Usta hikâyeci Necati Mert, geçtiğimiz hafta (17 Kasım 2024 Pazar) 79 yaşında vefat etti. Düzene karşı çıkan kendine özgü duruş sahibi bir yazar olması dolayısıyla vefatına üzüldüm. Necati Mert ismini ilk defa 2002 yılında Kırklar dergisinde görmüştüm. Şahsen tanışıp görüşmemiz ise 2010 yılında olmuştu…

Rahmetli dostum hikâyeci Recep Şükrü Güngör, 2003 yılında geldiği İstanbul’dan 2008 yılında görevi gereği Sakarya’ya taşınmıştı. Sakarya’dan İstanbul’a ailesiyle beni ziyarete geliyordu, her geldiklerinde en az iki gün bizde kalıyorlardı. Ailecek görüşüyorduk. Tabi biz hikâyeci dostumla ikimiz kütüphanemde sabahlıyorduk. Sabahlara kadar şiir ve hikâye konuşuyorduk dahası şiir ve hikâye temelinde Türk edebiyatını, günün siyasi ve politik meselelerini konuşuyorduk. Güngör ile konuşamayacağımız konu yoktu; şiir, hikâye, roman, fikir, politika, siyaset, aşk, delilik, türkü vb. Rahmetli dostum Recep Şükrü Güngör Sakarya’dan yılda en az iki kere İstanbul’a ziyaretime geliyordu. 2010 yılında ben de ailecek Sakarya’ya Güngör’ü ziyarete gitmiştim. Sohbet sırasında Recep Şükrü Güngör, Necati Mert’ten bahsetti; senin şiir kitaplarını okumuş, kitabevinde de şiir kitaplarını satmış dedi. Ben, Necati Mert’in kitabevi mi var deyince kitabevi olduğunu söylemişti. Güngör ile kendi evinden kalkmış Necati Mert’in kitabevine gitmiştik. O gün kitabevinde yokmuş, görüşememiştik. Sonraki gün Recep Şükrü Güngör Necati Mert’i telefonla aradı, randevulaştık. Sakarya’da Çark Caddesi’nde bir kafede ben, Recep Şükrü Güngör ve Necati Mert iki saatten fazla sohbet ettik. Necati Mert bana, “Şiir kitaplarını okudum, daha önceden dergilerden de okuyordum şiirlerini. Kendine özgü çok iyi bir şiirin var. Şiir kitaplarını okumakla kalmadım, kitabevimde de sattım kitaplarını” demişti. Tanınma Korkusu, Yasak Bölge ve Tahammül Şeridi şiir kitaplarımı imzalamıştım Necati Mert’e, Necati Mert de bana Gramofonlar Radyolar Teypler, Minnacık Bir Uçurum ve Geceye Uçurulan Güvercinler hikâye kitaplarını imzalamış vermişti o gün. Bu kitaplar kendi kurduğu Çarksuyu Yayınevi’nden bastığı kitapları idi. Necati Mert kendi kuşağı sosyalist ve Marksist yazar ve şairlerden bahsetmiş, bazı isimlerle fikri kavgalar edip ayrı düştüklerini anlatmıştı. Seksen döneminde yaşadıklarından bahsetmişti. O dönemde kendisinin sosyalist dünya görüşünden dolayı devletle olan kavgasını anlatmıştı. Ben kendisinin sosyalist olduğunu bildiğimi söyleyince, “Ben sosyalistim ama başörtüsü yasağına karşı yapılan yürüyüşe de katılacak kadar muhalifim, geçen hafta yasağa karşı eylem vardı ben de eşimle katıldım” demişti. Her sosyalist muhalif olmalıdır ya da her muhalif biraz sosyalisttir fikrimi destekliyordu tavrı.

Necati Mert, hikâyelerinde çoğunlukla toplumsal değişimi ve bu değişimin yarattığı etkileri evrensel ölçekte insani duyarlığa dayandırarak anlatıyor. Geçmişi anlatırken geçmişi yüceltmediği gibi değişim sonucu hali de yüceltmiyor. Bir nevi ‘olduğu gibi’ anlatıyor, aslında olduğu gibi anlatmıyor da anlattığı o kadar gerçekçi ki o atmosferi veriyor. Hikâyelerinde insanın değişmez insani değerlerini vurguluyor. Geçmişi de hali de anlatırken ‘gerçeğin insani derinliği’ni bazen metne yayarken bazen de ana fikir ya da nükte olarak var kılıyor. Hikâyelerinde inandığı kendi dünya görüşünü veriyor, ama bunu ideolojik bir dayatma şekline getirerek gözümüze sokmuyor. Geçmişi anlatırken yeninin tarafında duruyor ama geçmişin hüznü de hikâyelerinde etkileyici unsur olarak yer alıyor. Toplumsal değişimi anlattığı hikâyelerinde eskiyi anlattığı pasajlardan etkileyici hüzün kalıyor. Sadece toplumsal değişim değil insanın birey olarak bu dünyadaki mücadelesi de hikâyelerinde önemli bir yekûn tutuyor.

Necati Mert Gramofonlar Radyolar Teypler, Minnacık Bir Uçurum, Geceye Uçurulan Güvercinler, Gönüller Küçüldü ve Zamansız hikâye kitaplarıyla Türk hikâyesinde kendine özgü bir yer edinmiştir.