Soma’da yaşanan faciaları hep televizyonda izledik, üzüldük, ahlandık, vahlandık. Hayat bizim için devam ediyordu. Ama ya ölenlerin aileleri için hayat devam ediyor muydu Birçok yazar bu acılarla ilgili yazılar yazdılar köşesinde, hem anne hem de mesleği psikolog olan bir profesör var ki, acıları ailelerle beraber bire bir yaşadı. O biliyordu, orayı ziyaret eden, siyasetçiler, sanatçılar, futbolcular geri döndüğünde, aileler kapılarını kapattığında, çocuklar babalarını özlemeye başladığında en büyük acılar o zaman yaşanacaktır. Bu durumu tespit etmek için, Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Prof.Dr. Nevzat Tarhan hemen bir kriz masası kurarak Psiko Akut Ekibinin oluşturulmasına ilişkin talimat verdi…
Prof. Dr. Sevda Askerova; ”Olay olduğunda aklımıza ilk gelen öfke kontrolüydü. Çünkü öfke sizi kötüye götürebilirdi. Öfke kontrolüyle ilgili anında broşürler yaptırdık. Bu broşürler çocuklara ve yetişkinlere yönelikti. Hastaneleri ve okulları gezdik, daha sonra aileleri ziyaret etmeye başladık… İlk dikkatimizi çeken, Soma halkının çok metanetli, bir dayanışma içinde oluşuydu. Hem dindardılar hem de ileri görüşüydüler. Bu bizi mutlu etti. Çünkü aileler arasında çok büyük bir dayanışma olduğunu gördük.” Sevda hocayla Soma’yı konuşurken gözleri yaşarıyordu. Enteresan bir olayı anlattığında beraberce ağladık. Sevda hoca diyordu ki; ”9 yaşındaki bir çocuğumuz yapmış olduğu bir resmi gördüm. Bir uçak resmi çizmiş, bu uçak yeraltına doğru uçarak orada kalan babasını kurtarıyor. Bu resmi gördüğümde çok etkilendim. Kâğıda yansıyan resim acının resmiydi.”
Sevda hoca Soma’yı anlatırken adeta bize acının fotoğrafını çekiyordu, konuşmalarını ve beden dilini izlediğinizde siz de onla beraber acıyı yaşıyordunuz. Sevda hoca konuşmaya devam ettikçe, yüreğimiz sıkışıyordu. Diyordu ki; ”kadının kocası ölmüş, benim oğlumu alın kadro boşalmış diyor. Bu çaresizliğin acıya dönüşmesinden başka bir şey değildir. Bunca yıllık mesleğimde böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Şaşkındım.“ Sevda hoca anlattıkça yaşanan acının büyüklüğünü hissedebiliyorduk. Hele bir olay anlattı adeta Rabbimin hikmeti tecelli ediyordu. Kadının iki tane çocuğu var. Üçüncüye de 3 aylık hamile. Bir Çocuk 1, 5 diğeri 10 yaşında İbrahim Ethem kendisi. Çocuklar hiç isyan etmiyor. Anne ağlama babam gelecek diyorlar. Anne niye ağlıyorsun Diyor 5 yaşındaki kız. Babasının ismi Kâmil hanımını ismi Kâmile. Anne! 6 ay sonra kâmil geliyor, niye ağlıyorsun ki diyor. Daha ultrason cihazına girmedi, cinsiyeti belli değil ama çocuk diyor ki annesine erkek çocuğu olacak o da kâmil olacak ve bizi teselli edecek. İbrahim Ethem bir de babasına mektup yazmış:
“Canım Babacığım,
Sen şehit oldun. Biz de şehit yavruları olduk. Soma’da 301 kişi hayatını kaybetti. Evlere ateş düştü. Tüm Türkiye Soma’daki faciayı konuşuyor. Galiba Baba, sen çıkışa yakındın ama arkadaşlarını kurtarmaya çalıştın. Şu an sen bizi görüp duyuyorsun. Anneme üç tane emanet bıraktın, ben, kızın ve yeni doğacak kardeşimiz. Halalarımın, amcalarımın, dayılarımın, annemin ve kardeşlerimin selamı var. Sen bizi bırakıp gittin ama ceketinin cebindeki 2 lirayı ve çakmağını, tarağını bulduk, onları sakladık. Kıyafetlerini yoksullara verdik. İki tane ceketini gelecek kardeşimle paylaşacağız. Mekânın CENNET OLSUN.
Güzel güzel uyu.
Oğlun İbrahim Etem Çal
Ben 10 yaşıma gireceğim, kardeşim 5; gelecek kardeşimin adı Kamil Çal olacak.”
Anne diyor ki, bizim büyük aşk hikâyemiz vardı. 7 sene sevdik. Babam bizi birbirine vermiyordu. Bana ceza olarak karda yalın ayak 2 saat tuttu. Daha sonra biz kaçtık ve evlendik. Hep diyordum ki, Allah’ım bu cenneti bana çok görme. Ben bu meslekten korkuyordum ve ben her gün kocamı gömüyordum. Her gün kendi ellerimle onu tabuta yerleştiriyordum. Öyle hissediyordum. Biliyordum sanki Rabbim bu mutluluğu benden alacaktı. Mutluluk bu cennette gibiydim. Çok becerikliydi bu evi kendi elleriyle yaptı ve daha 27 yaşında “ Böyle anlatıyordu şahit olduğu acıları Sevda hoca. Asıl acılar bundan sonra yaşanacak diyordu. Herkes orayı terk ettiğinde, aileler kendi başına kaldığında, tarifsiz acılar yaşanacaktı. İşte o acılarda biz orada olmalıyız. Yoksa ne önemi var bu mesleği yapmanın. Mesleğinde böyle duyarlı doktorlarımız, mühendislerimiz olduğu sürece acılar mutlaka paylaşılır. Umut ediyorum ki, Sevda hoca gibi insanların sayısının daha çok artsın. Çünkü böyle hassasiyete sahip insancıl insanlarımız çok olursa bu acılar yaşanmamış olacaktır.