Batı nın kafa yapısı insana bakış yönüyle hep aynı. Ne

yapsalar değişmiyor. Bunu da normal karşılamak lazım. Dinlerini bile kendi

genetik kodlarına göre yorumlayan, değiştiren bu kafanın başta İslam dünyası

olmak üzere dünyadaki temel meselelere yaklaşımlarındaki kriterler bile bunu fazlasıyla

ispatlıyor.

Batı açısından tek bir şey var: Biz ve ötekiler . Gerçi,

biz noktasında aralarında zaman zaman büyük savaşlara kadar varan ihtilaflar

söz konusu olsa da; mevzu ötekiler olduğunda ortaya koydukları birliktelik,

açıkçası takdire şayan. Bizim bu yitiğimizi onlar ortak çıkarlar noktasında pek

ala sağlayabiliyorlar.

Örneğin, düne kadar kanlı bıçaklı olan Almanya-Fransa

ikilisi, motor güç olup, Türkiye-İran vb. ikililerin yapamadığı birliktelikleri

kendi aralarında gerçekleştirebiliyorlar. O yüzden Avrupa, bizim de yıllardır

peşinde koşturduğumuz AB olarak karşımıza çıkarken, İslam dünyası içinde

bulunduğu krizler batağından bir türlü çıkamıyor. Bu kafa yapısını

değiştirmedikçe ve özüne dönmedikçe de bu biraz zor görünüyor. (Diğer taraftan,

İslam İşbirliği Teşkilatı nın son zirvesinde ortaya konulan hedefler ve

kurumsallaşmaya yönelik adımlar, bu noktada çıkmadık candan ümit kesilmez

sözünü de hatırlatmıyor değil. O yüzden ümitvar olmaya devam edeceğiz.)

Haçlı Seferleri nden bu yana İslam coğrafyasını değişik

yöntem ve araçlarla sömürmeye çalışan Batı nın, terör hadisesine yaklaşımı da

bu açıdan oldukça dikkat çekici. Meseleye insani boyuttan öte, tamamen

ideolojik eksenli (Hıristiyan kimliğin korunması vb. eksenli) yaklaşan Batı dünyası,

yaklaşan yaz mevsimi itibarıyla buna yeni bir boyut daha eklemiş durumda.

Batının vicdani anlamda insani yönünün iflasını ortaya koyan

ve koskoca bir tüketim toplumu olduğunu bir kez daha ispatlayan son bir

değerlendirme Almanya dan geldi. IŞİD terör örgütünün Avrupa sahillerinde

saldırı planladığına ilişkin DieWelt gazetesinde SaschaLehnartz imzalı yorum bu

bağlamda oldukça dikkat çekici.

Alman Gazetesi hadiseyi aynen şöyle değerlendiriliyor:

Gerçekliğinin ancak saldırının meydana gelmesi ile ispatlanması,

bu tarz haberlerin doğasında yatıyor. Güvenlik çevrelerinde meslek icabı sık

sık fısıldaşılır ve bazen uydurulur. Ama bu fısıldaşmaların altında gerçeklerin

yatmadığı anlamına da gelmez. Ve bu tehlike bir gerçek. Aralarında etkin bir

biçimde korunması çok zor popüler tatil yerlerinin de olduğu hassas hedefler,

IŞİD stratejisinin ayrılmaz bir parçası. Terör örgütü bunu şimdiye dek birçok

kez hunharca ortaya koydu. Bu tür saldırıların iki amacı var: Zaten kırılgan

olan toplumları istikrarsızlığa sürüklemek ve korkumuzu artırmak. Eğer terör

tehlikesi bizim tatil planlarımıza yön veriyorsa teröristler kazanmıştır.

Koyu harflerle yazılmış son cümleyi yanlış okumadınız, Alman

gazeteci aynen öyle diyor. Bu yorumun öz Türkçesi şu: Teröristlerin insanları

öldürmesi önemli değil. Hatta tatil yapacağımız Akdeniz sularının Müslümanlara

mezar olması da hiç umurumuzda değil. Onlar ölebilir, diğerleri öldürebilir.

Şimdi burada Alman gazeteciye sormak lazım, teröristlerin

kazanması için sizin tatil planlarınızın bundan etkilenmesi mi gerekiyordu

Tatil planlarınızı yapsa idiniz, teröristler kaybetmiş mi olacaktı

Teröristlerin kazandığını belirtmek için öldürülen, yurtlarından edilen

milyonlarca insan yetmiyor mu Daha ne kadar bebeğin sulara gömülmesi

gerekiyor İnsanlığınız tamamen sulara mı gömüldü

ABD-Rusya Arasında Danışıklı Dövüşe Devam!

ABD nin temel hedefinin kontrollü birçok kutupluluk olduğunu

burada Kırım-Ukrayna krizinin başladığı ilk günlerde ifade etmiş ve şöyle bir

değerlendirmede bulunmuştum: ABD, Rusya ya manevra alanı açıyor, ona öz güven

pompalamak suretiyle hem AB ile arasına duvarlar örüyor ve böylece AB ve NATO

üzerindeki etkisini arttırıyor hem de Rusya yı Çin ve diğerlerinden kopararak

karşı bloğu kendi içerisinde bölmek istiyor. Rusya da bunun farkında, aksi

takdirde balkanlaştırılacağını biliyor.

ABD nin 24 Kasım sonrası itibarıyla da bir diğer hedefine

ulaştığını görüyoruz. Düşürülen Rus savaş uçağı sonrası Türk-Rus ilişkilerinin

bozulması en fazla ABD-NATO ikilisini rahatlatmış görünüyor. Bunun sonucunda

ABD hem Türkiye hem de Rusya üzerinde daha rahat oyun kurabilme imkânı elde

etmiş durumda.

Türkiye ve Rusya yı bir savaşa itecek bir ortamın

hazırlandığı da diğer taraftan dikkatlerden kaçmıyor. ABD, tavşana kaç, tazıya

tut diyor. Nasıl mı

Obama, Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir taraftan

Türkiye yi Suriye konusunda çekiştirir iken, diğer taraftan da gazete ve

dergilere verdirilen ilanlarla Rusya-Ermenistan ikilisinin Türkiye ve NATO yu

tehdit ettiği ifade ediliyor.

Aynı Amerika, Türkiye ve NATO için tehdit olarak gösterdiği

Rusya ile de yine NATO bünyesinde iş pişiriyor. Bu bağlamda TheIndependent yazarı

Mary Dejevksy nin Rusya-NATO Konseyi nin yeniden çalışmaya başlamasıyla ilgili

yaptığı değerlendirme oldukça önemli. Bu gelişmeyi Batı nın Moskova yla

ilişkilerde politikasını değiştirdiğinin işareti olarak belirten Dejevksy, bir

adım daha ileri giderek, Rusya, işbirliğinin canlanmasının NATO iradesine bağlı

olduğundan hareketle Rusya nın NATO üzerinde diplomatik bir zafer kazandığının

altını çiziyor.

Bir taraftan Rusya ya öcü muamelesi çekiyor, diğer taraftan

da o öcüyü ödüllendiriyorsun. Ben, oyun diye işte buna derim!