkisi arasında bir bağlantı kurabilecek misiniz bakalım.
Bazıları doğarken Müslüman, isim alırken Müslüman, çocukluklarını yaşarken Müslüman, okula başlarken Müslüman, okula başladıktan on sene sonra kapkara bir mahluk oluyor. Kim karartıyor, kimler zıvanadan çıkarıyor çocuklarımızı, bu ülkenin genç dimağlarını ecdadına, ailesine, milletimizin millî-mânevî değerlerine kimler düşman yapıyorlar Hangi zâlim, hangi kâfir, hangi hain bozuyor neslimizi
Bu soruların cevabını bulabilirsek meseleyi kavrama şansını yakalamış oluruz. Öyle ise çözüm için zihnimizi biraz düşünerek zorlayalım.
Biz çocuklarımızı 4-5 yaşlarında "ana okulu"na gönderiyoruz. Arkasından ilköğretim dönemi başlıyor. Bu devre bitince yol ikiye ayrılıyor. Tahsile devam edenler üniversiteye, etmeyenler iş hayatına atılıyorlar. Medya ve çevre şekillenmede önemli konum oluşturuyorlar.
Okullarımız çocuklarımızı eğitmiyor, öğütüyor. Ailelerin duyarsızlığı medyanın acımasızlığı buna eklenince Hasanlarımız Hans, Meryemlerimiz Maryalaşıyor. Milletlerin hedefi, gül gibi çocukları eğitim kurumlarında diken haline getirdikten sonra, devlet gücünü göstermek için o dikenleri kırmak değildir. Bir asra yakın zamandır maarifin gayesi ve gayreti, bütün imkânları ve fırsatları kullanarak gençliğin terbiyesini maneviyattan ayırıp maddeye saplamak olmuştur. Benimsenen Amerikan anlayışı insanımızın başına musallat edilmiştir. Bürokratlarımızın bazısıyla idarecilerimizin bir kısmının milletimize ihanetinin sebebi budur.
Bunun nedenlerini de bir sonraki yazımızda ele alacağız, inşaallah...