ADAM 20 yıllık arabasını değiştirmemek için direniyor.

Oğullar sana istediğin arabayı alalım yeter ki, şu külüstürden vazgeç

dediklerinde derin bir acı hissediyor. Bu sözler göğsüne mermi gibi saplanıyor

ve her seferinde sırtını dönüp gidiyor. Adam 20 yılını oğulların külüstür

dediği bu araba ile geçirdi. Şimdi ondan 20 yıllık hatıralarını kıyıya atıp

vazgeçmesini istiyorlar. Baba, sıkıntılı günlerinde aracına geçip bütün

İstanbul u turladığı günleri, sabah işine giderken dinlediği müziği, birkaç ay

evvel değiştirdiği koltukları, açarken zorlandığı kapıyı düşünüyor ve bir

yakınından ayrılırcasına iç geçiriyor. Acı tatlı yaşanmışlıklarını fısıldadığı

arabasına dokunuyor ve oğulların kendisini anlamaktan uzak olduklarını

düşünüyor.

Oğullar, insan ilişkilerinin gün be gün yoksullaştığı bir

dünyada babanın bu külüstür arabaya nasıl bağlandığına bir anlam veremiyorlar.

Ama adam arabasından vazgeçemiyor. 20 yıllık, bir dostu bir arkadaşı gibi

bağlanıyor ona. Baba zaten vaktinin çoğunu arabasında geçiriyor. Hayatta iki

çocuğu bir eşi bir de arabasından başka hiç bir şeyi yok. Şimdi ondan çok

sevdiği arabasını bırakmasını istiyorlar. Baba oğulların bu talebine bir anlam

veremiyor. Büyük oğul babayı ikna etmek için babacığım iki ay sonra bana kız

istemeye gideceğiz bu metruk araçla olmaz, bizi zorlama diyor. Oğulun bu

sözleri babayı ikinci kez incitiyor. Ama oğlunu üzmek istemiyor ve Oğlum diyor

alalım, sen yeni aracı kullanırsın ben yine bu kara kuşumla giderim

Neden otuz yıl önce yaşadığımız mahallede duygularımıza

değen bir şeyler bulur da hüzünlendiriz Neden sevdiklerimizden kalan eşyalara

ayrı bir anlam katarız Neden yaşadığımız evi kullandığımız eşyaları

kendimizden bir parça gibi görür ve bağlanırız

 Kullandığımız

eşyalarla aramızda duygusal bir yakınlık doğuyor ve biz aslında bu araçlarda

yaşanmışlıklarımızı görüyoruz. O günlere geri dönüyor ve kimi zaman

hüzünleniyor kimi zaman neşeleniyoruz.

Hayatımız sürdürürken, sevdiğimiz kişilere ve

kullandığımız araçlara sürekli yatırım yapmaktayız. Eşyalara cansız birer

varlık olmasının ötesinde anlamlar yüklüyor ve onlarla bütünleşiyoruz.

Özellikle yalnızlığın bir hastalık haline geldiği günümüzde insanlar bir şeye

haddinden fazla bağlanarak bu yoksunluğu gidermeye çalışıyorlar. Eşya ya da

mekanla aramızda gelişen bu bağ normal sınırlar dahilinde ise kabul edilebilir.

Ancak bağımlılık haline gelmişse bunu bir sorun olarak görebiliriz.